Özet (TL;DR) @ 2017-12-21T20:03:00.000Z: Süleyman Gündüz'e göre Kudüs'e odaklanılmışken BAE'li bakanın Fahreddin Paşa'ya dair tutumu bilinçli. Arap-İslam dünyasının Türk-İslam dünyasıyla ayrılışının 100'üncü yılından geçtiğimizi anımsatan…



Suleyman Gunduz'e gore Kudus'e odaklanılmışken BAE'li bakanın Fahreddin Paşa'ya dair tutumu bilinçli. Arap-İslam dunyasının Turk-İslam dunyasıyla ayrılışının 100'uncu yılından geçtiğimizi anımsatan Gunduz, Kudus'le ilgili sahiplik duygusunun kimi Arap yonetimlerinde 'korkuya yol açmış olabileceğini' belirtti.

ABD Başkanı Trump'ın Kudus'u İsrail'in başkenti olarak tanıma kararı, İslam dunyasında 'birlikte hareket etme' tartışmalarına yol açmışken, Turkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında kriz çıktı. BAE Dışişleri Bakanı bin Zayed'in bir Iraklı Arap kullanıcının yuz sene once Osmanlı'da Mekke'nin savunucusu olarak gorulmuş Fahrettin paşayı kutsal emanetleri İstanbul'a taşıttığı için 'hırsız' olarak niteleyen paylaşımını sahiplenmesi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sert tepkisini çekti. BAE musteşarı Ankara'da bakanlığa çağırıldı.

Trump'ın Kudus kararı nedeniyle oluşan yeni atmosferde Turkiye ile Korfez'deki Arap ulkeleri arasındaki gerilimin sebepleri ve yankılarını eski AKP milletvekili ve bolgeyi yakın takip eden araştırmacı yazar Suleyman Gunduz ile konuştuk:

' KUDÜS'ÜN KAYBI İSLAM DÜNYASINDA BİR TRAVMA ORTAYA ÇIKARMIŞTI'

Suleyman Gunduz, BAE ile Turkiye arasında yaşanan krizi değerlendirirken, yaşadığımız yılların Arap-İslam dunyasının Turk-İslam dunyasından ayrılışının 100. yılına denk geldiğini anımsattı. Kudus'un kaybetmesinin tum İslam dunyasında bir travma yarattığına dikkat çeken Gunduz, Trump'ın Kudus kararının da 'arı kovanına çomak soktuğu' değerlendirmesini yaptı:

"1914'ten itibaren bu geldiğimiz gune kadar olan yıllar Birinci Dunya Savaşının ortaya çıkardığı sorunsalların yuzuncu yılları. Yani bu yıllar aynı zamanda 1914-18 Birinci Dunya Savaşı ve bu savaşta ozellikle Arap-İslam dunyasının Turk-İslam dunyasından kopuşunun 100.yıllı. İlginçtir ki bu 100. yılda da ABD Başkanı Trump 6 Aralık 2017 tarihinde Kudus'u İsrail'in başkenti olarak tanıyan daha onceki Kongre kararını onaylamış oldu. Dolayısıyla bir anlamda da hem Turkiye'deki Turklerin hem de Arapların Kudus uzerinden oluşan yaralı bir bilinçleri var diyebiliriz. Çunku Kudus'un kaybı ozellikle İslam dunyasında butun taraflarca ve etnik yapılarca onemli bir travma ortaya çıkardı. Zaten ABD'nin mevcut başkanının kongrenin kararını onaylamış olması da bir anlamda arı kovanına çomak sokmak gibi oldu."

' SURİYE'DE FARKLILAŞAN DURUM SORUNLAR ORTAYA ÇIKARDI'

Gunduz'e gore bolgede yaşanan trajediler halkları derinden etkilediği için herkes kendi sorunsallığını bir başkasının alanına bırakmaya çalışıyor. Gunduz, Suriye savaşının değişen seyrinin Turkiye ve Korfez ulkeleri arasında oluşmuş muttefiklik çizgisinde sorunlar yarattığını belirtti:

"Ayrıca yerelde de son yıllarda ozellikle 2010 yılından itibaren bolgedeki bazı savaşlarda da zaman zaman aynı safta yer almış, belirli ittifaklar yapmış olan insanlar da nihai savaşın seyri uzerinde farklılaşmaya girdi, siyasetleri farklılaşmaya başladı. Çunku bu bolgedeki trajediler bolge halklarını derinden etkileyince herkes bir anlamda da kendi sorunsallığını bir başkasının alanına bırakmaya çalışıyor. Son yıllarda da ozellikle de Turkiye'nin Suriye uzerinden oluşmuş olan siyaseti once Katar, BAE, Kuveyt, Suudi Arabistan ile birlikte Suriye'de yeni bir değişimin onculuğunu yapmak uzere yerelde Suriye rejimine karşı çıkmış olan guçlere verilen destek uzerinden gelişmişti. Ama arkasından Suriye'deki surede farklılaşan durum bu ittifak muttefiklik çizgisinde belirli sorunlar ortaya çıkardı. Turkiye daha çok çozume yonelirken diğer ulkeler çozumu kendileri için bir yenilgi olarak yani ne pahasına olursa olsun bir barıştan çok bir zafer elde etmenin uzerinden bir fiil inşa etmeye çalıştılar ve nitekim ilk çatışma Katar ile BAE, Kuveyt, Suudi Arabistan arasında gelişmiş oldu."

' ARAPLARIN KİMLİK OLUŞTURMADA EN ÖNEMLİ RAKİBİ TÜRKLER'

Fransız Devrimi sonrasında 'uluslaşma' hareketlerine değinen Gunduz, bu 'uluslaşma' surecinde Arapların en buyuk rakibinin Turkler olduğunu soyledi ve Turkiye'nin Kudus uzerinde oluşturduğu 'sahiplilik' duygusunun Arap yonetimlerinin bir kısmında 'hegemonik' rol ustlenme konusunda bazı korkulara yol açmış olabileceğini dile getirdi:

"1914-18 de Birinci Dunya Savaşının ardından ortaya çıkmış olan iklim bir anlamda Arap toplumlarının ozellikle Arap yoneticilerinin (halkları bundan tenzih ediyorum) bir kimlik inşasında yani 1789 Fransız Devriminden sonra ulusların kendi kaderleriyle ilgili buyuk bir hareketlilik gerçekleşmeye başlıyor nitekim Osmanlı'ya karşı Buyuk Arap isyanı da bu noktada onemli. Kimlik oluşturma konusunda en onemli rakip şuphesiz Turkler olmuştur. Bugun de Kudus uzerinden ortaya çıkmış olan bu 'sahiplilik' duygusu ozellikle Arap yonetimlerinin bir kısmında bir hegemonik veya yeniden onculuk rolu ustlenme gibi bir korkuya yol açmış olabilir. Onlar da Arap milliyetçiliğinin fitilini yeniden ateşlemek için sıradan bir kişinin sosyal medya uzerinden paylaştığı bir twiti nihai anlamda kimlik hatırlatmasının bir unsuru haline donuşturmuş oldular."

' SİYASİ AKIL DERİN BİR KÜRESEL KAOSU ÖNCELİYOR'

Gunduz, yaşanılan dijital çağda, sosyal medyanın sınırları kaldırdığı yorumunda bulunup, gunumuzde dunyadaki siyasi aklın 20.yy siyaset aklıyla hareket ettiğini bu siyasi aklının da derin bir kuresel kaosu oncelediğini belirtti:

"Ama bunu genelde şoyle duşunmek gerekiyor: Yeryuzunde bir savaşla. Bu Yahudiliğin iç savaşıdır. Bu savaş ABD'nin iç savaşına yansır. ABD'nin iç savaşı da bu bolgede şiddetli ayrışmalara neden oluyor. Yani bolgede ya barış egemen olacak ki bu Yahudiliğin iç savaşında barışı onceleyen anlayış kazanmış olacak veya bolge daha kaotik bir evreye doğru evirilecek. Mevcut bugunku dunyadaki siyasi akıl, bolgeden başlamak uzere bir daha derin kuresel bir kaosu onceliyor. Çunku mevcut dunyanın siyasi aklı yirminci yuzyılın refleksleriyle hareket ediyor. Bunun sebebi bugun mevcut dunyayı yoneten ve yon veren egemen guçlerin yoneticilerin 20.yy imkan ve kabiliyetleri içinde kimliklerini inşa etmiş olan siyasiler olmasıdır. Ama bugun geldiğimiz nokta itibariyle baktığımızda kuresel anlamda enformasyonun bu kadar yaygınlaştığı, uretimin bu kadar hızlandığı bir çağda ki nihai olarak da bu tartıştığımız sosyal medya platformu twitterda bir iletişim meselesiydi. Bu kadar hızlı tartışıldığı, sınırların artık zorlandığı, insanların guven sorununu aştıkları zaman artık ulusal aidiyetlerin ortadan kalkacağı bir dunyada, kaosu ve gerilimi oncelemek patolojik bir hadise. Bu ancak 20.yy siyaset aklıyla olabilecek bir şeydir. 21.yy'nın bu dijital çağında, kuresel, sosyal medya uzerinden artık insanların sınırlarını kaldırdığı ve birbirine karşı olağanustu yakınlık hissettiği çağda bugun dunyayı yoneten akıl daha fazla bu iradesini gosteremeyecektir diye duşunuyorum. Yani barış, huzur egemen olacak."

' İMPARATORLUĞUN CANLANDIRILMASI FİKRİ ROMANTİZM'

İmparatorluktan ulus-devlete geçiş surecinin travmatik olduğu yorumunda bulunan Gunduz'e gore imparatorluğa duyulan ozlem fikri romantizm ve artık dunyada kimse bir diğer ulkenin kendine liderlik yapmasını istemiyor yani eşitlik ilkesi hakim:

"Turkiye'de ozellikle belirli alanlarda daha dini ve milliyetçi tavır sergileyen alanlarda Turk dunyasına yonelik bir de İslam dunyasına yonelik bir onderliğin ortaya çıkması konusunda ozlem içinde olmuş olan ve siyasette bu konuda etkilemiş olan unsurlar var. Bunu yok sayamayız. Ama şunu kabul etmek gerekiyor: Bugun BM'ye uye olan 192 ulke var ve bunların bir kısmının nufusunun on binlik rakamlarda olduğunu biliyoruz. BM'de Kudus oylaması yapılmış olacak ve Kudus'un başkent ilan edilişine karşı çıkan ulkeler ne yapıyor? O on bin nufuslu ulkelere gidiyor ve onlardan destek istiyor. Yani artık dunyada halklar arasında bir eşitlik ilkesi var. Nufusunuzun ne olduğunun hiçbir onemi yok. Hiç kimsenin bir başka ulkenin kendisine liderlik yapması konusunda bir talebi yok. Herkes yan yana, eşitler olarak birbirileriyle dayanışma talep ediyorlar. Birinin bir adım onde diğerinin bir adım geri de olması talep edilmiyor. Bizim konumumuzda da travmatik bir sureç var. Çunku buyuk bir imparatorluğun nihai olarak kuçuk bir alana sığdırılmış olması elbette herkesin kendi gonlunde aslan olarak duran o imparatorluğun yeniden canlandırılmasıyla ilgili. Ama bu bir romantizmdir. Bugun realiteye baktığımız zaman bunun olabilirliğini çok fazla goremeyiz. Çunku artık bugun halklar birbirine karşı ustunluk değil birbirine karşı eşitlik ilkesinden daha çok hareket ediyorlar. Turkiye'de de siyasilerin bunu mutlak anlamda dikkate almaları gerekiyor. Onların da bu dijital çağın, kuresel dunyanın farkına varması lazım. İletişim uzerinden sınırların yıkılmış olduğunu goruyoruz. Dunyanın neresinde olursa olsun mesela bir kedinin bile bir adam tarafından dovulmesi bir kopeğin otelenmesi bir yaban hayvanının katli bile duyulup, yeryuzunun her yerinde aynı tepkiye yol açtığı bir çağdır bu. 'İmparatorluk' turu duşunceleri taşıyabiliriz, bu bir ozlem de olabilir. Hatta bu imparatorluklarla ilgili bir kısım felsefecilerin yaptığı açıklamalar var. Bugun mevcut ulus devletlerden daha iyi bir duzeyde olduklarını da soyleyebiliriz. Ama bunun realitesi buna ters duşuyor. Herkes eşit, hem siyasal anlamda hem ekonomik hem kulturel anlamda dayanışma içinde ve kendi aidiyetiyle yer kurenin altında var olmak istiyor. Herkes kendi ulus aidiyetleriyle bir anlam ifade etmesini talep ediyor. Butun bu çerçeveyi hem iktidarın hem muhalefetin hem de diğer siyasi anlayışların mutlak değerlendirmesi gerekiyor. Ama bu tarihin geçmişine doru yapılacak bu seruvenler, sanırım ki siyasilerin çatışmaları bir muddet sonra halkların da birbirine karşı olan durumunu kamçılamış olur. Dolayısıyla bu konuda daha fazla aklıselim hareket etmek gerekiyor."

' KUDÜS'E ODAKLANILMIŞKEN BAE'NİN AÇIKLAMASI BİLİNÇLİ'

(C) AA/ Binnur Ege Gurun

Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanının, Fahreddin Paşa hakkında yaptığı açıklamaların doğruyla ilişkilendirilemeyeceğini, bu açıklamanın Kudus'e odaklanılmışken yapılmasının bilinçli olduğunu soyleyen Gunduz, 'Kudus sorunun çozumu butun halklar arasında dayanışmanın, ozgurleşmenin olabilirliği çerçevesinde sağlanacaktır' diye konuştu:

"Nihai olarak BAE'nin Dışişleri Bakanının ortaya koyduğu şeyin zaten doğruyla ilişkilendirilmesi mumkun değildi. Çunku ortada çıkmış olan mevcut dini anlayışın tarihin geçmişine ait varlıkların korunmasıyla ilgili ortaya koydukları çozumlemelere bakıldığı zaman bugun uzerinde tartışmalar olan o mukaddes emanetlerin orada bırakılması hiçbir anlam ifade etmeyecekti. Hatta yani Batı muzelerinde İslam coğrafyasından birçok eserin alınıp goturulmuş olduğunu goruyoruz. Bu konuda çok zarif bir eleştiri de var: 'İngilizlerin British Museum'da İslam Coğrafyasından goturulen eserleri çıkardığınızda geride sadece bir bina kalır' denir. Butun bunları değerlendirmek gerekiyor. Bugun Turkiye'de de siyasetin tepkisini anlıyorum: Özellikle Kudus'e odaklanmış bir durumdayken İslam halkları arasında nifak tohumunun ortaya atışmış olması --ki bu bilinçli yapılmış bir şeydir. Belki Turkiye'nin siyasi ekseninin farklılaşması ile ilgili de Turkiye'ye yonelik bir anlamda bir eleştiri yapısının ortaya çıkmasını sağlamaya yoneliktir. Bence siyasetin butun bunları gozeterek yeni bir dil inşa etmesi gerekiyor. Daha barışı gozetleyen, halklar arasındaki ilişki biçimleri daha birbirine guvenecek ve birbirine dayanışacak bir çerçeve içinde inşa edecek yeni bir dile ihtiyaç var. Nihai olarak Kudus sorunun çozumu butun halklar arasında dayanışmanın, ozgurleşmenin olabilirliği çerçevesinde sağlanacaktır. Yani halklar kendilerini eşit olarak gorecekler, ozgur olarak gorecekler ve butun inançların ozgurce kendi alanlarında ibadetlerini yapabileceklerine dair olan kabullerini daha çok savunmaları gerekecek."

' KUDÜS ÜÇ DİNİN KESİŞTİĞİ ALAN'

Kudus'un uç dinin kesiştiği bir alan olduğunu soyleyen ve tarihi geçmişini hatırlatan Gunduz'e gore herhangi bir kararın alınıp alınmaması Kudus'te sahadaki konumu değiştirmeyecek:

"Bugun Kudus'e baktığımız zaman uç dinin kesiştiği alan olduğunu goruyoruz ve Kudus'te hayat savaş ve barış, adalet ve zulum sarkacında gidip geliyor. Dolayısıyla barış ve adalet olduğu zaman Kudus kendi ismiyle ortuşuyor. Barış ve esenlik yurdu oluyor. Savaş ve zulum olduğu zaman geçmiş tarihin orneklerinde de var birçok kez Kudus yıkılmıştır. Butun dinlerin ve din bağlılarının bunu gormesi gerekiyor. Kudus'un en onemli (bunu kendimize ovgu olarak da gorebiliriz, kendimize ait bir hoşgoru olarak da gorebiliriz) Kudus'un barış ve esenlik yurdu haline donmesi genellikle Muslumanların yonettiği donemlerdi. Yahudiler ve Hristiyanlar Kudus'u yonettiği zaman sadece kendi bağlılarının ozgurce ibadet etmelerini sağladılar ve diğerlerini hem otekileştirme hem de onların alanlarını daraltmış oldular. Yahudiler Muslumanlar ve Hristiyanların, Hristiyanlar da Yahudiler ve Muslumanların ibadet alanlarını daralttılar. Bugun Kudus'un yeniden ozgur olabilmesi için yeniden kendi anlamıyla bir karşılık bulabilmesi için mutlak anlamda bu soylediklerimin hassasiyetle uzerinde durmak gerekiyor. ABD'nin BM GK tek oy olarak (14'e 1) Kudus'un İsrail'in başkenti olmasını kınayan bir kararı reddetmiş olması ve bunun goruşulmesini engelleme çalışması, bugunku goruşmeyi engellenmiş olsaydı da geçmiş olsaydı da sahadaki konumu çok değiştirmeyecek. Çunku nihai olarak sahada İsrail Kudus'u fiilen işgal etmiş gorunuyor ve Kudus'te kendi hukumetine ait olan butun unsurları zaten Batı Kudus'e taşımış bulunuyor. Parlamento orada, hukumet orada ve bir takım ulkelerde buyukelçiliklerini oraya taşımış oldular. Sadece 1967 sınırları çerçevesinde Kudus'e barış arayan ulkeler henuz bu konuda buyuk bir hassasiyet gosteriyorlar. ABD'nin bu hamlesi de zaten 1967 sınırlarında bir barış hamlesini ortadan kaldırmış oluyor. Turkiye'nin yapması gereken şey geçmiş donemlerde yani Turklerin bolgeyi yonettiği donemdeki konuma vurgu yaparak, buranın Osmanlıların yonetimi altında her dinin mensuplarının daha ozgurce hareket edebileceği ve Kudus'un geleceğini veya bolgenin geleceğini barışın tesisinde Muslumanlar, Hristiyanlar, Yahudiler ortak bir geleceği beraber inşa ederlerse bu bolgede kalıcı bir barışın olabileceğini savunması gerekiyor."

İ Kİ DEVLETLİ ÇÖZÜM ÖNERİSİNİN SORUNLARI…

Suleyman Gunduz son olarak 1967 sınırlarında iki devletli çozum planının sorunlarına işaret edip bu sorunların çozulmemesi halinde sorunun aşılamaz hale geleceğini belirtti ve Kudus kararının bir tek Kudus'e yaramadığını da sozlerine ekledi:

''Değilse bugun mevcut dunyadaki siyasi akıl bizim onumuze sadece bir tercih sunmuş oluyor: 1967 sınırlarında Doğu Kudus Filistin'in başkenti olan iki devletli bir yapı. Peki kendi topraklarından surulmuş olan Filistinliler geri donebilecek mi? Toprakları işgal altına alınmış olan Filistinlilerin toprakları iade edilecek mi? İki devletli çozumun esas sorunları bunlar. Yani bunlar bir çozume ulaşmadan Kudus'un kimin başkenti olacağıyla ilgili bir tartışma ozellikle Batı dunyasının soruna daha çok içinden çıkılmaz bir hale getirir. Yani ABD'yi de kastederek de soyluyorum çunku kıta Avrupası ABD'nin aldığı karara karşı çıkıyor. Sorunu daha aşılamaz bir hale getiriyor ve deminde soylediğim gibi Yahudiliğin iç savaşında radikal unsurlara yonelik ABD'nin bugunku Trump aklının bir desteği oluyor. Öte yandan ABD'nin kendi iç savaşının bu bolgede yansıması daha yukseliyor. Kudus'u ABD Başkanının başkent olarak ilan etmesi bir tek Kudus'un işine yaramıyor ama dunya uzerinde birçok siyasi liderin sorununu çozmuş oluyor."