Özet (TL;DR) @ 2018-02-17 09:34:37.863641: Görkemli Ortaköy Camii’ni, fotografik Boğaziçi Köprüsü’nü, bir şekilde koruyabildiğimiz Esma Sultan Yalısı’nı ve şahane Boğaz manzarasını aynı kadraja sığdıran o klasik karenin azıcık dışına çıkınca…
Ortakoy'un koy olduğu zamana yetişmedim. Ama bir 'karşı' çocuğu olmama rağmen 80'lerin sonu-90'ların başı Ortakoy'unu iyi bilirim. 'Entel pazarı'ndaki karakterlerin, orada satılan incik boncuğun, kumpir denen şeyi ilk kez tadıp yeme-içmede zirveyi yakaladığına inanmanın, tahta iskemleli çay bahçelerinde gun boyu tavla oynamanın hatıraları çok net.
Bu girizgahın sonunu tahmin edersiniz. Şimdi oyle değil! Eskiden uç-dort adet olan kumpirciler coştu, tezgahlara serili takıların sıradanlığı goz acıtır oldu, o tatlı çaycılar tuhaf kafemsi alanlara donuştu. Gerçek esnafın yerini "Kızlar!" diye bağıran, "Burası!" diye çağıran, insanı kolundan bacağından tutup içeri çekmeye çalışan mutecaviz bir topluluk aldı.

Ortakoy tabelasını gorunce içim sıkılıyor bu yuzden. Ama Dereboyu kısmını bilmiyorum. Bakalım neler goreceğim?
Meydan ın parlayan Guneş'i
Yolculuk Vadi durağında sona eriyor. Luks sitelerle çevrili kuçuk meydanın ortasında oturan çiçekçiye yanaşıyorum. 17 senedir aynı noktada duran 43 yaşındaki Guneş, soyadını vermek istemiyor. Guzel ismini babaannesi koymuş. Yaşıtız ama o erken yol alanlardan; 16'sında evlenmiş, dort çocuğu, uç torunu var. "Nerelisiniz?" diyorum, "İstanbulluyum, Tekirdağ!" diye cevap veriyor: "Herkes tanır beni. Özel muşterilerim var, evlerine muhabbete de çağırırlar." İşler durgunmuş son bir senedir. "Daha doğrusu sene, seneyi aratıyor" diyor.

Kışın uşuyor Guneş. "Bir ateş falan yaksanız" diyorum. "Yakmam, etraftaki evlere duman gider, gunah" diye cevap veriyor. "E size daha çok gunah bu soğukta. Kızıyorlar mı ki?" diye usteliyorum, "Olsun, ben kendimi hasta etmeye razıyım, onlara duman gitmesine razı değilim" deyiveriyor. Şaşırıyorum.
Aileden çiçekçi onlar; annesi, gorumcesi, son donemde bıraksa da eşi. "Eşim artık yapmak istemiyor, takside çalışıyor" diyor. "Takside iyi para var mı?" diye soruyorum, "Kendini geçindirsin yeter, ben bir şey istemiyorum. Benim geçindiğim bana yetiyor" diyor Guneş. Gozumun onunde parıl parıl parlıyor.
Cudi Efendi Sokağı'ndan yukarı uzanan merdivenlere takılıyor gozum. Benim gibi azıcık rampa gorunce fenalık geçiren biri için bu basamakları her gun inip çıkanlar, dunyanın en iyi insanları! Onlardan biri 51 yaşındaki Oğuz Evlice. Her şeyden once yaşını soylediğinde inanamıyorum. Ama sırrı belli işte: "10 senedir her gun iner çıkarım bu merdivenleri. Yolda atılmış çop gorursem onları da alırım. Nasılsa çop kutusunun yanından geçeceğim, elime mi yapışır..." diyor.

Vatanda ş işbaşında
Dereboyu çok değişmemiş Evlice'ye gore: "Ama dort-beş yıldır sahil boyunu Arap turistlere teslim ettik. Başta Japon turistler gelirdi, sonra İngiliz ve Ruslar keşfetti ama şimdi hiç yoklar. 90'larda universite oğrencileri gitar çalıp şarkı soylerdi ama şimdi tam bir ticarethane."
Biz Oğuz Bey'le sohbet ederken bir tarihi evin kapısı açılıyor. Hemen oraya yanaşıyorum. İkisi de 59 yaşında olan Melahat ve Nadir Tahta çifti, İzmirli. Sultan Abdulhamit'in aşçısına ait olduğu soylenen bu kuçuk konağı yeni almışlar. "Oğlum karşı sokakta oturuyor. Biz de sık sık gelip gidiyorduk. Satılık olduğunu duyunca aldık, oğlum oturacak" diyor Melahat Hanım. Tamamen yerleştikleri zamana çay daveti de alıyorum, yaşasın!

Yurumeye devam... İlginç bir tabela gorup dalıyorum. Burası Beşiktaş Çevre ve Kentsel Arama Kurtarma Derneği, karşımda da 52 yaşındaki dernek başkanı Serdar Gulelçin var. "Acil durumlara mudahale ediyoruz, eğitimler veriyoruz. Dernek çatısı altında 22 kişi var. Ama Beşiktaş genelinde 262 kişi, WhatsApp grubumuzda da 46 kişi var" diye anlatıyor.
Trafik kazası, yangın, sıkışma gibi durumlarda olayın afet veya acil duruma donuşmemesi için çalışıyorlar. İlçede olup bitene anında el atmaya hazır bir vatandaş inisiyatifi bu. Mahalle sakinleri surekli kafalarını uzatıp bir şeyler soruyor Serdar Bey'e. İnsan keşke her yerleşimde boyle platformlar olsa diye duşunuyor.

_ Ortak oy sahili_
İ stanbul'un ikinci Ermeni Katolik kilisesi
Dereboyu Caddesi'nde ilerlerken karşıma çok guzel bir yapı çıkıyor. Burası Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi. 19'uncu yuzyılın başlarında, 5 Kasım 1837 tarihli fermanla, İstanbul Ermeni Katolik toplumunun ikinci kilisesi olarak inşaatına başlanmış. Krikor Hekimyan tarafından bağışlanan arazide yapılıp 6 Ocak 1839'da açılmış. Sadece cumartesi gunleri saat 15.00'te ibadet için açılıyor, sair gunler kapalı.

Tatl ı mola
Son duraktan bir onceki, Gul isimli otobus durağının tam karşısında mermerden bir gul heykeli, kocaman marketler, bufeler, kahveler var... Vitrinindeki turtaları, pastaları, kurabiyeleriyle Torte diye tatlı bir dukkan goz kırpıyor.
Buranın sahibi Banu Uslu Soydan, 45 yaşında. Önce sanat tarihi, sonra turizm okumuş. Zaten meraklıymış bu işlere, stajını da Maslak'taki eski Princess Otel'in pastane mutfağında yapınca daha fazla duramamış. İngiltere ve Amerika'da bu konu ustune çalışmalar yapmış. Bu dukkan 11 yıldır varmış. Özel gunler için dekorlu pasta, kurabiye, cupcake, cakepops gibi siparişler alıyorlar. "Ama sadece butik pasta yapan bir yer değil burası, daha çok değişik urunler satın alabileceğiniz bir pastane" diyor Soydan. Altını çizdiği bir şey daha var: "Ürunlerimizde katkı malzemesi yok. Kahvaltılık tereyağı ve Belçika çikolatası kullanıyoruz. Şekersiz, unsuz, ketojenik beslenmeye uygun, glutensiz ya da rafine şeker yerine bal, pekmez, hurma kullanarak yaptığımız çeşitlerimiz de bulunuyor."

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.