Özet (TL;DR) @ 2017-12-25T06:25:00.000Z: Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye'de çok hızlı savrulmalar olabildiğine dikkat çekerek "Bazen daha sakin durup, aynı gemide olduğumuz gerçeğini hatırlamamız lazım" dedi. Kalın, 'aynı…



Hurriyet'ten İpek Özbey'e gundemle ilgili değerlendirmelerde bulunan Kalın'ın açıklamalarından bir kısım şoyle:

T urkiye ve Yemen'in Birleşmiş Milletler'e taşıdığı Kudus oylamasında Trump'ın tehditlerine rağmen 128 ulkeden evet çıktı. Bu sureci nasıl yonettiniz?

Amerikan yonetiminin Kudus ile ilgili boyle kararlar alacağı bilgisi bize gelmeye başlayınca Cumhurbaşkanımıza bir arzda bulunduk, kendisi bize bir yol haritası çizdi. "Öncelikle ben yoğun bir telefon diplomasisi yapacağım" dedi. Ardından bu kararın açıklanacağı kesinleştikten hemen sonra da İslam İşbirliği Teşkilatı donem başkanı olarak olağanustu zirve çağrısı yaptı. Tabii sadece zirvede alacağımızın kararın yeterli olmadığını bildiğimiz için, bunun ruzgarını arkamıza alarak BM surecini başlattık. Butun bu sureçte cumhurbaşkanımız inanılmaz bir mesai harcadı. O arada yuruttuğumuz epey bir arka kapı diplomasisi var. Kudus'un tek taraflı olarak İsrail'in başkenti olarak kabul edilemeyeceğini, bunun Kudus'un tarihi ve dini gerçekleriyle uyuşmadığını ve Ortadoğu barış surecine katkı sağlamayacağını Amerikalı mevkidaşlarımıza da anlatmış, bu kararlarının dunyadan kimseden destek bulamayacağını da soylemiştik aslında. Dinlemediler ve buyuk bir hezimetle karşı karşıya kaldılar. Yaşanan Filistin davası için buyuk bir kazanımdır, Trump yonetimi için de buyuk bir hezimettir. Tehdit, baskı ve şantaj politikalarıyla 21. Yuzyıl'da diplomasi yapamazsınız.

' BOSNA-HERSEK'İN TAVRINI DOĞRU OKUMAK GEREKİR'

Bosna-Hersek 'in çekimser kararı şaşkınlık yarattı mı?

Orada uçlu bir yapı var. Ben Bakir Bey'in buna evet verilmesi yonunde bir çalışma yaptığını biliyorum. Ama Bosna-Hersek'in uç parçalı yapısından dolayı bu imkan olmadı. İlginçtir Sırbistan 'evet' oyu kullandı. Bu çok onemlidir. "Bosna hayal kırıklığı" yorumlarını ben de gordum, ancak doğru okumak gerekir.

' TRUMP, DÜNYADAN TEPKİ GELİR SONRA SAKİNLEŞİR DİYE DÜŞÜNDÜ'

Trump ne yapmaya çalışıyor? Amerika'nın bu sonucu ongormemesi olası mı?

İki boyutu var aslında. Bunu iç siyaset açısından bir seçim vaadi olarak gordu. "Vaadimi yerine getiririm. Belki dunyadan birkaç gun yuksek sesli eleştiriler gelir, sonra sakinleşir" diye duşundu --ki bence buyuk bir hesap hatasıydı. İslam dunyasında yaşanan bir takım ihtilaflar, İran ile Suudi Arabistan çekişmesi, mezhep gerginlikleri, devam eden iç savaşlar, terorden hareketle İslam ulkelerinden guçlu bir birlik, beraberlik çıkmaz gibi bir beklenti içine girmiş olabilirler. Ama bakın Kudus hepimizi birleştirdi. Turk siyasetini de birleştirdi. Meclis'te bulunan dort siyasi parti de İran ve Suudi Arabistan gibi ihtilaflı ulkeler de aynı bildirinin altına imza attı. Avrupa'dan Afrika'ya, Vatikan'dan Ortadoğu Hristiyanlarına mutabakat oluştu. Filistin meselesindeki temel problem İsrail'in işgalidir. İsrail yonetimleri ve onun destekçileri ısrarla bu işgal politikalarını unutturmak için çeşitli taktik ve stratejiler uyguluyor.

Nedir bu stratejiler?

Mesela Arapların otekileştirilmesi, Filistinlilerin adeta şeytanileştirilmesi bu siyasetin bir parçasıdır. İsrail yonetimleri Batı'ya şunu soyluyor: "Karşımızda rasyonel olmayan, otoriter, terorist, kadın duşmanı, ozgurluk duşmanı, ataerkil, aklıyla değil duygularıyla hareket eden bir guruh var. Dolayısıyla biz boyle mucadele etmek, şiddet kullanmak zorundayız. İslam-Batı ilişkilerini, Musluman-Yahudi ilişkilerini zehirleyen bu yaklaşımı 67'den beri sistematik olarak uyguluyor.

Kim, ne kazan ıyor sonunda?

İsrail bu algıları inşa ederek 67'den bu yana Filistin topraklarını işgal etmeye, çalmaya devam ediyor. O manada kendileri açısından faydalı bir şey yapıyorlar. Batı'yı kendi yanlarına çekerek, "Ortadoğu'daki tek demokrasi biziz, bize yardım etmek zorundasınız" tezini işliyor. Bunun da ciddi bir şekilde sorgulanması lazım. İsrail'in kendi içinde bir Yahudi demokrasisi olabilir ama Yahudi olmayan vatandaşlara nasıl muamele edildiğini hepimiz biliyoruz. İsrail'deki Arapların ikinci sınıf vatandaş olduğu, Batı Şeria ve Gazze'deki Arapların surekli abluka altında tutulduğu, her tur tacize, aşağılanmaya maruz bırakıldığı, topraklarının çalındığı, zeytin, limon bahçelerinin alındığı, satıldığı bir yerde demokrasiden bahsederseniz gulunç hale gelirsiniz. En azından biz bu hikayeyi satın almıyoruz.

Bat ı neden satın alıyor?

(C) Sputnik/ Maksim Blinov

Tarihi bir takım gerekçeler var. Yahudi-Hristiyan geleneğinin var olduğunu inşa etmeye çalışanlar var ki bu çok tartışmalı bir konudur. Çunku teolojik ve sosyolojik olarak tarihte Yahudiler ve Hıristiyanlar hiçbir zaman oyle barış içinde falan yaşamadı. Antisemitizm, yani bir insana sadece Yahudi olduğu için nefret duymak, bir kotuluk yapmak, onu oldurmek Avrupa kokenli bir ideolojidir. Kokleri Hıristiyan Ortaçağ'dır. Ortadoğu, Afrika değildir. Bizim topraklarımızda antisemitizm bir akım olarak çıkmamıştır. Antisemitik kişiler, gruplar olmuştur ama biz bunları reddederiz. Bizde ilk İslam doneminden bu yana Musluman ve Yahudiler barış içinde yaşamıştır. İsrail'den kaçan Yahudiler'i alan biziz. Ayrım yapılmadan bizim topraklarımıza yerleştirildi, 500 yıldır birlikte yaşıyoruz. İsrail lobisi, Evanjelist kiliselere, Ortadoğu'nun hiçbir sosyolojisini, tarihini bilmeyen kitlelere bir şekilde ulaşıp, "Ortak tarihi bir geleneğimiz var, biz bu fanatik Muslumanlara, terorist Araplara karşı birlik olalım" dediler.

Bu propaganda uzerinden mi yuruyorlar?

Tabii. Ne zaman İsrail'in işgalini birileri ifşa etmeye kalksa hemen onun uzerine çullanırlar. Antisemitizm yayıyorsun diye. Halbuki İsrail'in politikalarını eleştirmek Antisemitizm değildir. Holokost İstanbul'da yaşanmadı, Kahire'de, Pakistan'da, İran'da yaşanmadı. Avrupa'nın gobeğinde yaşandı.

(C) AA/

Ben çocuktum, televizyonların alt yazısında 'Ortadoğu'da kan durmuyor' yazardı, 45 yaşına geldim hala aynı şey yazıyor. Bu kan durursa hayatımızda nelerin değişeceğini bilmiyoruz. Siz soyler misiniz?

Ortadoğu son 100 yıldır buyuk bir savrulma yaşıyor. Öncesine baktığınızda bu topraklar yaklaşık bin yıl boyunca kulturun, medeniyetin, sanatın, estetiğin, ticaretin, diplomasinin zirvesinde olan yerlerdi. Dunyanın en iyi duşunurleri, sanatkarları, alimleri, muzisyenleri, şairleri, edebiyatçıları ya bu topraklardan çıkıyordu ya da bu topraklara geliyordu. Muthiş bir etkileşim vardı. Batı'yı donuşturen de aslında bu coğrafyanın urettiği kultur, sanattı. Savaşlar olmuştur, devletler kurulmuş, yıkılmıştır. Ama duzenli bir şekilde sosyokulturel bir yaşam alanı olmaya devam etmiştir. Son 100 yıldır buyuk bir savrulma yaşanıyor. Sykes-Picot ile yeniden çizilen Ortadoğu'nun sınırları bu coğrafyanın gerçekleriyle bir turlu ortuşmedi. Çunku masa ustunde Avrupalı emperyalist ulkelerin kendi çıkarlarına gore çizdiği bir harita vardı. Attıkları buyuk fitne tohumları vardı. Mesela, Cumhuriyet'in uzun kuruluş yıllarında "Araplar bize ihanet etti, bizi arkadan vurdu" tezi işlendi.

' ARAP DÜŞMANLIĞI ÜRETİLDİ'

İ hanet etmedi mi?

Bir Arap duşmanlığı uretildi. Araplara da "Turkler Arap dunyasını bıraktı, Batı'yla ittifak yapıp gavur oldu" dediler. Bunun altında Araplara "Osmanlı aslında gelip sizi işgal etti, biz kurtardık" mesajı verildi. Tarihçiler bilir ki, Osmanlı hiçbir zaman Araplara karşı bir kultur emperyalizmi, bir asimilasyon politikası içinde olmadı. Şimdi bugunku çıkarlar çerçevesinde tarih geriye doğru yeniden yazılıyor. Fahreddin Paşa meselesi de bugun devam eden bir gerilimin ya da bir siyasetin parçası olarak goruluyor. Çunku tarih hiçbir zaman geçmişe ait bir şey değildir. Tarih bugunu anlamak ve yarını inşa etmek için vardır. O yuzden tarih hep yeniden yazılır.

Ş imdi yazılmak istenen ne?

Bugun ozellikle son 10-15 yıldır Ak Parti iktidarı ve Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Turkiye butun bolgeye farklı kanallardan açılma yolunu tercih etti. Batı ittifakı içinde, NATO uyesi ve AB ile uyelik muzakereleri yuruten bir ulke olarak dedik ki, "Biz Balkanlarla da Kafkaslarla, Çin, Rusya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'yla da iyi ilişkiler içinde olmalıyız." Bunun neticesinde yeni kopruler inşa edilmeye başlandı. Bunu buyuk fotoğrafın içinde gormek lazım. Bu sadece Arap dunyasına yonelik bir muamele değildi.

Bir yandan da "Eksen kayıyor, bugune kadarki butun kazanımlarımızı kaybediyoruz" algısı var. Batı'dan uzaklaşıyor muyuz?

(C) AA/ Binnur Ege Gurun

Hayır, kureselleşmenin butun bu rijit kategorileri, akışkan ve geçişken hale getirdiği bir çağda, boyle mutlak manada Batı bloğu, Doğu bloğu, Kuzey bloğu gibi ilişkilerden bahsedemeyiz. İlişkiler çok daha iç içe geçmiş durumda. Bir taraftan Avrupa ile iyi ilişkilere sahip, bir taraftan Kafkasya, Kuzey Afrika, Ortadoğu'ya uzanan, bir tarafta Karadeniz ile Rusya'yla hattına uzanabilen, hem de bir Akdeniz ulkesi olan Turkiye'nin kendini tek bir bloğa hapsetmesi duşunulemez. Şu anda Turkiye, 360 derece dış politika perspektifiyle hareket etmeye çalışıyor. Biz bunu sıfır toplamlı bir şey olarak gormuyoruz. "Ortadoğu'yla ilişkimiz olacaksa Avrupa'dan uzaklaşmalıyız, Rusya'yla ilişkimiz olacaksa Amerika'dan uzaklaşmalıyız" gibi bakmıyoruz.

Peki m uttefiklerimiz de oyle bakıyor mu?

Bu da onemli. Mesela Fransa, Ortadoğu'yla çok yakın bir ilişki içinde. Kimse kalkıp Fransa'ya "Ya ne oldu, sen Avrupa eksenini bırakıp Ortadoğu'da ne geziyorsun" demiyor. İngiltere'nin, Korfez ulkeleriyle son derece iyi ilişkileri var. Kimse İngiltere'yi bundan dolayı eleştirmiyor. Amerika aynı şekilde malum. Ne zamanki Turkiye, Ortadoğu'daki etkinliğini arttırıyor, hemen "Eksen kayması" yaşanıyor deniyor. Peki muttefiklerimize layık gorduğunuz şeyi, neden Turkiye'ye layık gormuyorsunuz. Onlardan daha fazla bizim bu angajmanlara ihtiyacımız var. Ulusal ve guvenlik çıkarlarımız açısından baktığımızda da Avrupa'yla ilişki içinde olurken, Rusya'yla da Ortadoğu'yla da iyi olmamız gerekiyor.

Arap d unyasının entelektuel tarihinden soz ettiniz. Ne oldu da biz 'cahil Muslumanlar' oluverdik?

İslam medeniyetini ortaya çıkaran dinamiklerin ortadan kalkmadığını ama kullendiğini duşunuyorum. Biz bazı şeyleri unuttuk. Uzun bir medeniyet geçmişinden sonra tanımadığımız, bilmediğimiz bir dunya çıkıverdi karşımıza. Batı'dan yeni bir medeniyet yukseldi. Bununla nasıl iş tutacağımızı bilemedik. Batı medeniyetine geçişimiz aydınlar, bilim, duşunce, sanat uzerinden değil doğrudan Avrupa emperyalizmi uzerinden oldu. O geçiş doneminde kendi değerlerimizden, birikimimizden hareketle bir yeniden diriliş hareketi başlatacak imkana sahip olmadığımız için bir grup kendini tamamen dış dunyaya kapattı, bir grup da "hayır, acısıyla tatlısıyla Batılılaşmak zorundayız" dedi. Bence bugun muhasebe yapabilecek noktadayız. Kureselleşmeyle beraber modernleşme Batılılaşma paradigması buyuk oranda ikinci plana itildi. Bir bakıyorsunuz Batı kaybedilmiş manevi değerlerini Doğu'da arıyor. İslam dunyasının da uzun zamandır ilk defa çok guçlu bir eşitlik talebi var.

Filistin meselesi de bu e şitlik taleplerinden biri…

Tabii bu meseleyi adil bir şekilde çozelim, Ortadoğu'nun kaynaklarını adil bir şekilde paylaşalım, eşitlik olsun. Bize bir şey empoze ederseniz mesafe koyarız. Bunu daha ozguvenle ama altı dolu şekilde ifade etmeye başladık. Turkiye'nin son 10 yılda çizdiği profil de bu, Turkiye'den ve Cumhurbaşkanımızdan rahatsızlık duyulmasının sebebi de bu. Mevcut kuresel duzeni sorgulayan bir lider ve alternatifler uretebilen bir Turkiye var. Bu tabii birilerini rahatsız ediyor.

Her gun başka gundemle uyandığımız için gunlukmuş izlenimi ediniyoruz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tum bu adımları bir plan çerçevesinde mi yurutuyor?

Abartmadan soyluyorum yaklaşık 150 yıllık bir tarihi muhasebenin sonunda ulaştığımız bir noktadır bugun Turkiye'nin izlediği politika. Bunun içinde Tanzimat tecrubesi de vardır Cumhuriyet tecrubesi de… Bu yuzdendir ki BM'de Cumhurbaşkanımız çıkıp, "Dunya 5'ten buyuktur" dediğinde ses getiriyor.

' ERDOĞAN İÇİN 'EYVAH NİYE BÖYLE DEDİ' DİYE DÜŞÜNMEM'

Ç ok konuşulan ve "Eyyy" diye başlayan çıkışlarını sormak istiyorum yeri gelmişken. Sonrası; diplomasiyi yuruten sizler açısından zor olmuyor mu?

Hayır, bakın Cumhurbaşkanımız bir diplomat değil, bir siyasi liderdir. Siyasi lider olarak da butun bu verileri toplar, zihninde analizini yapar ve siyasi çizgiyi belirler. Siyasi liderlik de bunu gerektirir. Bu yeri geldiğinde, yumuşak diplomasi, yeri geldiğinde sert çıkışlardır. Bunun ayarını belirleyen de kendisinin siyasi sezgileri, birikimi ve cesaretidir. Ben kendi adıma hiçbir zaman, "Eyvah, burada neden boyle dedi" diye duşunmem. Çunku ben onu neden dediğini ve neyi hedeflediğini, nasıl bir belayı def etmeye çalıştığını biliyorum. Zaten kamuoyu da bunu çok kısa bir sure sonra goruyor

' ERDOĞAN BİR LİDER OLARAK SÜRECİ YÜRÜTÜR'

Peki b utun bu diplomasi trafiği kulliye içinde nasıl yurutuluyor?

Burada sağ olsun yine Cumhurbaşkanımızın yonlendirmesi, desteği ve sahiplenmesiyle birimler arasında çok hızlı bir koordinasyon yapılır. Guvenlik, dış politika, iç politika, ekonomi boyutuyla tum verileri toplar, mevkidaşlarımızla goruşur ve cumhurbaşkanımızın duzeyine çıkartılması gereken konuları çıkartırız ve onun nerede dahil olacağı konusunda gerekli hazırlığı yaparız. Kendisi de bir lider olarak sureci yurutur.

' KANDIRMACA OLDUĞUNU BİLİYORUZ'

Vize a çmazı, FETÖ belası, Sarraf davası… Daha once bu boyutta kriz yaşadık mı ABD ile?

Amerikan yonetimlerinin Turkiye'nin ulusal çıkarlarını bu kadar goz ardı ettiği başka bir donem hatırlamıyorum. İki temel meselemiz var Amerika ile. Biri PYD-YPG, diğeri FETÖ… Saydığınız vize, New York'taki dava bunun turevleri. Amerika da YPG'nin ne olduğunu biliyor. Onun için de SDF (Suriye Demokratik Guçleri) gibi isimler uydurarak bunu kamufle etmeye çalışıyorlar. Bunun bir kandırmaca olduğunu biliyoruz.

Diyelim ki DEA Ş'la YPG aracılığıyla savaşıyorlar; peki niye FETÖ konusunda adım atmıyorlar?

Bizim beklentimiz muttefikimiz ABD'nin, bu konuda derhal bir adım atmasıydı. Darbeyi FETÖ'nun yaptığı belli. Peki bu orgutun elebaşları nerede, Amerika'da. Nasıl oluyor da bu adamlar Amerika'da bu kadar rahat gezebiliyorlar? E doğal olarak kamuoyunda "Bu işin arkasında Amerika mı var" diye sorulmaya başlanıyor. Biz bunu Amerikan yetkililerine ilettiğimizde "Bizde yargı bağımsızlığı var" diyorlar. Biz sizden hukuk dışı bir şey istemiyoruz ki! Bu insanlar hakkında kesinleşmiş hukumler var. Suçluların iadesi anlaşması kapsamında iadelerini istiyoruz. Bu adamlar Amerikan sistemini manipule ederek Turk-Amerikan ilişkilerini zehirlemeye çalışıyor, bu oyuna gelmeyin. Maalesef somut bir adım gormedik.

Kim koruyor?

E, Amerikan sistemi içinde bunları koruyan, kollayanlar var demek ki, kendilerini bu kadar guvende hissediyorlar. Bu bir ihtilaf konusu olarak duruyor. Bunun çozulmesini istiyoruz. Aynı şey Amerika'nın başına gelse, bizden ne beklerlerdi? Bu tur orgutlerin zararları konusunda Batılı ulkelerden daha buyuk hassasiyet ve ciddiyet bekliyoruz. Bunu bugune kadar goremedik.

Kitab ınızın sonundan bir cumle: "İnsanlığın elinde daha adil ve barışçıl bir dunya duzeni için pek çok imkan var. Bunun için bizden farklı olan insanlarla belli ahlaki ilkeler çerçevesinde yaşamayı oğrenmemiz gerekiyor." Bunu biz içeride nasıl başaracağız?

İbni Arabi'nin çok guzel bir tabiri var; 'kesrette vahdet' ilkesi, yani çoklukta birlik. Bizi birleştiren insani değerler, paylaştığımız ozel bir tarih, dinlediğimiz bir muzik, teneffus ettiğimiz bir hava, ayaklarımızı bastığımız bir Anadolu toprağı var. Butun bu değerleri kuşanarak, farklılıklarımızı zenginlik olarak gorup, otekileştirmeden, hukum vermeden, anlamaya çalışarak bir arada yaşayabiliriz.

Siyasetin s ıcak gundemi buna izin veriyor mu?

Tabii zaman zaman bu, insanların gerçek ilişkilerinin onune geçebiliyor. O farklılıkları kendi doğallıkları içinde yonetebilecekken bazen siyasi kimlikler one çıkabiliyor. Siyaset hayatın bir gerçeği, bundan kaçamayız. Aslında iyi değer uretmek için var olan bir kurum. İnsanların ilişkilerinde de bu nuansları gorup, birilerini anlamaya çalışarak çaba içinde olması bizi yakınlaştırır. Bu hepimizin aynı olacağı, aynı duşuneceği anlamına gelmez. Tam tersine zenginliğimiz farklılıklarımızdan çıkacak. Bir senfoni gibi. Ben bunu başarabileceğimize inanıyorum.

' SON TAHLİLDE AŞIK VEYSEL'DE BİRLEŞİRİZ'

Ortak de ğerlerimizden uzaklaşıyor muyuz, ne dersiniz?

Çok hızlı donuşum donemlerinde bu tur savrulmalar olabiliyor. Bazen daha sakin durup, aynı gemide olduğumuz gerçeğini hatırlamamız lazım. Dindardır, laiktir, CHP'lidir, Ak Partili'dir, koyludur kentlidir… Son tahlilde Aşık Veysel'de hepimiz birleşiriz. Yunus Emre'de, Mevlana'da, Neşet Ertaş'ta hepimiz birleşiriz. Kudus'te birleştik mesela. Ortak noktalarımızı daha çok hatırlamamız lazım.

Umar ım 2018 boyle bir yıl olur…

İnşallah, ben bu yonde guzel tecrubeler yaşayacağımıza inanıyorum.