Özet (TL;DR) @ 2017-12-24 09:34:48.645618: 2017 yılında göğsümüzü kabartan 3 kahraman: Birincisi Türkiye'nin kadınları, ikincisi 'Kuyu Köpek'i kurtarmak için günlerce uğraşanlar, üçüncüsü de kesilen ağacının hesabını soran Melahat Peker oldu.
Ş ortuma da başortume de karışma! (Melis Alphan yazdı)
Kad ın hakları mucadelesinin kahramanları bu yıl, gundemi her daim meşgul eden kadın cinayetleri, cinsel saldırılar ve hak gasplarının yanı sıra kendileri uzerinden laik ve modern topluma yonelik saldırılarla da epeyce uğraştılar. Yine de pes etmediler.
Ülkemizde erkek şiddeti hiç mi hiç azalmıyor. Bilakis, artışta. Hatta bu şiddet geçen yıllardan farklı olarak 2017'de kendine daha farklı alanlar da buldu. Öldurulen kadınlara, taciz ve tecavuze uğrayan kadınlara, bir de 'yaşam tarzına saldırılan' kadınların istatistikleri eklendi. Şort giydi diye, sokakta sigara içti diye, sevgilisini optu diye saldırıya uğrayan kadınlar oldu. Kadınlara yonelik suçlar sıklıkla cezasızlıkla odullendirildi, yargı tarafından erkekler sıklıkla sırtları sıvazlanıp gonderildi.
Ya ş, kimlik, sınıf ayırt etmeden
Kadınlar bu şiddet ve adaletsizlik sarmalında debelenip dururken, diğer kadınlar hemcinslerinin yaşadıklarını gormezden gelmediler, susup pusmadılar; seslerini her zamankinden daha gur çıkardılar. Ayşegul Terzi için, Ebru Tireli için, Melisa Sağlam için, Canan Kaymakçı için... Kıyafetleri bahane edilerek saldırıya uğrayan tum kadınlar için... Kadınlara sağlanmayan adalet için... İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak uzere memleketin pek çok yerinde kadınlar hemcinsleri için birleşti ve "Artık yeter! Kıyafetime karışma!" diye haykırdı.
Bu yaz, 'Kıyafetime Karışma' eylemlerinde binlerce kadın "İstediğimizi giyer, istediğimizi yaparız", "Ne istersek giyeriz, her yerde de gezeriz", "Kadınlar birleşin mucadele buyudu", "Direne direne kazanacağız" yazılı pankartları gokyuzunde salladılar. "Şortuma da başortume de karışma" dediler. Yaş, kimlik, sınıf ayırt etmeksizin her kesimden kadına ses oldular.
Bir kısım medyanın bu eylemleri 'derin provokasyon' diyerek bu eylemleri kaos planının, algı operasyonunun bir parçası ilan etmesine, bu kadın dayanışmasını Siverek'te Ataturk heykeline saldıran sarıklı adamla bağdaştırma çabasına aldırış etmeksizin, kadınlar hakları ve tum kadınlara ozgurluk için sokakları doldurdu. Hemcinsleri ne zaman bir saldırıya, tacize uğrasa orada bittiler. Kıyafeti yuzunden guvenlikçinin Maçka Demokrasi Parkı'ndan atmaya çalıştığı Çağla Kose'nin sesine ses olmak için davullarla, duduklerle parka akın ettiler.
Piknik ortulerini ve yiyeceklerini kapıp 'istedikleri kıyafeti giymek' şartıyla parkta buluştular. Dilek ağacına "Kadınların kıyafetine karışılmayan bir dunya olsun' dileklerini astılar; siyasetçilere "Ellerinizi bizim uzerimizden çekin" diye seslendiler; "Turbanlı çocuklarımızın okullara alınmamasına da karşıydık, şimdi kızlarımız şort giyiyor diye mudahale edilmesine de karşıyız. Herkes için ozgurluk" diyerek kadınların kıyafetleri uzerinden siyaset yapılmasının onunu tıkadılar. Zaman içinde 'Kıyafetime karışma' eylemleri 'Kadın Meclisleri'ne evrildi. Sessiz kalacakları bir saldırının yarın daha buyuk bir tehdit olarak geri doneceğinin bilinciyle onlara dayatılan 'fıtrat'a ve yaşam tarzına, her turlu hak gaspına, cinsel şiddet ve kadın cinayetlerine karşı bir araya geldiler. Ne kadar farklı duşunurlerse duşunsunler, ne kadar farklı yaşarlarsa yaşasınlar, Kadın Meclislerinde eşitler olarak yer almaya karar verdiler. Herkesin eşit soz hakkının olduğu fikrini tartışmaya açabildiği, itiraz edebildiği, her uyesi 'ozne' olan meclisler. Ne de olsa onlar aynı zamanda 'ozne olma' mucadelesi verenler.
Evde, sokakta, iş hayatında kadınların sadece kadın oldukları için maruz kaldıkları ayrımcılıklara beraber karşı durmak için, "Sorunların oznesi biz isek çozen de biz olmalıyız" yaklaşımıyla tum kadınları dayanışmaya çağırdılar. "Şort mu giymek istiyoruz, giyeceğiz!" dediler... "Boşanmak mı istiyoruz, boşanacağız. Çalışmak mı istiyoruz, çalışacağız. Bize çizilen alanın içinde kalmayacağız. Harem selamlık tecrit uygulamalarına izin vermeyeceğiz. Kız çocuklarının kocaya itaat eden kadınlar olarak yetişmesine izin vermeyeceğiz, kendi kararlarını veren bireyler olarak yetişmelerinin onunu açacağız!"
Velhasılıkelam...
Kadın hakları mucadelesinin kahramanları bu yıl, gundemi her daim meşgul eden kadın cinayetleri, cinsel saldırılar ve hak gasplarının yanı sıra kendileri uzerinden laik ve modern topluma yonelik saldırılarla da epeyce uğraştılar. Yine de pes etmediler. İnatla, sabırla ve derin ofkelerine rağmen buyuk bir nezaketle haykırdılar: "Karışamazsınız, karıştırmayız!"

_ Kuyu Kopek, HAÇİKO
Derneği tarafından sahiplenildi; altı ay suren zorlu bir tedaviden sonra artık
yeni evinde, sağlıklı ve mutlu._
İ yilik hep kazanır (Yucel Sonmez yazdı)
_ Zorluklar kar şısında bir araya gelme, umutta ve kederde birbirine kenetlenme, kafa kafaya verip sorun çozme... En guzel hallerimizi, 'Kuyu Kopek'i kurtarmaya çalışırken hatırladık. _
'Kuyu Kopek', bu yılın Şubat ayında, Beykoz'da duştuğu 61 metrelik kor kuyunun içinden 13 gun suren çaba sonucunda kurtarıldı. (Kurtarılma oykusunun detaylarını 18.02.2017 tarihli Hurriyet Pazar'da okuyucuyla paylaşmıştık). Ancak bu sadece bir kopeğin kuyudan kurtarılma macerası değildi. Fedakarca çalışan itfaiyeciler, Zonguldak'tan koşup gelen madenciler, uç saatte kurtarma robotu yapacak kadar zeki, geç haberdar oldukları için de vicdan azabı çekecek kadar vicdanlı, 16-17 yaşındaki geleceğimizin teminatı dahilerle tanıştık.
Sıfırın altındaki havaya, yerlerin bilekleri aşan çamuruna, uykusuzluğa ve yorgunlukla birlikte saatlerce suren çalışmaların bir sonuca varamamasının verdiği gerginliğe rağmen herkesin birbirinin fikrine onem verdiğine, aynı duygular etrafında kenetlendiğine, yorulanın yerine yaş farkı gozetmeksizin başka birinin geçtiğine şahit olduk. Kuyu'yla birlikte kuyudan ozlemini duyduğumuz birlik beraberlik, kenetlenme, kendi gibi olan ya da olmayan canlılara saygı ve geleceğe dair umut da çıktı. Ortak bir amaç uğruna kim neyi varsa ortaya koydu 13 gun boyunca.
13'uncu gunun sonunda 'Kuyu Kopek' kuyudan çıkmakla kalmadı, bizi kısa bir sureliğine de olsa gomulduğumuz karanlıktan da çıkardı. Birlikte bekledik, endişelendik; birlikte umutlanıp birlikte sevindik ve bu duyguyu ne kadar ozlediğimizi fark ettik. Kuyu'nun masum ve savunmasız bakışlarında bir araya geldik. Kutuplaşmış bir toplumda kimlik siyasetinden çıkıp gunluk sorunlarımızı konuşmaya hasret olduğumuzu fark ettik. Kuyu'nun boyle bir kapı araladığını gorduk. Nefret ve kinin değil, merhamet, sevgi ve saygının insanları bir araya getirerek sorunları çozduğunu hatırladık...
Bir bebek gibi kopeklerini sarıp sarmalayarak Kuyu'ya moral olsun diye kurtarma çalışmalarına desteğe gelenlerde, hayvanlarla yaşamanın hayatımızı nasıl da guzelleştirdiğini gorduk. Sorunları çozmede farklılıklarımızla bir arada olmanın kıymetini anladık. Bu, biraz da 'Kuyu Kopek'in bize yeniden hatırlattıklarının hikayesiydi...

Ancak olmuş gibi olan insanlar haksızlığa karşı durmaz
Geçen temmuzda, Isparta Yalvaç'ta, evinin onundeki ağacını kesilmiş bulduktan sonra, sırtlanarak belediyeye hesap sormaya giden 71 yaşındaki Melahat Peker, hem yaptığı hem de soyledikleriyle bize ders veren kahramanlardandı. Şu sozler Hurriyet Pazar'da Yucel Sonmez'le sohbetinden: "Sanki olen bir insanı sırtlamış gibiydim. Çok canım yandı, çok ağladım. İnsan haklı olduğunu bildiğinde korkar mı hiç, korkmadım. Haksızlığa tahammulum yok. Ancak olmuş gibi olan insanlar, haksızlık karşısında bir şey yapmaz."
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.