Özet (TL;DR) @ 2018-01-04T16:56:00.000Z: AK Parti kurucularından Abdüllatif Şener, sivillere yargı muafiyeti getiren KHK için, "Cumhurbaşkanının konumu ayrı, vatana ihanet dışında sorumluluğu yok. Ama kararnamenin altında imzası bulunan…
Evrensel gazetesinden Birkan Bulut'un sorularını yanıtlayan eski Başbakan Yardımcısı Abdullatif Şener, sivillere yargı muafiyeti getiren duzenlemeyi eleştirirken, Kurt sorunundan ekonomiye Turkiye'nin gundemini değerlendirdi.
Kanun Hukmunde Kararnameler ile ilgili ozellikle sivillere yargı muafiyeti getiren duzenlemenin sonuçları ne olabilir?
Başımıza her turlu belayı getirebilir ama sonuçlarından once bu duzenleme nedir, kısaca ozetleyim. Kararnamede, '15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve bunların devamı niteliğindeki… eylemleri bastırmaya yonelen sivillerin cezai sorumluluğu yoktur' diyor. Yani her turlu cezadan muaf tutuyor. Bir suçu, teror eylemini, toplu kalkışmayı bastırmak hiçbir zaman guvenlik konusunda eğitim almamış kişilerin yapacağı iş değildir. Sivillere boyle bir gorev, yetki ve sorumsuzluk verilemez.
Turkiye'de konusu suç olan eylemler çıktığında bunu derdest edecek mekanizmalar var. Polis, asker yargı safhasında hakim ve savcılar var. Onların da hareket mekanizmalarının olçuleri vardır. Polis bir suçluya karşı orantılı guç kullanmak zorundadır, kullanmazsa suçlu olur. Hakim ve savcıların yargılama sureçlerine yonelik kuralları vardır, ihmal edemezler. Bu duzenlemeyle asla boyle bir yetki verilemeyecek kişiler yetkili hale getirilirken, Emniyet guçlerinin hareket sınırlarını da aşan bir yetki veriliyor. Silahsız insanlara, sadece demokratik gosteri yapan insanlara palalarla, silahlarla, satırlarla, makinelilerle saldırma hakkı veriliyor ve bundan dolayı da 'sorumsuzsun' deniliyor. Bunun da otesinde kıyıda koşede yuvalanmış çetelere ve mafya oluşumlarına yeni faaliyet alanları açıyor. Bunun adı 'suça teşvik, suça ozendirme'dir. Bununla bazı insanlar suç işlemeye ozendirilmekte ve geleceğe yonelik bir af ilan edilmektedir. Konusu suç olan bir eylemi geleceğe yonelik olarak KHK ile değil kanunlarla bile duzenleyemezsiniz.
Cumhurbaşkanının konumu ayrıdır, vatana ihanet dışında sorumluluğu yoktur. Ama bu kararnamenin altında imzası bulunan Başbakan ve bakanlar boyle bir kararname duzenlemek suretiyle suç işlemişlerdir. Onun için yeni bir kararname ile bu kararnameyi yururlukten kaldırmalarını tavsiye ederim.
Dediniz ki bir takım çete ve mafya oluşumlarına faaliyet alanı açıyor. Biraz daha açarsak muhalefet, 'iç savaş' uyarıları yapıyor. Bu KHK'ların sonuçlarını duşunduğumuz zaman bu ifadeyi kullanmak doğru olur mu?
Elbette bu iç savaş ve iç çatışmaya sebep olacak zemini hazırlayan bir duzenlemedir. Turkiye'yi ateş golune çevirebilecek bir duzenlemedir. Bir taraftan da sırf bir takım muhalif hareketleri bastırmaya yonelik oluşumların turemesine de yol açar. Nitekim bakın Halk Özel Harekatı diye bir birlik kurmuş birileri, bir yılda 22 bin uyeye ulaşmışlar. Boyle bir şey olur mu?
Hukumet cephesinden yapılan açıklamalarda diyor ki 15 Temmuz'a yonelik olarak çıkarılmıştır. Hayır değildir KHK ile af olmaz. Anayasa diyor ki affı Meclis çıkarır. Bir kere yetki tecavuzu var. Üslup da geleceği kapsıyor. Biz biliyoruz ki Cumhurbaşkanı da Başbakan da kendisini eleştiren hangi eylem ortaya çıkmışsa, bir takım demokratik gosteriler de dahil hemen teror nitelemesinde bulunuyor son derece tehlikeli bir şey.
KHK'daki duzenlemelerden biri de tek tip kıyafet. Bu uygulama ile ilgili ne duşunuyorsunuz?
KHK'da oyle bir çerçeve çizilmiş ki tek tip torba şeklindeki kıyafeti giyecek olan tutuklular mevcut iktidar sahiplerini eleştirenler. Politikacılar, gazeteciler, akademisyenler. Sadece duşundukleri için iktidarın yanlışlarını eleştirdikleri için ve çoğu da haksız yere, masum olduğu halde hapiste olanlar giyecek bu kıyafeti. Bu kıyafet aşağılama ve hakaret etme anlamına geliyor. O çirkin kıyafetle duruşmalarda izleyiciler ve hakimlerin karşısına çıkacaklar. Zaman zaman da bu goruntuler televizyonlara çıkarsa tum ulkede aşağılanarak, yargılanacaklar. Hiçbir zanlı aşağılanarak yargılanamaz. Bu masumiyet karinesine aykırıdır. Tecavuzculer, işkenceciler, soyguncular, hırsızlar duruşmalara normal kıyafetle gelecekler. Selahattin Demirtaş'ın guzel bir Twitter mesajı vardı: 'Onlar indirim hakkından yararlanmak için takım elbise ve kravatlı gomleklerle çıkacaklar' diye. Ama bu ulkenin aydınları aşağılanarak mahkemeye çıkacaklar.
HDP milletvekilleri cezaevinde, milletvekillikleri duşuyor. Osman Baydemir Kurdistan dediği için ceza alıyor. AKP, Kurt politikasında ne yapmaya çalışıyor, bu çozumsuzluk surecinin bir sonu var mı?
(C) AA/ Ali Balıkçı
İktidarın şu anda izlemiş olduğu politika bu ulkenin çıkarlarına uygun bir politika değil ayrıştırarak, duşman ilan ederek bir yere varamazsınız. Bu bir kere insanlık tarihi boyunca insanlığı geliştirdiği kurumlara ve ilkelere aykırı bir tutumdur, davranıştır. Hiçbir duşunceyi, hiçbir sosyal gelişmeyi bastırarak, ezmeye çalışarak, hapishanelere tıkarak susturamazsınız, ortadan kaldıramazsınız, yok edemezsiniz. Eğer ulkenizde farklı duşuncelere, farklı eğilimlere mensup insanlar varsa, toplumun onemli kesimlerinden bazı talepler seslendiriliyorsa bunun yolu bunu bastırmak değildir. Ülkedeki demokrasi standartlarını yukseltmektir. Evet Turkiye'de Kurt sorunu vardır ama bunun çozumu 'Ben bunu bastırırım, oldururum, yakarım, yıkarım' diyerek halledilebilecek sorun değildir. Demokrasinin standartlarını arttırırsınız, insanlar kendilerini daha rahat ifade eder, doğudan batıya insanlar arasındaki kardeşlik, dayanışma daha fazla gelişir, ortak duygu ve duşunceler yeşermeye başlar, toplum normalleşir ve sorun dediğiniz şey ulkenin gucu haline gelir.
Ama yok ben Turkiye'de nereden bakarsanız bakın 15 veya 20 milyon kaç derseniz Kurt vardır ve buradan gelen sesleri talepleri duyarlılıkları yok sayarım, bastırırım, yok ederim diye yola çıkarsanız, buyuk yanlış yaparsınız. Bu vatandaşlarımız bizim vatandaşlarımızdır, bu ulkenin gucu, kaynağı, geleceğidir. Birlikte Kurtuluş Savaşı yapmışız, Anadolu'yu birlikte vatan haline getirmişiz. Boyle bir ortamda ayrışmaya gitmek Turkiye'yi tehlikeli bir seruvene sokmak demektir.
' HDP YASAL BİR PARTİDİR'
(C) AFP 2017/ OZAN KÖSE
HDP yasal bir partidir. Anayasa ve yasalar çerçevesinde kurulmuştur, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası'na uygun faaliyet yapmaktadır. Boyle bir parti hem Parlamentoda hem belediyelerde vardır, yoluna devam etmektedir, yasal Kurt siyasi hareketini temsil etmektedir. Bunu yok sayamazsınız. Devlet olarak sanki yasa dışı bir şey yapmış muamelesi de yapamazsınız. Şu an Mecliste bulunan bir partiyi yasa dışı nasıl ilan edersiniz?
15 Temmuz'dan sonra bildiri yapılıyor HDP'yi bunun dışında tutuyorsun. Yenikapı mutabakatı diyorsun butun partilerle birlik beraberlik gosterisi diyorsun. Nasıl bir birlik beraberlikmiş bu ulkenin yuzde 20'sini yok saydığın zaman bu ulkede birlik beraberlik olur mu? Bu tur ayrıştırıcı goruntuler bu ulkeye verebilecek en buyuk zarardır.
Kısa zamanda bu politikalardan vazgeçilmesi lazım. HDP'nin yasal bir parti olduğunu gormeleri lazım. Yasal bir partiye nasıl davranılıyorsa oyle davranmaları lazım. Ama 15 yıldır dokunulmazlıklara değinmeyen siyasi iktidar HDP milletvekilleri hakkındaki fezlekeler yoğunlaştıktan sona 15 senedir kaldırmadığı dokunulmazlıkları kaldırmak suretiyle sadece bir partiye yonelik olarak dokunulmazlıkları Mecliste kaldırıyor ve de yargı surecine itiyor.
' DOĞUDA BAŞKA, BATIDA BAŞKA HUKUK OLMAZ'
(C) AA/ Emrah Yorulmaz
Sonra belediyelerin varlığından da rahatsız oluyor. Belediye başkanları gorevden alınıyor ve kayyum atanıyor. Turkiye bir hukuk devletiyse doğusundan batısında aynı hukuk işler. Doğuda başka hukuk batıda başka hukuk olmaz. Yani eğer belediye başkanları hukuken orada tutulmaması gerekiyorsa, kanunlar gereği gorevden alınması gerekiyorsa, --bunun da hukuka ne kadar uyduğu tartışılır- ama geride belediye meclisi varsa aynı batıda olduğu gibi o belediye meclisinin yeni başkanını seçmesi lazım. Karar organları seçimle iş başına gelmeyen yere belediye denmez. Kayyım atadığınız yerin adı belediye olmaktan çıkmış demektir. Eğer hem hukuken belediye başkanı hem belediye meclisi duşmuşse en kısa zamanda ara seçim yapma suretiyle yine o halka kendi belediye başkanının ve meclisini seçtirmek zorundasınız. Hiç bunları yapmadan belediye başkanlarını gorevden alın, kayyum atayın. Sonra duyuyoruz ki bazı yerlerde kayyum da değişiyor, kayyumun kayyumu atanıyor. Bu ne Anayasa'ya ne de kanunlara uyar.
Ülkenin hukuk yapısına uymayan şeyleri ulkenin bir koşesinde yaparsanız ve oradaki seçmen taleplerini bastırmak niyetiyle bunu yaparsanız, ayrışmayı derinleştirirsiniz ve bu son derecede yanlış bir şey olur. Şu anda iktidarın bu politikasını baştan sona yanlış goruyorum.
Kurt sorunu konusunda hukumetin yeni bir yol haritası çizmesi gerektiğini mi duşunuyorsunuz? Barışçıl, uzlaşmacı, ayrıştırmayı bir kenara bırakan…
Bir barış sureci vardı zaten. Ben surekli olarak bu barış surecinin doğru bir sureç olduğunu soyledim. Savaşı çatışmayı kim arzu edebilir? Hiç kimse arzu etmez. Ne bu ulkedeki Kurtler, ne bu ulkedeki Turkler. Çatışmayı, olen insanları gormeyi arzu etmezler. Barış, sulh, kardeşlik, birlik, beraberlik olsun isterler. Ben barış surecini hep olumlu niteledim ama doğru yonetilmediği kanaatine sahiptim. Eleştirilerimde hep şunu soylemiştim: İktidar partisi bir barış surecinden bahsediyor ama bu barış surecinin içeriğinde ne var? Neyi içeriyor? Bu konuda ne partinin milletvekillerinin, ne Turkiye'nin ne de Parlamentonun haberi var… Bunu kurumsallaştırmak lazım yani Parlamento çatısı altında bu sureci iktidarı ile muhalefeti ile butun partilerin iş birliği ile birlikte yurutmek lazım. Buna onculuk eden Parlamento olsun. Anayasamızda da çok net bir şey var: TBMM'nin yapmış olduğu faaliyetler nedeniyle suç isnadı olmaz. Tam da bu barış sureci dediğimiz surecin yonetileceği yer orasıydı. Ama bu Parlamentodan kaçırılmıştır. Hatta iktidar partisinin başındakiler kendi milletvekillerinden kaçırmışlardır. Ne olup bittiğini ben hangi AK Partili milletvekiline sorduysam yanıt alamıyordum. Onlar da bilmiyordu. Surecin sırf bir takım siyasi avantajlar elde etmek niyetiyle yurutulmuş olması, sonra işlerin kopmasına yol açmıştır.
Sonra baktı ki; bu sureç kendi lehine işlemiyor, siyaseten kendi lehine işlemiyor diye bir sureç bozulmaz. Siyasetçinin once şunu gozetmesi lazım ulkesinin menfaatine olan şey kendi zararına dahi olsa bunu gerçekleştirmek için mucadele etmelidir. Ama şimdi ulkenin menfaatine bile olsa kendi menfaatine olmayan bir şeyi baltalamaya çalışmıştır. Kızdığım şey bu…
' DAĞA ÇIKMIŞ İNSANLARI ÖLDÜRMEKLE BU SORUN HALLEDİLEMEZ'
(C) AA/ Abdulhamid Hoşbaş
Turkiye'nin demokratikleşme surecini, demokratikleşme standardını arttırmadan bu sorunu çozmek mumkun değildir. Sur, Şırnak, Cizre, Nusaybin operasyonlarıyla dağa çıkmış insanları oldurmekle bu sorun halledilemez. Devletin gorevi oldurmek değil yaşatmaktır ve sorun çok boyutludur.
Yasal Kurt siyasi hareketini bir suç odağı gibi takdim etmek ona gore uzerine gitmek son derece yanlıştır. Hem Anayasa'ya hem yasaya aykırıdır hem de siyaseten yanlıştır. HDP yasal bir partidir, milletvekilleri vardır, Mecliste grubu vardır, belediyeleri vardır. Genel hukuk duzeni dışında bir takım yaptırımlarla boğmaya çalışmanın bir mantığı yoktur. Bana kalırsa HDP'nin varlığı Turkiye'nin geleceği açısından bir şanstır, bu şansı değerlendirmek lazım yok saymak yerine.
Selahattin Demirtaş şu an cezaevinde, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Selahattin Demirtaş'ı HDP hareketinin Turkiyelileşmesi açısından çok uygun ve başarılı bir siyasi figur olarak izledim her zaman. Ama sanki birileri bu hareketin Selahattin Demirtaş ile birlikte Turkiyelileşmesini de istemiyor, bastırılıyor yok sayılmaya çalışılıyor.
Erken seçim senaryoları konuşuluyor Ankara'da… Sizce erken seçim ufukta var mı?
Olabilir ama ben erken seçim olmayacak gibi duşunuyorum.
Zamanında yapılırsa onumuzde bir buçuk yıl var. Muhalefetin ya da hayır cephesinin bir araya gelebileceğini duşunuyor musunuz? Nasıl bir seçime girecek Turkiye…
16 Nisan'da bir Anayasa değişikliği vardı. Bununla Turkiye'nin devlet yapısı değiştiriliyordu. Daha demokratik bir yapıdan daha otoriter, tek kişinin her şeye yetkili olduğu, yasamaya yurutmeye hukmettiği bir duzene geçiliyordu. Buna karşı farklı siyasi parti tabanları ve farklı siyasi goruşlere sahip olan seçmen kitleleri, her biri farklı gerekçelerle hayır dediler ve ortaya yuzde 50 civarında bir hayır oyu çıktı. Bu hayır diyen toplumun yuzde 50'si kadarlık kesim homojen değil. Bunların içinde Saadet Partisi gibi dini referansları guçlu bir seçmen kitlesi var ama buna karşılık CHP tabanı gibi laiklik vurgusu daha derin bir seçmen kitlesi var veya MHP gibi Turk milliyetçiliği ekseninde siyaset yapan bir partinin tabanı var ama aynı zamanda HDP gibi Kurt tabanına seslenen bir kesim var. Bunların hepsi farklı uçlara hitap ediyor. Turkiye'nin dort farklı ucu bir araya geldi. Tabii liberaller var, AK Parti'nin kuskunleri, kırgınları var. Ama dolayısıyla herkesin kendine gore gerekçeleri farklı olabilir. Ben de 20'ye yakın ilde hayır kampanyalarına katıldım. Halen aynı kanaatteyim. Şimdi boyle bir devlet duzeni ile ilgili değişiklikte farklı uçların kendine gore gerekçelerle aynı noktada toplanması daha kolay bir hadise. Ama bu farklı uçların, farklı seçmen kesimlerinin aynı isimde bir araya gelmesi çok zor bir hadisedir. Yani oyle bir isim bulmanız lazım ki o bunu sağlayabilmeli. Bu nasıl olacak? Bunu zamanla anketlerde tespit edebilmek mumkun olabilir, kamuoyu yoklamalarında tespit etmek mumkun olabilir. Veya adaylar çıkar, adaylar içerisinden herkesin kendince gerekçelerle bir şey bulduğu aday varsa oylar onda toplanmak suretiyle bunu seçmen oluşturabilir.
Bazıları şoyle kurguluyorlar. Bir kere bir hayır cephesi oluşmuştur. Tayyip'in karşısına kimi koyarsak bu hayır cephesi orada toplanacak, Cumhurbaşkanı da değişecek diye bakıyorlar. Bu imkansız bir şey. Yani Anayasa değişikliğinde hayırda yer almadığı halde eğer kendi kendini hayırın temsilcisi ilan eden birinde bazı seçmen kesimleri kendi aradıklarını bulamadıkları taktirde o hayır kesiminin temsilcisi olmaz, ortada kalır. Buna karar verecek olan adayın kendisi veya adayı çıkaranlar değil, buna karar verecek olan seçmenin kendisidir. Diyarbakır'daki, Hakkari'deki, Van'daki seçmene sormak gerekir, 'Kime oy verirsin?'; İç Anadolu seçmenine, Akdeniz, Karadeniz, Trakya'ya, farklı seçmen odaklarına sormak gerekir. Ya da CHP'nin teşkilatlarına, HDP'nin teşkilatlarına, SP'nin teşkilatlarına sormak gerekir, 'Sence en uygun aday kimdir?'. Çunku o teşkilat mensupları kendi halk tabanlarını da yansıtır.
Muhalefet toparlanamazsa Erdoğan'ın bu seçimleri kazanma şansının olduğunu mu duşunuyorsunuz?
Öyle duşunmuyorum. Parti demek kurumsal yapı demektir. Turkiye'nin nabzını tutan en iyi kurumsal yapılardır. HDP, CHP iyi çalışır ve sonuç almak isterlerse kimi niye çıkaracaklarını tespit ederler ve ortalığı boş bırakmazlar. Ama 2014'teki gibi, yanlış tercih, rastgele tercih yaparlarsa 2014'te yaşadığımızı yine yaşarız.
Siyasi iktidarın geleceğini nasıl goruyorsunuz?
(C) AFP 2017/ ADEM ALTAN
Ekonominin nasıl tahrip olduğu ortada, ekonomi kuçulmuştur. Ama bir şeyde artış var: Hapishane ve mahkum sayısı. Ülkeyi koskoca bir hapishaneye çevirdiler. Sadece içeridekiler değil hapishanelerin dışındakiler bile ozgurlukten konuşma hakkından en temel demokratik hakkından eleştiri hakkından mahrum olarak yaşıyor.
Bu surdurulemez. Hem ekonomik olarak hem de siyaseten surdurulemez. En kısa zamanda bir dost olarak soyluyorum iktidar sahiplerine, vaktiyle beraber olduğumuz bu insanlara en kısa zamanda ya Hukumet etme biçimlerinizi değiştirin ya bu işi bırakın.
Ekonomi iyi gidiyor mu?
Ekonomi iyi gitmiyor. Ekonomik gostergeler bozuk. Ekonomi dediğiniz insan demektir. Bir takım veriler açıklanıyor, ekonomik rakamlar ona bakmayın.
AA
Turkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bugune kadar yıllık ortalama yuzde 5 buyumuştur. Bunun anlamı şu; surekli insanların milli geliri artıyor. Ama son 8-9 yıldır milli gelir azalmıştır. Ekonomiyi ne kadar kotu idare ettiğinin, ekonomik verileri bozduğunun, tahrip ettiğinin en açık kanıtı budur. Cumhuriyet tarihi boyunca 8'er yıllık rakamları inceleyin 8 yıl sonunda milli gelirin azaldığı bir donem goremezsiniz. İlk defa bu Hukumet zamanında oldu. Onun için bu bozuk goruntuyu tamir etmek için de hesaplama yontemini ust uste değiştiriyorlar. Yeni hesap yontemi icat edip, icat ettiklerini daha bol keseden hesap sonuçları ortaya çıkarıyorlar. Yontemi de onceki yıllar için revize etmiyorlar. Yani eskiyle kıyaslama şansı bırakmıyorlar. Özgur basına baskı yapan, bağımsız yargıyı siyasallaştıran bir siyasi iktidarın doğrudan bir bakanlığa bağlı TÜİK'in hazırlamış olduğu verilere mudahale etmediğini duşunebilir misiniz? Onun için buyume oranı vb. ilan ettikleri rakamların hiçbirine inanmıyorum. Bildiğim bir şey var, buyume dediğiniz zaman bu ulkede yaşayan insanların refahının artmış olması lazım. Çiftçiye, emekliye, memura soruyorsunuz refahı artmamış, işsizler iş bulma umudunu kaybetmiş, yuzde 20'ye vurmuş genç işsizler. Sanayiciler, iş adamları batıyor. Bu ulkede buyume yuzde 11 artmış da kimin geliri artmış.
Yuzde 11 milli gelir artmış demek Birleşmiş Milletlere uye ulkeler içerisinde ekonomisi en fazla buyuyen ulke bizim ulkemiz demektir. O zaman ben asgari ucretliye soruyorum, senin gelirin dunyanın en fazla gelir artışı sağlayan ulkede yaşayan insanınkinden daha fazla mı arttı. Çiftçiye, esnafa soruyorum; dunyanın en fazla gelir artışı sağlayan çiftçisi esnafı sen misin? Boyle bir şey yok ki. Madem yuzde 11 milli gelirde artış var, enflasyon da yuzde 12'dir. Asgari ucrette en az yuzde 23'luk artış yapması lazım. Yaptı mı? Asgari ucreti 2 bin TL olarak belirleyebiliyor musun?
' BEN BIRAKIRKEN DOLAR 1.1 TL'YDİ'
(C) AA/
Ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığı yaptım. Ekonomiden sorumlu bakanlar benim başkanlığımda toplanırdı ve ekonomi politikalarını yuruturduk. Ben bırakırken dolar 1.1 TL'ydi. Şimdi 3.80. Milli paranın değeri niye erir? Ekonomi kotu olduğu için erir. Bıraktığım doneme gore ekonomi berbat. Ben bırakırken kişi başına milli gelir 9.247 dolardı. En son 2016 kişi başına milli gelir, 9.012 Dolar. Benim bıraktığım 8 yıl oncesine gore kişi başına milli geliri 235 dolar azaltan bir iktidardan soz ediyorum. Aradan geçen 8-9 sene sonra hala kişi başına milli gelirin daha duşuk olması bu ulkenin tarihinde gorulmuş bir hadise midir?
Eski AKP'lierden eleştiriler geldi. Örneğin Abdullah Gul'un çıkışını nasıl karşıladınız?
(C) AA/
Abdullah Gul'un soylediklerini eleştiriyor diye sorulması ve yayın yapılması bana çok komik geliyor. Abdullah Gul, 'Bu ifadeler muğlaktır, duzeltilmesi lazım' diyor. Cumhurbaşkanının kendisini uyarması sonrasında, Cumhurbaşkanına ve yandaş medyada kendisine saldıran birilerine guya yanıt veriyor ve 'Ben bu KHK'yi sahiplendim, doğru buluyorum ama biraz belirsiz ifade olunca kotu sonuçlar doğurabilir, onun için değiştirilsin istedim' diyor. Nasıl boyle bir kanun hukmunde kararnameyi doğru bulursun, benimsersin, sahiplenirsin? Doğrudan doğruya bir kuçuk, utangaç, mahcup ifadeyi eleştiri diye alıp kendisine saldırıldığı zaman hemen sahiplendiğini anlatmaya çalışıyorsun. Ben farklı bir şey soyluyorum, Başbakan ve Bakanlar Kurulu uyelerinin hepsi suç işlemiştir diyorum. Boyle bir kararname çıkararak, başlarına iş açmak istemiyorlarsa gelecekte mahkeme mahkeme dolaşmak istemiyorlarsa bu kararnameyi yururlukten kaldırırlar diyorum.
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.