Özet (TL;DR) @ 2017-12-30 09:37:40.121438: Fatih’in küçük semtlerinden biri Draman. Osmanlı döneminde tercümanlara ‘dragoman’ deniyor, ismi de buradan geliyor. Ciddi bir mazisi var; Bizans döneminin güzel eserlerinden Pammakaristos Manastırı…



Draman daha ilk andan koklu geçmişini ispat ediyor. O isim, 'dragoman' kelimesinin değişikliğe uğramış hali. Dragoman, Osmanlı doneminde ozellikle devletler arası ilişkilerde kullanılan, musteşara denk derecede devlet gorevlisi sayılan tercumanların adı.

◊ Kuçuk bir dukkanın kapısındayım: Çağlar Doşeme. İçeri girip 67 yaşındaki Erol Karayel'le sohbete başlıyorum. İşi Beyoğlu'nda bir Yahudi ustanın yanında oğrenmiş. "Eski esnaftan bir ben kaldım" diye başlıyor: "Kapatıp gittiler hep. Her oğlen dukkanda yemek yaparım. Tek başıma da yiyemem. Önceden fırına tepsi verirdim, almaya giderdim, donerken peşime taka taka gelirdim."

◊ Erol Bey'in eski İstanbul ozlemi çok yoğun: "Bu mahallenin en buyuk eksiği komşuluk artık. 1800'lerden beri İstanbulluyuz. Molla Aşkı'nda buyudum, Ayvansaray'da. Ahşap evler vardı, bahçesinde domatesi, biberi... Komşular birbirine çok yakındı, yardımseverdi. Sonra, çok utanırdık biz. Buyuklerden bir şey isteneceği zaman bir kere soylerdik. Babamıza, annemize bir şey diyeceğimizde yaklaşıp kulağına derdik."

Eminonunden 90a bindik: Mecalsiz
'tercuman'

Eski İstanbullu parasız olur

◊ "Eskiden azınlık nufus da yoğunmuş herhalde" diyorum, "Asıl şimdi çok" diyor Suriyelileri kastederek. O kısmından biraz dertli. "Her yerden insan geldi. Dilimiz bir değil, adetlerimiz, gorgulerimiz ayrı. Zorlanıyoruz" diyor.

◊ "Siz anne-babadan kalma evde mi oturuyorsunuz?" diye soruyorum, "Bir şey kalmadı ki... Eski İstanbulluların parası pulu olmaz" diyor: "Niye olmaz biliyor musunuz? Eskiden babalarımız bulduğu parayı yerlerdi. Cumartesi-pazar, affedersin oraya buraya giderlerdi, pazartesi para yok. O para her zaman gelecek sanırlardı. Ama dışarıdan gelenler oyle değil. Onların geldikleri zaman kafasında bir şey var; ben buradan bir ev alacağım diye geliyor. Bizimkiler hiç oyle şey duşunmezlerdi."

Eminonunden 90a bindik: Mecalsiz
'tercuman'
_ Hasan Tokat_

◊ Bir çay molası için Şakiroğulları Pastanesi'ne giriyorum. Tezgahın arkasında Kastamonulu Hasan Tokat var. Şakir, babasının adıymış. "Yaş 70, iş bitmiş" diyerek başlıyor. Ama iş bitmemiş tabii. 47 senedir her gun dukkanını açıyor, gelenlere tek başına yetiyor.

◊ "Eski Draman değil artık" diyor o da: "1980'den sonra bozulmaya başladı, 2000'lerle beraber tamamen bitti. İnsanları kotulemek değil de... Artık pastanecilik de bitti. Kimsenin evinde bu kadar şey yoktu ki. Ben sadece fırına tepsi verenlerden aldığım parayla bile geçinirdim. Şimdi herkeste fırın var. Sonra açıyor televizyonu, biraz unla bir şeyler yapıp çay saatini geçiştiriyor."

Eminonunden 90a bindik: Mecalsiz
'tercuman'
_ Erol Karayel_

Uyu şturucu derdi biter mi?

◊ Sokakta seyyar balık satan 46 yaşındaki Mubarek Kayra, Siirt'ten 20 sene once gelip yerleşmiş Draman'a. Evlere de veriyor, lokantalara da. "Temiz balık. Gunluk getirip gunluk bitiriyorum" diyor. Mahalleyi seviyor ama buyuk bir uyuşturucu dertleri olduğunu soyluyor. Bağımlıların kumelendiği bazı alanlardan bahsedip "Önce bunun bitirilmesi lazım. Benim gorduğumu herkes goruyordur herhalde" diyor.

◊ Karşıdan gelen beyefendiyle selamlaşıyoruz. "Bu mahallede mi oturuyorsunuz?" diyorum. "40 senedir" diyor. 65 yaşındaki Rizeli Yaşar Özçelik, belediyeden emekli mufettiş. Uyuşturucu sorununu o da doğruluyor. "Hala var, epey temizlendi aslında ama kurutuyorlar artık, tek bir koşe kaldı" diyor. O da eski mahallesini ozleyenlerden. "Sen borek çıkarırdın, ben sarma, o çay, oburu kahve; kapıların onunde hep beraber yenir içilir..."

◊ Draman kuçucuk yer. Yerlilerinin hepsi "Ahvaliniz nasıl?" diye sorar sormaz "Eskiden..." diye başlıyor soze. İşin uzen tarafı, o ozlemlerini medet umar gibi, "Acaba sen duzeltebilir misin?" der gibi kırık bir umitle anlatıyorlar. Donuş otobusunde "Keşke super guçlerim olsa" diye duşunuyorum; kapı onlerinde o neşeli sofralar kurulsa, ben de bir kenarına ilişiversem...

Eminonunden 90a bindik: Mecalsiz
'tercuman'

Pammakaristos 'tan Fethiye'ye muhteşem tarih

Bizans doneminden kalma manastır kilisesi Pammakaristos'un onundeyim. İnşaatı 11'inci yuzyılda başlamış, 13'uncu yuzyılda Latin istilasının son bulmasıyla bir mezar şapeli (parekklesion) eklenmiş. 1455-1586 yıllarında Ortodoks Patrikhanesi olarak kullanılmış. Kiliseyi 3. Murat, 1595'te Gurcistan ve Azerbaycan'ın fethi anısına camiye donuşturmuş; kuzey kilise halen Fethiye Camii olarak kullanılıyor. Ek kilisenin duvarları ise 14'uncu yuzyıla ait etkileyici mozaik ve fresklerle suslu. Giriş ucreti 5 TL, çarşamba hariç her gun açık.

Eminonunden 90a bindik: Mecalsiz
'tercuman'

Me şhur Draman turşusunun hikayesi

Draman'la ilgili araştırma yaparken onume birkaç kere "Turşusu meşhurdur" lafı çıkıyor. Sırçalı Kup Turşu Evi'ni gorunce giriyorum. 60 yaşındaki Kastamonulu Muzaffer Demir, babadan turşucu. Mesleğinde 42 seneyi geride bırakmış. Üç sene oncesine kadar seyyarmış hep. "Bu meşhurluk nereden geliyor?" diye soruyorum, gene maziye dalıyor. O çocukken babası Draman'daki otobus durağının koşesinde duran turşucuya getirmiş Muzaffer Abi'yi, turşu suyu içmeye. "Bizim hemşerimizdi" diye anlatıyor: "Mehmet diye bir adam, burada efsaneymiş. O zaman işte bu Draman turşusu, Pelit, sonra Çemberlitaş, Cihangir'deki Asri... En meşhurlar bunlardı, turşu sofrada eksik olmazdı."

Yolunuz duşerse Muzaffer Abi'nin yanına uğrayın; hem tatlı sohbetini dinleyin, hem ozel lahana turşusundan (ne limon ne de sirke var; sadece tuz ve suyla yapıyor) hem de kutur kutur diğer çeşitlerden tadın. Turşunun kilosu 14 TL.