Özet (TL;DR) @ 2017-12-29T13:57:00.000Z: Teknik direktör Yılmaz Vural, canlı yayında Habertürk televizyonunda konuk olduğu programda önemli açıklamalar yaptı.



Turk futbolunun renkli simalarından biri olan teknik direktor Yılmaz Vural, Galatasaray'da Igor Tudor'un ayrılığından sonra kendisine teklif gelip gelmediği konusuna da yanıt verdi. "Tudor gonderilince Galatasaray'da direkt yonetimden olmasa bile çok yakın insanlar aradı ve yonetim kurulunun yarısına yakını seni Galatasaray'da istiyor, dediler" yanıtını verdi. Yılmaz Vural, Fatih Terim'in gelişiyle ilgili olarak ise, "Biz bunu çarşamba konuştuk. Cuma gunu Fatih Hoca geldi. Bir yere birilerini getirirken bir takım dengeler vardır. Çunku Fatih Hoca Galatasaray'ın bir ismidir. Dolayısıyla orada 4 tane arka arkaya şampiyonluğu var, UEFA şampiyonluğu var. Şoyle bir isim var ortada. Bakın o geldikten sonra Galatasaray'da olaylar bir anda duruldu. Fatih Terim'in Galatasaray'a gelişi iyi oldu" değerlendirmesinde bulundu.

**

(C) AA/

'TAYYİP BEY İLE RIDVAN ABİ-KARDEŞ GİBİ'**

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la ikili ilişkilerinin de çok iyi olduğunu dile getiren Vural "Biz Tayyip Beyi çok severiz. Siyasi goruşumuz aynıdır farklıdır o farklı dava. Ama Tayyip Bey bu ozel ilişkiden dolayı bize ol dese oluruz" ifadelerini kullandı. Rıdvan Dilmen'in Cumhurbaşkanı Erdoğan için yaptığı 'Parkasız Deniz Gezmiş' nitelemesine de değinen Vural, "Rıdvan'ın soylediklerini ben çok iyi anlıyorum çunku onu iyi tanıyorum. Tayyip Bey ile Rıdvan abi kardeş gibidir. Soylediği şeylerin duygusal tarafı vardır. Ben o kadar vahim bulmuyorum. Onun soylediklerinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum" dedi.

Yılmaz Vural buyuk takımlarda çalışıp çalışmayacağı yonundeki soruya, "Ben onların yerinde olsam getiririm. Galatasaray stadına bu hafta maça gittim. Tribunlerin 3'de 2'si resim çektirdi. Beşiktaş ve Fenerbahçe statlarında da aynı şekilde. İnsanlar sempatik ve sevgi dolu bakıyor bana" yanıtını verdi.

' BU TÜRKİYE'NİN KEPAZELİĞİ'

Yılmaz Vural, çok sayıda takımı çalıştırması ile ilgili olarak da "33 yılda 33 takım çalıştırdım. Bu başarı mı başarısızlık mı değil, Turkiye'nin kepazeliği…" açıklaması yaptı.

Teknik direktor Yılmaz Vural, Haberturk TV'de ekrana gelen Kubra Par'ın hazırlayıp sunduğu 'Açık ve Net' programına konuk oldu. Yılmaz Vural'ın sorulara verdiği yanıtlar şoyle:

Yeni yazd ığınız kitabınızdan hangi bolumler çıkarıldı?

"Her işin bir kendi akışı vardır. Kitabımızda bazı bilinmeyenlerden bahsettik. Kitapta ne vardı ve ne çıkardılar onları anlatırsak sen de avukatlık durumlara duşersin. Ben ozgur biriyim. Özgurluk pahalı bir oyuncak. Bu yuzden çok yuksek noktalara ulaşamıyorsun. Bir basamak daha atlarken birinin daha sizi itmesi lazım. Ben o itecek parmağı bulamadım. Bu konuda yaralı değilim. Allah omur verdiği muddetçe bir ekonomiye sahibim. Kimseye bağlılığım yok. Bu dunyada kalıcı değilim. Modası geçmeyen tek giysi var o da kefen."

Peki, Y ılmaz Vural bugune dek kendi yeteneklerinin karşılığını bulamadı mı?

"Tabii ki boyle duşunuyorum çunku oyle olmasa boyle konuşmam. Ben işçi çocuğuyum. Kendi imkanlarımla yurt dışına gittim. Öğretim gorevlisi oldum. Bu beni kesmedi ve daha da iyi şeyler yapayım dedim. Dunyada bu iş en iyi nerede yapılıyor diye araştırırken 'Almanya' dediler ve ben de oraya gittim. Bu kitapta onları yazdım. Her şeyi anlattım. Başarıya ulaşmak için kendimden neler verdiğimi de bu kitapta anlattım."

9 Hafta kala G oztepe'nin başına geldiniz ama ardından yollar ayrıldı. Neler oldu da o sureç boyle sona erdi?

"Sırf Goztepe değil ben 33 tane takımla çalıştım. Hepsinde sorun aynı. Futbolu yonetenlerin yonetme sebepleri ya siyasi ya ticari kaygılar barındırıyor. Bu yuzden olmuyor. Goztepe ile oturduk ve bana 'şartların neler hocam?' dediler. Bana sakın 'Hocamız şartlarımızı kabul etmedi kurnazlığını yapmayın' dedim. Onlar da bana senin şartlarını oğrenelim dediler. O gunden sonra bir daha benimle konuşmadılar. Bana o donemde 'İnanın sizin gibi hocayla çalışmadım' dedi. Bana ardından 'Sizin populariteniz takımın onune geçiyor' dedi. Bana 'Neden buyuk takımlarla çalışmadığınızı anladım' dedi. Sportif duşunen bir başkan şoyle duşunur. Bir hocanın popularitesinin yuksek olması takıma bir şey kazandırıyorsa; ben ondan mutlu olurum. Bu kadar imkansızlıklar içerisinde takımı bir yere getirdiyse; daha ne istiyorsunuz?"

Ş u ana kadar birçok takımın başında sizi gorduk. Sizce bu sayının bu kadar yuksek olması başarı mı başarısızlık mı?

"33 yılda 33 takım çalıştırdım. Bu başarı mı başarısızlık mı değil, Turkiye'nin kepazeliği… Şu anda çalışmıyorum. Guzel bir şey mi benim adıma? Bir takımı lige çıkardınız ama işsizsiniz. Peki kriter nedir? Hırsız mıyım ben? Para mı çaldım? Toplumun tasvip etmediği bir işin içinde miyim? İnsan kendini değerlendirirken objektif olmayabilir ama ben iyi bir insanım. Beni herkes seviyor. Ben kotu bir insan olsam beni kimse sevmez. Nereye gitsem insanlar saygı ve sevgi gosteriyor. Toplumun gozunde bazı şeyleri başardığınız için size bu sevgiyi gosteriyorlar. Sorun şu; 1986'dan bu yana futbolun içindeyim. Bana kimse komisyon aldı vb. şeyler soyleyemez. Eleştirdikleri konu, 'Hoca şovmen, hoca takla atıyor' diyor. İşin hep magazinsel boyutundan gidiyor olay. Ürettiğim hiç bir şeye bakan olmuyor. Milli takım mevzu bahis oluyor, 'Neden Yılmaz Hoca gelmiyor?' diye sosyal medyada herkes konuşuyor. BAL'dan bile bana çok teklif geliyor. Bu halkın teveccuhu… İnsanın kendi kendisini yorumlaması hoş olmaz. 'Ben çok başarılıyım' diye bir ifade kullanamam. Kimin ne kadar başarılı olduğuna onlar karar verir."

Ferguson, Terim ve dahas ı… Hep sert ve otoriter isimler gibi duruyorlar ama siz gunun sonunda hep 'tatlı insan' olarak anılıyorsunuz. Bu durumdan hoşnut musunuz?

"Futbol nedir? Bir eğlence değil mi? Hafta sonu iki uç saatini harcamak için gitmiyor musun oraya? İnsanlar da oraya gosteriye gidiyor. Bu işin eğlence boyutu var. Benim Almanya'da aldığım eğitim bu. Biz kavga etmeye gitmiyoruz ki oraya… Yıllar once çocukluğum aklıma geliyor. Babam beni maçlara gotururdu. Taraftarla iç içeydik. Galatasaray amigosunun ismi 'Karıncaezmez Şevki'ydi. İsme bak. Şiddet içermiyor. Birbirlerini kızdırmak için 'Bir baba indi' tezahuratı yapıyorlardı. Espriler, şakalar… Futbol buydu. Benim kadar otoriter antrenorler tabii ki vardır. O yaptığım hareketler otoriter olmadığım anlamına mı gelir? Çalıştığım hiçbir takımda disiplinsizlik olmaz. Çok kart gormez. Sezonun son antrenmanını bile ciddiyetle yaptırırım. Otoriteyi siz şekil olarak mı goruyorsunuz? Mesela Fatih Terim'i programına çağır gelecek mi acaba? İnşallah gelir. Seninle konuşurkenki kişiliğim farklıdır. Beni bu halimle değerlendiriyorsun. Sanıyorsun ki mesleğimde de aynı Yılmaz Vural'ım. Bir kere burada hata yapıyorsunuz. Bir meslek icra ederken, kişisel karakterinle iş karakterin aynı mı? Değildir tabi. Seninle birlikte olduğumda sana burnu havada bir insan gibi davranırsam o zaman daha mı değerli olurum?"

T urkiye'de kulup başkanlarının diktası olduğuna inanıyor musunuz?

"Sistem şuna dondu. 1986 yıllarında kulup başkanları, kentin zengin ve varlıklı insanlarına zorla verilirdi. Futboldan anlamayan, ilgilenmeyen insanlar vardı. O donem kulup başkanları ne sozleşme yaparsa; ona biat edilirdi. Evini satar, size soz verdiği paraları oderlerdi. Sozleri o donemki başkanların senetti. TV gelirleri başladı derken bir anda ozerkleştik ve kulup başkanlığı tipi değişti. Siyasi ve ticari anlamda bir yere varmak hedefiyle o koltuklara gelinmeye başlandı. Bu hala şiddetle devam ediyor. Bu işi doğru yapanlar bunun dışında ama çok az sayıdalar. Bakan ve milletvekili olmak isteyenler bu işlere giriyor. Popularite istiyorlar. İhale almak için başkan oluyorlar. Dolayısıyla para kazanmak isteyenler kulup başkanlığı yapıyor. Bu hala da devam ediyor. Doğru yapanlar ve sportif bakanları hepimiz biliyoruz. Bunlar kimler? İsim vermek doğru olmaz… Bizim alem hepsini tanır.

' GÖKSEL GÜMÜŞDAĞ İLE ÇALIŞMAK İSTERİM'

Goksel Gumuşdağ ile çok çalışmak isterim. Abdullah Avcı'nın yerinde olmak isterdim. Abdullah Hoca yeri geldi 11 maç kaybetti ama gorevden alınmadı. Orada herkes kendi gorevini yapıyor. Ne yaparsa yapsın, karışmıyorlar. Oyuncular da bunu biliyor. Başakşehir'in başarısını buna bağlıyorum. Bir anda buralara gelmediler. İsim değiştirdi ve geçmişi çok eskiye dayanıyor. O gunden bugune Abdullah Avcı ile Goksel Bey çok başarılı gidiyor. Her şeyi Abdullah Avcı'ya teslim etmiş. İdari boyutu onda, saha içi Abdullah Hoca'da… Altyapısı muthiş, stadyumları çok iyi ve çok onemli oyuncular alıyorlar. Durup dururken başarı ortaya çıkmıyor. Oradaki model Turkiye'nin modeli oluyor."

G orev yaptığınız takımların başında herhangi bir siyasiden telefon aldınız mı?

"Benim tarzımı bildikleri için beni kimse aramıyor. Beni niye arasınlar ki? Siyasetçi gitmeden sizi arasın ki size yardımcı olsun. Bakana gidersin, 'Boyle bir derdim var' dersiniz, o isimler size 'Hayır' demez. Memnun olarak bu işi yapıyoruz demiyorlar ama olay oyle bir boyuta geldi ki; artık bir siyasiyi aramadan iş bulamaz hale geldiniz. Bu oldum olası bu ulkenin derdi. Antrenorler anlamında da bu duruma geldik. Eskiden bizi de ararlardı. 'Bize hoca tavsiye et' diye alt liglerden de ararlardı. Başkasını tavsiye etmeyi sevmem. Futbolu bilmiyor muyuz da başkasının tavsiyesine bakıyoruz? Siyasetçinin sizden ricasını kırmanız mumkun değil. Hoca değişiminin altında yatan sebep budur. Turkiye'de her konu tartışılır. Futbolda bir sureç yaşadık. Durup dururken olmadı. Surecin içinde herkes var. Tapeler biraz kurgu diye ortaya çıktı ama sonuç olarak her şey yalan değil. Kitabımda her şeyi anlattım. Benim kimseden bir çekincem yok. Çunku benim kimseye bir borcum yok. Bazı şeyleri açıklığa kavuşturmam hoş olmaz. Beni dolduruşa getirme. O kadar da değil. 'Sen de kendi mesleğindeki bazı şeyleri soyle' desem, dobra dobra soylemezsin. Ben siyasetçi değilim. Spor adamıyım. Her şeyi soyledim. Daha ne soyleyeyim sana? Beni omur boyu işsiz bırakacak şeyler mi soylememi istiyorsunuz. Sistem eleştiren herkesin adı 'devrimci'ye çıkar. Devrimci olan insanların sonu felaketle bitmiştir. Sonradan herkes kıymetini anlar. Gidersiniz mezar başında onu kutlarsınız ama iş işten geçer. Devrimcileri ya asarlar ya da sonu felaketle biter. Bir şeyin değişimini, insanların katkısı ve etkisi olsun diye yaparsanız, o insanlar samimiyetle bunu algılarsa ve yapmak isterler ayrı. Er veya geç her yanlış duzelmek zorundadır. Surece bırakırsanız; çok zaman kaybedersiniz. Turkiye'nin sıkıntısı bu. Kendi uzmanlaştığımız konularda doğruları soylersek ve uygulayıcılar bunu daha çabuk uygularsa bu zaman kaybı olmaz. Biz çok zaman kaybederek ilerliyoruz. Turkiye'nin en buyuk derdi bu."

Ö zellikle referandum doneminde tribunlerde yapılan siyasete sıkça şahit olduk. Futbolda ve tribunlerde siyaset olması doğru mu?

"Şimdi futbolu siz spor diye gormeyin. Futbol sosyal bir olaydır. Dunyada hangi sosyal bir olay farklı siyasi goruşleri ve farklı sosyal sınıfları bir araya getirebilir? Bakın, stadyumlara girin, sağcısı solcusu, siyahı beyazı her şey var. Mahşer yeri gibi orası… Bir takım için hiç bir araya gelmeyecek insanlar bir araya gelir ve o takımı destekler. Zaten orası siyasi bir yer. Bir duşunce için… Bu oyunun çok birleştirici bir yapısı vardır. Bu işe spor diye bakmayın. Siyasal anlamda bakarsanız; Çarşı grubunun bir tepkisi oldu. Gezi surecindeki tepkisi olmadı. Çunku siyaseti oraya sokarsanız bu iş farklı boyuta gider. Orada sayısı farklı bir kitle var. 50 bin kişinin siyasi bir şeyi desteklediğini duşunebiliyor musunuz? Hoş olmaz o. Futbol kotu kullanıldığında kotu bir silah olur. O yuzden ben bu işin spor boyutunda kalsın istiyorum. Eğlence boyutu on plana çıksın istiyorum. Oyuncularıma bunları soylerken; sosyal bir gorev ortaya getiriyorsunuz. Toplumun psikolojisini dengeliyorsunuz. İnsanlar psikolojik yapılarını dengelemek için stadyumlara geliyorlar. Biz seçilmiş ve çok ozel insanlarız. Siz kendinizi çok onemli gorun. Çunku hayatınızın bir bolumunu ve gençliğinizi feda ediyorsunuz, size statu atlatıyorlar ama omrumuzun buyuk bolumunde diğer gençler ne yapıyorsa siz yapamıyorsunuz. O arenada kazanacaksınız ki size taraf olan insanlar mutlu olsun. Hatırlayın, Dunya Kupası'nda 3. olduk, havada bizi jetler karşıladı. Saatlerce havalimanından gelemedik. Orada başı ortulusu, başı açığı… Herkes oradaydı. 'Turkiye Turkiye' diye sesler vardı. Herkes bir araya geldi ve butunleşti. Futbol ayrıştırıcı olamaz.

' SPORCU SİYASETİN İÇİNDE OLAMAZ'

Sporcu siyasetin içinde olamaz. Biz herkesin Yılmaz Vural'ıyız… Sporcular da herkesin sporcusu. Sağ, sol veya başkası, bu işlerin içinde sporcular olamaz. Takımlarda sağ-sol çatışması olmaz. Buna bizler zaten musaade etmeyiz. Siyaseti takımın dışında yapacaksın. Bir tane oyum var, giderim oyumu atarım kimse buna karışamaz. Futbol takımları çok politize olmuş değiller. Antrenorlerin bu konuda siyasallaştığı olmaz. Tabii ki herkesin inanışı ve siyasi goruşu var ve buna saygı duymak lazım. Fakat biz onu takım içine sokarsak iş farklı boyuta geliyor. Herkes sizin gibi duşunmuyor ki…

' IĞDIR'A GİTTİM VE BELEDİYE BAŞKANIYLA KONUŞTUM, BANA DEDİ Kİ…'

Tum belediye başkanları gorevden alındı. Biz de Iğdır'a gittik. Iğdır'daki başkanla buluştuk ve ona 'seni unuttular herhalde' dedim. Bir espri yaptım. Sana bir şey soracağım dedim. 'Allah aşkına neler oluyor?' dedim. Siyasi goruşu olan insanları yakından tanıyorsun dedim. 'Hocam 40 bin kişi oldu. Dağda da hep silahlı insanlar oluyor ve bu sayılar hiç duşmuyor' dedi. 'Bizim yapacağımız bir şey var' dedi. 'Sporla bu işi çozebiliriz. Bu gençliği dağa çıkmayacak hale getirmemiz lazım, yeni sahalar yapalım, bu çocukları spor anlamında bir mesleki boyuta getirelim, yapacak hiçbir şeyleri yok' dedi. Sporun ne kadar onemli olduğunu onun dikte etmesi beni o kadar mutlu etti ki anlatamam…

' TAYYİP BEY'İ ÇOK SEVERİZ'

Bakın biz, Tayyip Bey'i çok severiz. Spor camiası için kendisi bir idoldur. Çunku bizden birisi. Tayyip Bey de bizden birisi ve futbola çok onemli katkıları var. Bizim onunla tanışmışlığımız, başbakan ve cumhurbaşkanlığı doneminden değil ki… Amator sporculuğundan gelir. Futbolun kısıtlı imkanlarla nasıl oynandığını bilen birisi. Bizleri çok sever. Aram onunla çok iyidir. Sağ olsun, her donemde ve nerede gorurse gorsun, bana sarılır ve beni oper.

Peki, politik olarak Cumhurba şkanı'na yakın mısınız?

"O benim kendi sorunum. Siyasi goruşumu hiçbir yerde açıklamadım. Hiçbir yerde de açıklamam. Turkiye'nin sorunu bu. Hangi takımı ve partiyi tuttuğumu karım bile bilmiyor. Turkiye buna hazır değil. Turkiye sizi maalesef bir taraf haline getiri ve size karşı olanları da karşınıza getirir. Her şeyi çok açık konuşursanız; ulkenin yarısını karşınıza alırsınız. Hele bizim yaptığımız iş. Sağ, sol herkes bu işin içinde. Rıdvan da bu işin içinde. Tayyip Bey'in de çok sevdiği bir isim. Tayyip Bey'in de siyasi hayati dışında onemli bir hayatı var. Bizimle konuşurken çok mutlu olduğunu biz de biliyoruz. Bize bazen 'Gelin bu işin içinde olun, ihtiyacım var size' dediği olmuştur. Bizim siyasi goruşumuz aynıdır, farklıdır farklı dava. Rıdvan bunu seslendirince bir suru insan ona karşı oldu. Herkes 'Sen spor adamısın niye bu işlere giriyorsun?' dediler.

Bize Tayyip Bey 'ol' dese oluruz' biz. Yanlış anlamayın. Bizim insani boyutumuzdan bahsediyorum. Kendi duşuncene karşı duşunen biriyle arkadaşlığın yok mu? Bizim dostluğumuz bu seviyededir. Siz ozel kalemden randevu alır, goruşemezsiniz ama biz bir telefonla onunla goruşuruz, yeri gelir 'geyik muhabbeti' yaparız. Bu işler siyasileşince olmuyor. Farklı boyuta giriyor.

Sol taraf dedi 'Sen ne yapıyorsun kardeşim?', Sağ taraf 'Teroristi ona benzetiyorsun' dediler. Ülke sistemiyle oynamak riskli bir iştir. Deniz Gezmiş bunu başaramadı, Tayyip Bey bunu başardı. Çok onemli bir adım attı. Deniz Gezmiş bu konuda başarılı olamadı. Onun değiştirme çabası yetmedi ve sonu iyi olmadı. Tayyip Bey oyle değil. Sistemle uğraşmak çok riskli bir iştir. Nasıl ben futbol sistemiyle çok uğraşıyorsam ayı şey. Bizimki kuçuk bir yara. Onlarınki farklı bir boyut. Cesaret ister. Devrimci yapıya herkes sahip olamaz. İnanılmaz bir risk taşır. Pozitif veya negatiftir, olay başka. Rıdvan'ın soylediklerini ben çok iyi anlıyorum çunku onu iyi tanıyorum. Tayyip Bey ile Rıdvan abi kardeş gibidir. Soylediği şeylerde duygusal tarafı vardır. Ben o kadar vahim bulmuyorum. Onun soylediklerinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum.

**

(C) AA/

'ZAMANINDA FETÖ'YE KARIŞAN SPORCULARIMI ÇOK UYARDIM'**

Ömer Çatkıç 17 yaşındayken benim talebemdi. Onu ilk oynatanlardan birisi de benim. Ömer de boyle bir sıkıntı içinde. Hakan Şukur ona keza. Artık 'vatan haini' konumuna geldi. Ve maalesef, bir suru oyuncu arkadaşımız o donemlerde bu oluşumun içinde oldukları için şu anda onemli sıkıntılar yaşıyorlar. Tabii tercihleri buydu. Hakan Şukur'un oyuncu olmasının başlangıcıyımdır. Sakarya'da basketbol oynarken, onu alıp Bursaspor'a goturdum. Hakan Şukur 10-15 yıl Turk futbolunu taşıdı. Allahı var. Onun tercihi onu bu duruma duşurdu. O zamanlarda onu uyardık. 'Sen Hakan Şukur'sun' dedim. Vatan haini oldu. Sokaklara ismi verilmişti. Her şeyi silindi. Gittin Amerika'lara… Ben hayatım boyunca sıra dışı olmaya çalıştım. Kimsenin beni idare etmesini istemem. Herkesin bir derdi var. Turkiye'de yonetmek çok zor. Yoneten konumundaysanız, Turkiye'de sıkıntı yaşarsınız. Bir ulkeyi idare ederken, ceza ve odul çok onemlidir. Ceza veriyorsunuz, adam caymıyor, odul veriyorsunuz adam ikna olmuyor. Yanlış yapılıyor. Bize de geldiler. Takımı çalıştırıyorum, takımı yukarı çıkardım. Beni gonderdiler, benden sonra benim yerime gelen hoca, FETÖ tarafından getirildi. Bunu biliyorum. 'Himmet' adı verilen para karşılığında goreve getirildi. Guç neredeyse insanlar oraya gitmeyi sever."

Peki, g ucun yanında olmadığınız için mi kaybettiniz?

"Yılmaz Vural değil herkes kaybeder. Gucun yanında olmazsanız hepiniz kaybedersiniz. Guç de ister ki 'herkes benim yanımda olsun'. Eğer gucun yanında olmaya ikna olduysanız o konu ayrı ama sırf gucun yanında olmak için gucun yanında olursanız iş başka. Onlar her zaman kaybeder.

' SÖZLEŞMELERİME 'BÜYÜKLERDEN TEKLİF GELİRSE AYRILIRIM' MADDESİ EKLİYORUM AMA…'

Metin Aşık doneminde bir yonetici beni aradı. Trabzonspor'la finali kaybettik, hoca işi olmadı. Ali Şen ile anlaştık, sabaha kadar takımın hocasıydım ama daha sonra olmadı. Hep der bana 'Yılmaz Vural'ı takıma getirememek beni çok uzuyor' der. Sozleşmelere, 'Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Milli Takım'dan teklif gelirse ayrılırım' diyorum. Kimse de bana 'Hayır' demiyor çunku oralara gelemeyeceğimi biliyorlar. Kendimle barışık bir insanım. Hedef biter mi? Hiç bir şeyi kabullenmem. Zeki Muren hep derdi, 'Allah benim canımı sahnede alsın' oyle de oldu. Allah benim canımı sahada alsın' çok seviyorum orayı.

**

(C) Fotoğraf: DHA

'AZİZ YILDIRIM GİTMEZSE; ONU O GÖREVDEN KİMSE ALAMAZ'**

Ali Koç ile uzun senelere bir tanışıklığım vardır. Aziz Bey'le de oyle. Bizim Cezmi'yle okula gidiyorlardı. Cezmi geldi bana 'Ali Koç seninle tanışmak istiyor' dedi. 20'li yaşlarda bir insanken bana, 'Hocam tek idealim Fenerbahçe'nin başkanı olmak' demişti. Öyle bir Fenerbahçeli ki çok istiyordu. Artık şartlar onu oraya doğru goturyor ama Aziz Bey oradan gitmeyi istemezse onu kimse gorevden goturemez. Çunku bu halkın seçtiği bir yer değil. Bu bir delegasyon olayı. Ali Koç, Aziz Yıldırım'ı mumkun değil goturemez. Aziz Bey diyecek ki, 'Tamam ben yoruldum, Ali goreve gel' o zaman olur. Fenerbahçe'de iki adaylı bir seçim olmaz. Aziz Yıldırım da boyle demez. Çunku onun hayatı burası."