Özet (TL;DR) @ 2018-02-11 09:45:14.327005: 91 yaşındaki Doktor Gürbüz Barlas, benim Gürbüz Abim, geçen perşembe günü hatrımdan hiç çıkmayacak o güzel gülüşünü de alıp gitti!



Kızım Leyla Olivia doğduğunda Hurriyet Pazar'a '50 yaşından sonra baba olma hali' uzerine bir yazı yazmış, yazının bir yerinde şoyle demiştim; "...kulağına doğru eğilip usulca ilk oğudumu verdim: Kızım, doktor ol! Bu 'doktor bahsi' uzun, bu da başka bir yazıya kalsın."

İşte o yazı, ne yazık ki bu yazı!

Buyukler beceremedikleri işlerin ustesinden çocuklarının gelmesini istermiş ya, benimki oyle olmadı. Hayatımın hiçbir evresinde doktor olmayı duşunmedim. Hoş duşunsem bile olabilir miydim, o da ayrı bahis! Bundan 14 ay once bizim 'tombul teneke'ye oğut verirken açıkça birinin etkisi altındaydım. 'Gurbuz Abi'nin! Evliliğim sayesinde hayatıma giren muazzamlıklardan biri de Doktor Gurbuz Barlas oldu.

Çevresindeki çoğu insan 'Gurbuz Amca' diye seslendirdi ya ben nedense ona 'amca'lığı bir turlu oturtamadım. Akran bulduğumdan mı nedir, benim için hep 'Gurbuz Abi' oldu.

Hekimlerin 'yol atası'na
veda...

Adı geçtiğinde tanıdığım doktor arkadaşların hilafsız tamamı uzerlerindeki 'gorunmez ceketlerin' onunu iliklerdi. Antepli Barlas ailesi aralarındaki doktor uyelerle de bilinir. O ailenin 'ata'larından biri olan Gurbuz Barlas, Amerika'da gelişimine katkı verdiği ilk yapay bobrek çalışmalarından bu yana aynı zamanda hekimlerin de 'yol atası'ydı. Biz tanıştığımızda cerrahlığı bırakalı çok olmuştu ama tum hekimler gibi son anına kadar hep 'hekim' kaldı. Öyle ki yurumeye zorlandığı zamanlarında dahi robotik cerrahideki gelişmeleri yerinde gozlemlemek için yeni yetme doktor heyecanıyla saatlerce ameliyathanede kaldığına şahidim. Hatta o ameliyatlardan birinin arasında kendisi için soylenen Antep lahmacununu yan odada nasıl iştahla yediğini gulerek anlatmıştı.

Dengeyi tutturmak her zaman kolay de ğil

Ömrunu, 'bin çiçekten bir kovana bal işleyen arı' misali merak edip oğrenip, uygulayarak geçiren bu adam, çoğu hekim gibi gozunden sakınmayacağı evine, ocağına gerektiği kadar vakit ayıramamıştır, eminim. Boylesi meziyetlerin dilemması da işte bu oluyor; kendi yaşamıyla 'insan' arasında kalmak! Seçim yapmadan, ikisiyle birlikte mumkun olan en iyiyi, en doğruyu yaşamak... Örneğin, onca genç hayatın kaybolduğu Amerika'daki bir okul yangınının ardından saatlerce ameliyathanede mucadele edip bir çocuğu hayata dondurmek... Ve daha nice hayatı... Bu oyle herkesin altından kalkacağı turden bir iş değil ve boyle zorlu işlere kalkışınca dengeyi tutturmak da her zaman kolay değil.

Tanısaydınız, evindeki kahverengi yatar koltuğunun çevresini kuçuk çaplı teknoloji ussune çevirmiş olan Gurbuz Abi'yi, çoğunlukla tablet, kitap ya da o koca cep telefonundan bir şeyler okurken bulurdunuz. Buyuk ihtimal evdeki son kazası da yururken kolundaki saate gelen haber mesajını okumaya çalışırken gerçekleşti!

O yaşında bile kendisine danışılan konularda muazzam bir takip arzusu vardı. Haberdar olduğu her hastalığın seyriyle hasta ya da hasta yakını kadar ilgilenir, bu işi bazen bıktırıcı bir takibe donuştururdu.

Hekimlerin 'yol atası'na
veda...

Ve bu buyuk cerrah, kızıma ilk oğudumu verme ilhamını aldığım 91 yaşındaki Doktor Gurbuz Barlas, benim Gurbuz Abim, geçen perşembe gunu hatrımdan hiç çıkmayacak o guzel guluşunu de alıp gitti!

Karacaoğlan, "Ölum ile ayrılığı tartmışlar / Elli dirhem fazla gelmiş ayrılık" der şiirinde. Ölum fikrine zamanla belki alışıyor insan ama şu 'beter ayrılık' yok mu?

Umarım kızımız Leyla Olivia, Gurbuz Abi'nin 'yol atalığı'ndaki izleri takip eder ve Behçet Necatigil şiiri bir kez daha gerçek anlamını bulur; "Aranarak yordamlarda bir ara / Yaşarsın / Derken durulur defter, başkasına gelir sıra / Sen aradan çıkarsın!"