Özet (TL;DR) @ 2018-01-07 09:34:29.419424: ‘Vatanım Sensin’in Cevdet’i Halit Ergenç, 15 Ocak akşamı sekiz genç sanatçıyla sahneye çıkacak. Çağdaş Eğitim Vakfı’nın bursuyla yurt dışında okuyan geleceğin Suna Kan’ları, İdil Biret’leri, Fazıl…
Hadi lise y ıllarınıza gidelim, oradan başlayalım…
Hayatımda oyunculuk yapmadan onceki donemde muzik vardı. Hiçbir zaman "Bir muzisyenim, bir şarkıcıyım" diyemem ama çok uzun sure bu noktada çalıştım. Lisenin okul orkestrasında erkek solisttim. O zaman Milliyet'in yaptığı bir yarışma vardı. Ona katılmıştık, buyuk olaydı. Muzik benim kendimi ergenlikten gençliğe geçişimde ilk ifade ettiğim şey oldu. İçimdeki butun duygusal kırılmaları, yukselmeleri, mutluluğu muzikle ifade ettim. Ama sonra genel geçer Turk aile ve sosyal yapısı gereği muhendislik okumak uzere İTÜ'ye girdim.
Sonra bir şey olmalı ki, bugun oyuncusunuz…Evet tabii. Okulun ikinci senesinde bana bir şeyler olmaya başladı. İçimde mani olamadığım şeyler patlıyordu. Diyordum ki, "Ya muzik işine gireceğim ya da oleceğim. Ben bu hisle başa çıkamam." Caz soylemek istiyordum, Turkiye'de boyle bir bolum yoktu. Opera, halk ve sanat muziği vardı. Konservatuara girdim, kazandım, operayı seçtim. Sonra muzikal bolumu açıldı, oraya geçtim, bir şekilde bir yol buldum ve bugun oyuncuyum. Ama benim klasik muzikle olan bağlantım Aydın Gun ve Azra Gun sayesindedir. Azra Gun şan hocamdı, Aydın Gun sahne oğretmenimizdi.
Sizi Ortak Değerler Hareketi'nin toplantısında dinlemiştim. Orada
hayatınızın kolay olmadığını anlatmıştınız. Sinemada yer gostericilik, paspas satmak gibi birçok iş yaptığınızı biliyorum. Şimdi bu gençler, sizden daha şanslılar ve saatlerce enstrumanlarıyla çalışma fırsatları var. Sizin boyle bir şansınız olsaydı, hayatınız ne kadar farklı olurdu?
Yonlendirme çok onemli bir şey. Bir insan once nasıl çalışacağını oğrenmeli. Nasıl çalışacağını bilmeyip, kendi başınıza saatlerce çalışabilirsiniz. Ama bu bir girdaba donuşup, sizi oradan dışarı atabilir. Yani nefret edebilirsiniz yeteneğinizden. Enstrumanınızın -ki bu vucudunuz da, dışarıdan aldığınız bir araç da olabilir- sizin uzvunuza ve ruhunuzun bir parçasına donuşebilmesi için onunla çok vakit geçirmeniz gerekiyor. Birçok oğrenci biliyorum, enstrumanına deliler gibi aşık ama enstrumana sahip değil. Çalışabileceği herhangi bir enstrumanı yok. Halbuki o bir aşk. Her aşkta ofke, buyuk bir tutku, sevgi olur ya, onda onu yaşayacak enstruman yok.
Şimdi birlikte çalıştığınız bu sekiz genç yurt dışında okuyor. Beyin goçu
malum. Bir yandan da bu çocukları ulkelerine dondurebilmek gerekmiyor mu?
E bunun için yaptıkları işlerin onemini bilmemiz, toplum olarak buna saygı
duymamız, onları anlamamız gerekiyor. Burada yeteri kadar motive edecek ortamı
sunamıyoruz onlara. Bu ortamı bulup orada eğitim aldıktan sonra, onları
sarılarak karşılayacağımızı bilirlerse geri donmeleri mumkun. Burada onlara
sahip çıkacağımızı bu çocuklar. Burası bizim ulkemiz, bizim vatanımız. İnsan
en çok kendi vatanında, kendi toprağında rahat eder. Gidecek bir suru şey
oğrenecek, dunyanın her yerinde çalabilir noktaya gelecek. Bizim, ellerini
tutup, sarılabilmemiz ve onları burada yaşatabiliyor olmamız gerekiyor.
İ çinde bulunduğumuz ortama bakalım. Gençlere soz hakkı tanıyor muyuz?Bu yeni bir duşunceden ve genç insanların getirdiği enerjiden korkmadan onları kabul etmeye bağlı. Mesela sanattan yola çıkalım; dunyanın birçok yerinde tarih boyunca insanlık adına onculuk yapmış. Sanatın her alanında ilk soylenen sozler gerçekten taşlanmış. Fakat karşıt fikir getirenlerin sonradan hepsi o sozun savunucuları olmuşlar. Yeni soze açık olmamız gerekiyor, gençler bizim duşunduğumuz gibi olmayacaklar. Gençler, bizim bilgimizle yurumeyecekler. Çunku onlar bir sonraki nesiller. Biz onları, kendi bildiklerimize ve oğrendiklerimize gore yargılar ve o kalıplara sokmaya çalışırsak en buyuk kotuluğu yapmış oluruz. Onları tanımaya, gosterdiklerini ve ifade ettiklerini anlamaya çalışmamız lazım. Ancak o zaman onlara yol açabiliriz. Biz onları yonlendirmiyoruz.
Bunu ne zaman fark ettiniz? Ben oğrencisinin eline piyano kapağı kapatan piyano oğretmeni gordum. Okula kemanına sarılıp gelen oğrencinin sene sonunda nefretle o kemanı kırdığını gordum. Ama ben yurt dışına gidegele insanların nasıl guzel yonlendirildiklerini de gordum.
Bu asl ında toplumun butun katmanlarına yayılabilecek bir eleştiri…Tabii ki. Bildiğim yerden devam edeyim. Tiyatroyu ele alalım. Öğrencilerin hocalarının kopyası olduğunu gorduk. Benim en buyuk şansım tiyatro bolumunde okumamış olmamdır. Birçok tiyatro oğrencisine gore çok az korkum, çok da az çekincem var. Yanlış yapmaktan korkmuyorum mesela. Birçok oyuncu arkadaşımda bu var. Çunku cezalandırılmışlar. Bir şeyi hep aynı şekilde yapmak zorunda hissetmişler kendilerini. Oysa sanatta çıkış noktamız kendi ruhumuz ve yaratıcılığımız. Çocuğu, kendi dilini oluşturması konusunda yureklendirebilirsin. O insan senin hiç bilmediğin şeyler duyuyor olabilir. Elon Musk'ın çok çarpıcı bir lafı var: "Bilmedikleriniz hakkında hiçbir fikriniz yok." O kadar onemli bir cumle ki. İşte her çocuk bizim bilmediğimiz şeylerle doludur.
O ğlunuz Ali'de de bunu goruyor musunuz?Onda da var.
Onunla bir yenilenme ya şadığınızı hissediyor musunuz?Mumkun olduğu kadar kendimi buna açık tutmaya çalışıyorum. Çunku ben onunla eskiden edindiğim klişelerin yıkılabileceğini oğreniyorum. Bana yeni şeyler gosteriyor. Bazı şeylerin imkanlı olduğunu goruyorum.
İ nsan yaş aldıkça daha muhafazakar, korumacı oluyor galiba. Gençler daha cesur…İnsanlar oğrendiklerini bir kutuphane gibi kafalarında istifliyor, raflara diziyor ve kutulara koyuyorlar. Bu onların etrafında aslında duvar oruyor. Yaşlandıkça guvenli geliyor insana. Halbuki duvarlarımız olmasa, olene kadar oğrenebilir, daha yeni bir hayat yaşayabiliriz. Öğrendiklerimiz bizi o zamana kadar yukseltiyorlar ama onların da değişebileceğine inanmamız gerekiyor. Bu çocuklar bizden farklı, dunya da aynı dunya değil.
Yeni gen çlerin bizden farkı ne?Işıklı umut onlar. Onlarla vakit geçirdiğimde hissettiğim şey bu.
Biz çocuklarımıza iyi davranabiliyor muyuz?Davranamıyoruz. Çok basit bir ornek vereyim. Çocuklarımızı koruduğumuzu zannediyoruz ama onları hiçbir şeye hazırlamıyoruz. Ateşe atmaktan bahsetmiyorum ama keşfetmeleri ve kendileri olmalarına izin vermiyoruz. Bize izin verilmedi ya, biz de onlara vermiyoruz. Bu projedeki gençleri goruyorsunuz. Pırıl pırıllar. Emek veriyorlar. Bizler onlara bu ortamı hazırlamalıyız.
HER ŞEY KÖTÜ GİTMİYOR, UMUT BİZİZ!

Keman ın teli kopsa onu arıyorlar
Berrin Yoleri: Aslında her şey Berrin Yoleri'nin 2009 yılında 'ÇEV Harika Yetenekler Projesi'ne hayatını adamasıyla başladı. Bundan 9 yıl once tek bir oğrenciye burs verdiler. Kontr-tenor Onur Abacı'nın babası kaynakçı, annesi huzur evinde hasta bakıcıydı. Ses konusunda ozel yeteneği vardı. İlk burs ona gitti. Şimdi sayı 30'a ulaştı. Çocuklar kemanlarının teli kopsa Berrin Yoleri'yi arıyor, tel deyip geçmeyin burada bile baya dolarlar konuşuyor. En zorlandıkları konu iyi enstrumanlara ulaşmakta yaşanıyor. Kendi imkanlarıyla bunu yapmaları mumkun değil. Enstrumanların aylık kiraları bile 2000-3000 Euro'dan başlıyor. Berrin Yoleri'ye gore, ulkenin kalkınması için çok ciddi bir potansiyelimiz var, onlar da yetenekli gençler: "Farkına varmamız, doğru yonlendirmemiz gerekiyor. İyinin ne olduğunu bilmeden, gerçekten iyi olma imkanımız yok…"

_Faz ıl Say, Cihat Aşkın ve İbrahim Yazıcı'nın da destek verdiği konser, 15
Ocak'ta Zorlu PSM'de. Konser biletlerine biletix ve ÇEV Sanat'tan
ulaşabilirsiniz. _

' Sende kulak yok' dediler - Yiğit Karakaş (24)
Keman çalmaya dokuz yaşında başladım, abimden ozenmiştim. Mersin'de konservatuar sınavına girdim, "Sende kulak yok" dediler. Bir yıl sonra yine girdim, kazandım. Dunyanın onde gelen muzik otoriteleri Shlomo Mintz, Ivry Gitlis, Maxim Vengerov, Kurt Masur, Cihat Aşkın, Itzhak Rashkovsky gibi unlu isimlerle çalışma imkanı buldum. 2013'te New York'ta bulunan Manhattan School of Music'teki sınavı geçtim ve şimdi orada lisans eğitimi goruyorum. New York'ta bulunan Lincoln Center'da New York Filarmoninin konser salonunda Hollywood Aktoru Kevin Spacey'nin sunumu ile gerçekleşen konserde Dunya Barış Orkestrası'nın Amerika promiyerinde başkemancı olarak konser verdim. Burada kalan arkadaşlarım depresyonda. Benim başvurularımı da okumadan geri çeviriyorlar. Cem Yılmaz, "Bizde sanatçı surunur" diyordu ya, evet surunuyoruz ama biraz daha rahat etsek keşke.

Hi çbir hayali uzak gormuyorum - Elvin Hoxha-Ganiyev (21)
Dedem Server Ganiyev bir orkestra şefi ve kemancıydı, Bilkent Üniversitesi'nde Muzik Fakultesi ve Sahne Sanatları bolumunun başıydı. Babam birinci viyolonsel, annem bir piyanist. Dedem keman oğretmeye başladığında henuz 5 yaşındaydım. 6 yaşında artık eğitimime keman bolumunde devam edecek kadar ustalaşmıştım. 8 yaşımda ilk orkestra konserini verdim ve aynı sene efsanevi Zakhar Bron'un oğrencisi olarak Zurih Konservatuarı'nda Genç Öğrenci programına kabul edildim. Uluslararası yarışmalarda aralarında Papa'dan nişan da olmak uzere bir suru odul ve derece kazandım. İsviçre Kalaidos Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Muzik Bolumu ve İspanya Queen Sofia Muzik Koleji'nde oğrenciyim. Gunde 7-8 saat çalışıyorum. Ailem bana her başarının mumkun olduğunu oğretti. Bu yuzden hiçbir hayali uzak gormuyorum. Turkiye'de iyi eğitmenlerin şartlardan dolayı kaçıp gittiğini duşunuyorum. Devlet konservatuarında bir arkadaşımı ziyarete gittim, bir odada dort kişi çalışıyorlar. Çok yetenekli insan var, enstrumanları yok, çalışacak odaları yok, koridorlarda çalışıyorlar.

Alt ın flutle yarışmaya geliyorlar - Denizcan Eren (24)
Annem muzik oğretmeni. Babam amator olarak Turk Muziği ile ilgileniyordu. Evde bir tane kuçuk elektrikli piyano vardı. Orada bir şeyler keşfetmeye başladım. İlkokul 3'teydim, Bilkent Üniversitesi'nin açtığı sınavla Stiliana Stavreva'nın flut sınıfına kabul edildim. Orada liseyi de bitirdim, Fransa'da Nice Konservatuarı'nda lisansını tamamladı. Şimdi Çağdaş Eğitim Vakfı'nın bursuyla Basel Muzik Akademisi'nde yuksek lisans yapıyorum. İzmir'den Monaco'ya katıldığım birçok yarışmada birincilik odulu aldım. Turkiye'ye donmeyi duşunuyorum çunku butun ailem burada, donmeyi duşunmuyorum çunku orada değer goruyorum. Gunde 6 saate yakın çalışıyorum. Uzakdoğulular ellerinde altın flutlerle yarışmalara geliyorlar. Enstruman çok onemli. Ferrari ve Doğan arasındaki fark gibi.

Herkesi stadyuma toplamak istiyorum - Beste Gurkey (15)
Babam perkusyon oğretmeni, ondan etkilendim. İlk konserimi, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası'nın açtığı seçmelerde başarılı olduktan sonra 11 yaşında orkestra onunde solist olarak verdim. Yurt içi ve yurt dışında toplamda 83 konserde çıktım. Genelde 2 baget ile çalınan vurmalı çalgıları, 6 baget ile çalabiliyorum. Perkusyonu insanlara oğretmek istiyorum. En buyuk hayalim insanları bir stadyuma çağırıp, ellerindeki x bir şeyle muzik yapmanın mumkun olduğunu gostermek.

Ç aykovski çalacağım - Bade Daştan (11)
Annemin arkadaşından piyano dersi alıyordum. 5 yaşındayken konservatuara kabul edildim. Bana kemanın uygun olduğunu soylediler. 9 yaşındayken 50 dakikalık bir resitalle sahneye çıktım. İtalya'dan Bulgaristan'a birçok yarışmadan birincilik odulu aldım. En çok konçerto çalmayı seviyorum diyor. Konserde Çaykovski çalacağım.
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.