Özet (TL;DR) @ 2018-02-10 10:00:52.360634: Acımasız zamana kafa tutmaya çalışan Rum evleri, birbirine omuz veren kilise ve camiler, denize inen sokaklar, yeme-içmesiyle meşhur köşeler İstanbul’da bol. Kocamustafapaşa en çok, tarihi…
Tarihi semt pırpırlanması diye bir şey var. Ne zaman durağa eski İstanbul'a giden bir otobus yanaşsa bende oluyor mesela. Sanıyorum ki beni orada hiç bozulmamış, ziyarete açık tarihi yapılar karşılayacak; sokakta gorup ucundan gulumsediğim insanlar evine buyur edecek ve kalabalık, neşeli sofralara oturacağım.
Tabii çoğu zaman buyuk hayal kırıklığı yaşıyorum. Ama Kocamustafapaşa ve civarının bana buyuk umit verdiğini soylemeliyim. Pek çok yapı hala yaşıyor, yaşatılıyor; insanlar sıcak, samimi. Adını, 1512'de idam edilen Sadrazam Koca Mustafa Paşa'dan alan bir semt burası. Doğal olarak her koşesinden gerçekten tarih fışkırıyor.
Son durakta inince karşımda Mimar Sinan'ın 1585'te yaptığı Ramazan Efendi Camii beliriyor. Şu an restorasyon çalışmaları surduğunden kapalı.

Kocamustafapaşa Caddesi'nde muthiş guzel bir yapı daha karşılıyor. Üstunde Kocamustafapaşa İlkokulu (yalnız tabelayı yenilemek iyi olurmuş; ilkoğretim okulu ifadesi değişince 'oğretim' kısmını silmişler, 'ilk' ve 'okulu' kelimelerinin arasından tren geçebilir şu an!) yazıyor, onunde veliler bekleşiyor.
Burada daha once tuccarların konakladığı Develi Hanı varmış. 1875'te yerine Ders Nazırı Suleyman Paşa tarafından Kocamustafapaşa Askeri Ruştiyesi inşa edilmiş.
Okulun biraz ilerisinde Kocamustafapaşa Sumbul Efendi Camii bulunuyor. Sadrazam Koca Mustafa Paşa, 1489'da camiye çevirmeden evvel burada Bizans doneminden (6'ncı yuzyıl olduğu sanılıyor) kalan, 'Kızlar Kilisesi' diye de bilinen Hagios Andreas Manastırı Kilisesi varmış. Sumbul Efendi (ismi Yusuf Sinan) diye anılan Osmanlı evliyası ise bu dergahta 33 yıl murşit olarak hizmet vermiş.
Geri donup Hacı Kadın Caddesi'nden aşağı yurumeye başlıyorum. Yine guzel isimli sokaklardan geçiyorum: Cambaziye, İftariye, Mutesellim, Pamukçu, Değirmen, Demirci Osman, Muşir Suleyman Paşa...
Amasyal ı simitçi geldiiii!
"Amasyalı simitçi geldiiii!" diye bir ses yankılanıyor birden sokakta. Sağdan soldan laf atanlar, hatır soranlar, tezgaha yanaşanlarla çevreleniyor etrafı. "Beni herkes tanır" diyor gulerek 53 yaşındaki Sefer Kuru. "Guzel bağırıyorsunuz" diyorum, "Reklamımı yapıyorum" diye cevap veriyor. 1.25 TL verip çıtır simidimi alıyorum.
O sırada "Sefer Abi, patlat bir şarkı!" diyen biri yanaşıyor tezgaha. Sesi guzelmiş simitçimizin ama canı istemiyor o an. O gencin adı Eyyup Çelik. 24 yaşında, Siverekli.
"Guzel midir bu mahalle?" diye soruyorum Eyyup'e. "Çok severim" diyor: "Tam İstanbul'un gobeği. Ulaşımı çok rahat, beş-altı hastaneye yakın, Taksim'e yurusen bile 20-25 dakikada gidersin. Zaten insan buyuduğu yerden kolay kopamıyor. Arkadaşlık guzeldir. Çok kavga, patırtı, hep bir heyecan, aksiyon olur. Eskiden Ermeniler oturuyormuş, artık Doğulular var daha çok."
Eyyup'le vedalaşıp çamaşır asmakta olan hanımefendiye yaklaşıyorum. 65 yaşındaki Araksi Dane, aslen Yozgatlı. O sekiz yaşındayken gelmişler İstanbul'a. İsmini oğrenince "Demin konuştuğum genç 'Artık Ermeni kalmadı' deyince uzulmuştum, sizi gorduğume sevindim" diyorum. "Olur mu canım, buradayız biz" diye cevaplıyor. Sonra da "Buranın komşuluğu iyidir, çat kapı kahveye gidebilirsiniz. Cumartesileri kocaman bir pazarımız var; ayrıca çarşıya, merkezlere, hastanelere yakın" diye anlatıyor mahallesini.
Bir g ulle bahar olmaz
Surp Kevork Ermeni Kilisesi'ni gormek için Marmara Caddesi'ne kıvrılıyorum. Açık kapısından kumruların girip çıktığı demir doğrama atolyesine uzatıyorum başımı. Mardin, Derikli Kirkor Veske, 60 yaşında ve 53 yıldır dayısından oğrendiği bu işi yapıyor. "Biz Mardin'de mahrumiyet bolgesinden geldik aslında, okulumuz kapandı" diye başlıyor. Öyle bir durum ki bu, 20 yaşında buraya gelen Kirkor Bey, Ermenice bilmiyor. İstanbul'da doğan oğulları biliyor ama Ermeni okuluna gittikleri için.
Kilise yakın, okul var, komşular iyi... Peki bu mahallede yaşamanın zorluğu var mı? "Yuzler gulerse zorluk olmaz" diyor Kirkor Abi, "Ama bir gulle bahar olmaz, herkes gulecek." Kirkor Abi artık evde oturmamak için açıyor dukkanı. "Öyle para kazanmak değil, ufak tefek şeyler yapıp vakit geçiriyoruz" diyor.
Kocamustafapaşa komşu semtleriyle birlikte tum gun ayrılması gereken bir yer. Sadece camileri, kiliseleri, çeşmeleri layıkıyla ziyaret etmek bile saatler alabilir. Daha mahalleliyle sohbeti, yeme-içme molalarını saymıyorum bile. Guzel bir havada gidin, sokakları tadını çıkara çıkara dolanın. Bu yazıda guzel sozlerini okuduklarınıza da benden çok selam soyleyin.

_ Efsane diziden yadig ar lokanta._
Samatya Samatya, bulunmaz e şin!
Karnım acıkıyor, deniz goz kırpıyor; ozetle Samatya'ya ilerleme vakti geliyor. Balıkçılarla restoranların bir arada olduğu meydana iniyorum. Burası daha çok akşamları hareketli oluyor. Önce biraz gezinmeye karar veriyorum. Demiryolu boyunca uzanan İçkalpakçı Çıkmazı sanki çekim yapılması için hazırlanmış. Canlı renklere boyanmış tatlı evler, sokağın ustune gerilmiş çamaşırlar...
Sokakta iki tur atıp 'Instagram vazifemi' yerine getirdikten sonra tekrar meydana çıkıyorum. Meşhur Develi Kebap'ın doğduğu yer burası, şimdi yanına baklavacısını da alıp gerçek bir lezzet ussu olmuş durumda.
Onun karşısında ise aslında 1998 yılında, donemin reyting rekortmeni dizisi 'İkinci Bahar' için inşa edilmiş mekan var. Kimler yoktu ki o dizide: Şener Şen, Turkan Şoray, Meral Okay, Nurgul Yeşilçay, Ozan Guven, Settar Tanrıoğen, Tan Sağturk... Dizi bittikten bir sure sonra, 2005'te Ali Haydar Usta burayı aynen muhafaza ederek açmış. Ocakbaşı sefası için son derece isabetli bir adres. Zaten iki katı da hep dolu. Duvarlara asılı çerçevelerden hala dizinin karakterleri gulumsuyor. Haliyle Ali Haydar-İkinci Bahar'da kendinizi sette bir yıldız gibi hissediyorsunuz.

_ Develi 'nin fıstıklı kebabı meşhur._
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.