Özet (TL;DR) @ 2017-12-18T22:00:00.000Z: ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararının ardından Türkiye'nin İsrail'e yönelik söylemi sertleşirken, Kudüs meselesinin iki ülke ilişkilerini nasıl…



ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudus'u İsrail'in başkenti olarak tanıma kararının ardından Turkiye'nin İsrail'e yonelik soylemi sertleşirken, Kudus meselesinin iki ulke ilişkilerini nasıl etkileyebileceği tartışılıyor.

Uzmanlar, iki ulke ilişkilerinde Mavi Marmara krizinde olduğu gibi yeni bir kopma yaşanmasının olası gorunmediğini belirtirken ilişkilerde "geçici bir ısınmadan sonra buz devrine" geri donuleceği yorumunu yapıyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudus'u İsrail'in başkenti olarak tanıma kararının ardından Turkiye'den İsrail'e yonelik sert açıklamalar gelirken İsrail'den de Turkiye ile ilişkilerin gozden geçirilmesi çağrıları yapılıyor. Daha once Knesset'deki İsrail Siyonist Birlik Partisi'nden milletvekili Kseniya Svetlova, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "İsrail bir teror devletidir" açıklamalarının ardından İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'ya Turkiye ile diplomatik ilişkilerin seviyesini duşurme çağrısı yaptı.

Bugun de İsrail Savunma Bakanı Avigdor Liberman "Erdoğan son birkaç aydır İsrail'e karşı provokasyon yaratmak için her fırsatı kullanıyor. Turkiye ile ilişkilerimizde pek çok şeyi gozden geçirmemiz gerektiğini duşunuyorum" açıklaması yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, dun yaptığı açıklamada ise Turkiye'nin halihazırda konsolosluğunun bulunduğu Doğu Kudus'te Filistin elçiliğini açacağını soyledi. Turkiye'nin bu adımı, iki ulke ilişkilerinde yeni bir gerginliğe yol açabileceği belirtiliyor.

' İSRAİL İLE YAKINLAŞMANIN ERDOĞAN'A İÇ POLİTİKADA KAZANDIRDIKLARI SINIRLI'

Kudus meselesinin Turkiye-İsrail ilişkilerini nasıl etkileyebileceğini Bilkent Üniversitesi oğretim uyesi Doç. Dr. İlker Ayturk Sputnik'e değerlendirdi.

2016'da İsrail ve Turkiye'nin Mavi Marmara tazminatı konusunda anlaşmaları ile bir yumuşama donemi başladığını kaydeden Ayturk, "2008'den bu yana çok soğuk seyreden ve devamlı kriz ureten bu ikili ilişki, sonunda duzeliyor yorumları yapıldı o tarihlerde. Halbuki bunun sınırları olduğunu hep hatırlamak gerekiyor. İsrail'le tekrar yakınlaşmanın Turk iç siyasetinde Tayyip Erdoğan'a kaybettirdikleri var. Kazandırdıkları ise sınırlı" dedi.

' TÜRKİYE, İSRAİL'DEN BEKLEDİĞİ DÜZEYDE DESTEK ALAMADI'

İsrail ile normalleşmenin ardından Turkiye'nin ABD kongresinde İsrail lobisinin Turkiye'ye destek vermesini beklediğini ifade eden Ayturk, "Bir diğer kazanç, İsrail'in Orta Doğu'da Kurtlerin yanında durmasını engellemek olacaktı. Bunların yanı sıra, Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğal gaz kaynaklarının paylaşımı, boru hatlarının Turkiye uzerinden geçmesi gibi beklentiler de vardı. Bu umutlarla İsrail'le barışıldı. Ancak, İsrail'den beklenen duzeyde destek alınamadı. İsrail bir Kurt devleti oluşumuna açıkça destek verdi" diye konuştu.

' DOĞU KUDÜS'TE ELÇİLİK AÇILMASIYLA GEÇMİŞTE YAŞANANDAN BÜYÜK BİR KRİZ ÇIKMAZ'

Turkiye'nin Doğu Kudus'te bulunan Filistin nezdindeki Kudus Konsolosluğu'nun Filistin nezdinde buyukelçiliğe donuşturulmesini kısa vadede beklemediğini de ifade eden Ayturk, "Bunun onunde İsrail'in çıkaracağı yapısal engeller var. Ama ilk fırsatta denenecektir. İsrail'le ilişkilerimiz zaten iyi değil, buyukelçilik açılmasıyla, geçmişte yaşananlardan daha buyuk bir kriz çıkacağını sanmıyorum" dedi.

' İLİŞKİLER GEÇMİŞTE OLDUĞU GİBİ KOPMAZ'

Bu şartlarda Turkiye'nin İsrail ile ilişkilerini kopartılacağını duşunmediğini vurgulayan Ayturk, "Turk buyukelçisinin geri çekileceğini sanmıyorum. Ancak, geçici bir ısınmadan sonra buz devrine geri donuyoruz bence" dedi.

' İKİ ÜLKENİN ORTAK ÇIKARLARI SANILDIĞINDAN DAHA AZMIŞ'

Ayturk, "İlişkiler geçmişte olduğu gibi kopmaz, çunku Turk dış politikasındaki pan-İslamist eğilim Davutoğlu sonrasında sona ermiş gibi duruyor. Ancak, ortaya çıktı ki, iki ulkenin ortak çıkarları sanıldığından daha azmış. 2016 yılında gosterilen çabaya rağmen bir ilerleme sağlanamadı. Benim gorebildiğim kadarıyla artık İsrail de Turkiye'ye, geçmişteki kadar onem vermiyor, ozen gostermiyor. Bu maalesef Turk dış politikasının son yıllarda yaşadığı irtifa kaybının bir sonucu" ifadelerini kullandı.

Kudus meselesinin Turkiye-İsrail ilişkilerini nasıl etkileyebileceğini Sputnik'e yorumlayan emekli Buyukelçi Uluç Özulker ise İsrail Savunma Bakanı Liberman'ın açıklamalarının İsrail hukumetinin ortak duşuncesini yansıtmadığı goruşunde: "Liberman, aşırı sağcıdır ve tam manasıyla aşırı tutumları olan bir Yahudi militanıdır. Dolayısıyla bugune kadar hep en uçta olan fikirleri savunmuş bir siyasetçidir. Dolayısıyla her ne kadar hukumetin uyesi olsa da bugune kadar İsrail'in, Liberman'ın soylemleriyle Turkiye'ye bir tutum almadığını biliyoruz. O yonden bakıldığında pek ciddiye alınacak bir açıklama değil."

' ASIL SUÇLAMA TRUMP'A YÖNELİK OLMALIDIR'

İsrail'in Kudus konusunda bir tutum değişikliği olmadığını, 1980'den bu yana Kudus'u başkent kabul ettiğini ifade eden Özulker, "Eğer gerçek anlamda bir suçlama yapmak gerekirse bu suçlama, bugunun koşullarında İsrail'den çok ABD Başkanı Trump'a yonelik olmalıdır. Bugune kadar 1947'den beri bu iş hep gundemdeydi, fakat bu meselenin yaratacağı kaos bilindiği için kimse ileri gitmezken bugun Trump neden bu ihtiyacı duyup da Ortadoğu'nun karmakarışık olduğu bir donemde ustune Kudus meselesini eklemeyi kendine gorev bildi, bunu izah etmek mumkun değil" dedi.

' TÜRKİYE BÜTÜN KÖPRÜLERİ ATMAMALI'

İsrail'in Ortadoğu'da devamlı olarak Arap olmayan ulkelerle bir denge oluşturma politikası uygulamaya çalıştığını ifade eden Özulker, "Kurt politikası da bu bağlamdadır. Bunun yanında ABD'nin İsrail-Turkiye ilişkilerinin duzelmesi için attırdığı adımları da bu çerçeve içinde değerlendirmek lazım. Butun bunlar ortadayken İsrail'in Turkiye ile yeniden bozuşmaya gitmesi akıllıca bir iş olmayacaktır. Öbur taraftan baktığımızda Turkiye, Kudus meselesinin liderliğini, İslam İşbirliği Örgutu'nun donem başkanlığını da yuruttuğu için ustlenmiş gorunmekle birlikte Turkiye'nin de itidalle hareket etmesi ve butun kopruleri atmaması doğru olur diye duşunuyorum" diye konuştu.

' KERAHAT VAKTİ GELDİĞİNDE ADIM ATMAK DAHA UYGUN OLUR'

Özulker, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Turkiye'nin Kudus'te Filistin Buyukelçiliği açacağını açıklamasıyla ilgili de "İsrail pek çok konuda gozukara davranıyor. Şu anda Trump'ın kendilerine verdiği destekten de aldığı cesaretle birleştirilmiş Kudus politikasını yururluğe koyma peşinde. Koyabilir mi, bence koyamaz. Çunku ABD'de bile Kudus'un de iki kesimliliğinin olduğu iki devletli çozum halen gundemdedir. Trump da iki devletli çozumu teşvik edeceğim diyor. Eğer bir çozum olursa Kudus, Doğu Kudus ve Batı Kudus olarak bolunecektir. Siz işgal altındaki bir toprakta 'buyukelçilik kuruyorum' dediğiniz takdirde bu, siyasi sorun haline donuşur. İsrail burada haksızdır ama mudahale ettiği takdirde buradan bambaşka kaoslar çıkar. Dolayısıyla yangına korukle gitmek yerine biraz sakin kalmak lazım. Birleşmiş Milletler'deki kanallar da kullanılacak. Dolayısıyla mucadeleyi daha değişik boyutlarda surdurmek ve 'kerahat vakti' geldiğinde adım atmak daha doğru olur. Şu sırada bunu yaptığınız takdirde pek çok şeyi riske atarsınız, zaten bunun da bir kıymeti harbiyesi olmayacaktır" dedi.

' 1897'DEN BERİ ÇÖZÜLMEMİŞ BİR SORUNU POLİTİKA SERTLEŞTİRMESİYLE ÇÖZMEK MÜMKÜN DEĞİL'

Filistin'in, ABD'nin arabuluculuğunu tanımadığını açıkladığını ve BM'de tam olarak tanınmayı hedefleyen bir politika izleyeceğini belirten Özulker, "Gelişmeleri biraz beklemek lazım. Bir aile kavgasında eğer taraflar seslerini aynı anda yukseltirlerse bundan boşanma çıkar. O boşanma da hiç kimsenin yararına değildir. Elbette İsrail burada haksız olan taraftır ama bunun çozumlenmesi için çok yol var. Bir kavga politikasıyla bu işi bitirmek kolay gorunmuyor. 1897'den beri çozumlenememiş bir olayı bir politika sertleşmesiyle çozebilmek de mumkun değil. Onun için guçbirliği içinde, İslam dunyasını da olabildiğince birleştirerek, olabildiğince BM Genel Kurulu'nu devreye sokarak bu işi yurutmek lazım" diye konuştu.

' İLİŞKİLERİN KOPMA NOKTASINA GİTMESİ OLASI GÖRÜNMÜYOR'

Turkiye-İsrail ilişkilerinin Mavi Marmara krizinde olduğu gibi kopma noktasına gitmesini olası gormediğini ifade eden Özulker, "Bunun doğru olduğunu da duşunmuyorum. Şu sırada buyukelçinizi çekip ilişkilerinizi bitirdiğiniz takdirde taraflar arasında bir diyalog imkanı kalmıyor. Bunu sadece Turkiye olarak da duşunmemek lazım. Filistin ile, diğer Arap ulkeleriyle diyalog yoluyla İsrail uzerinde bir baskı kurarak yola çıkmak lazım. Fransızların bir sozu var; namevcutlar hep kaybedenlerdir. Uluslararası politikada her şey her an değişebilir, menfaatler icap ettirdiğinde politikalar da farklılaşabilir. Ama bu, topyekun ilişkiyi keserek değil bu ilişkileri bir baskı unsuru haline donuşturup yuruterek olur diye duşunuyorum.