Özet (TL;DR) @ 2017-12-09 09:34:24.487553: 93 Harbi’ni bitiren Ayastefanos Antlaşması bu semtte imzalandı. Yeşilçam’ın ölümsüz filmleri bu sokaklarda çekildi. Meşhur Roma dondurmasıyla da, müdavim meyhanesiyle de burada tanıştık. Velhasıl…



Eski tarih dersi notlarınızı hatırlayın; 93 Harbi'ni (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) bitiren antlaşmanın adı Ayastefanos'tu. Yeşilkoy'un eski adı bu. Sonra uçakla ulaşımın buyuk luks olduğu gunlerden 'Yeşilkoy Havaalanı' kalıbı çınlasın kulaklarınızda. Yani daha yoldayken anlıyorum ki burası oyle altı- yedi saatlik turla bitmez. Ama bu ilk adım olsun, başlayalım...

Eminonunden 81e bindik: Ayastefanos
havası

-- Osmanlı doneminde çoğunlukla Rum ve Ermeni nufusla Levantenlerin yaşadığı balıkçı koyuymuş Ayastefanos. İsmi Aziz Stefanos'tan geliyor.
mHıristiyanlığın ilk şehidi kabul ediliyor Stefanos. Yahudiler tarafından Hz. Musa'ya kufretmekle suçlanmış, taşlanarak oldurulmuş. Mezarı uzun zaman sonra, 4. yuzyılda Filistin'de bulunmuş ve kemiklerinin başkent Konstantinopolis'e yani İstanbul'a getirilmesine karar verilmiş. Haberi alan Papa, Vatikan'a goturulmesini isteyince kemikler bir gemiye yuklenip İstanbul Limanı'ndan yola çıkmış. Fakat gemi Yeşilkoy açıklarında fırtınaya yakalanıp karaya çıkmak zorunda kalmış. İşte o fırtına suresince kurulan çadırın bulunduğu noktaya daha sonra bir kilise inşa edilmiş.

-- 19'uncu yuzyılda buyuk çoğunluğu Sultan 2. Mahmud'un hediyesi olarak Dadyan ailesine ait olan Ayastefanos'un adı 1920'lerde Yeşilkoy olarak değiştirilmiş. Bu ismi verenin, semtte yaşayan unlu edebiyatçımız Halit Ziya Uşaklıgil olduğu soyleniyor. Sayfiye ve koy halini 1970'lere kadar korumuş. Ancak once 1953'te Yeşilkoy Havalimanı'nın açılması, sonra da goç dalgasıyla bu yapı hızla bozulmuş.

Eminonunden 81e bindik: Ayastefanos
havası
_ M osyo Rone'nin yaşamoykusu yerli dizilere ilham verebilir._

M osyo Rone'nin filmlik hikayesi

-- Bu bilgileri ezberleyip doldurulan sahildeki parkta yuruyerek başlıyorum gezime. 1856'da Fransızlar tarafından inşa edilmiş Yeşilkoy Feneri'ne selam çakıp martılar eşliğinde yuruyup solumdaki parka giriyorum. Ortadaki bahçede tavuskuşları, horoz ve tavuklar, hindiler, guvercinler, kuçuk bir tavşan var. Burası Rone Park. Başlıyorum hikayesini araştırmaya.

-- O hikaye oyle guzel ki... Eski Yeşilkoylu Haluk Akbaşlı'nın şahane yazısından alıntılayarak aktarıyorum: 1900'lerin başında, Harbiye'de okuyan bir Lubnan prensi, Ayastefanoslu bir Rum kızını sever. Ama geride bıraktığı sevgilisinin hamile olduğunu oğrenemeden memleketine doner. Adı Rone konan erkek çocuğu, uzun yıllar anneannesini annesi, annesini de ablası bilerek buyur. Çıraklık yaşı geldiğinde fenerin yanındaki Arap Nuri'nin meyhanesinde çalışmaya başlar, kısa surede şef garson olur.

Eminonunden 81e bindik: Ayastefanos
havası

-- 1936'da mahalle halkı parkın içinde bulunan eski taş binayı ele geçiren 'uğursuzlar'dan rahatsızdır. Başkomiser Temel Ayanoğlu, parkı ıslah etmeye karar verir; aklına o genç, durust şef garson gelir. Aylık 2.5 lira kira karşılığında Rone, parkın içine kurulan gazinoyu işletmeye başlar. Mosyo Rone Park Gazinosu boyle doğar. İşte bu park da ondan hatıra...

Eminonunden 81e bindik: Ayastefanos
havası

1970 'ten beri erimeyen dondurma

-- Hikayenin tadı damağımda yururken, karşıma meşhur Roma Dondurmacısı çıkıyor. Zekeriya Vardar'la (45) konuşmaya başlıyoruz. 1970'te babası Ramazan Vardar ve Veysel Ayar ortak olup açmışlar burayı. İkisi de Makedonya goçmeniymiş. Veysel Bey vefat etmiş ama çocukları sayesinde ortaklık hala suruyor. Artık çarşının içinde de bir şubeleri var.

-- Krokan-badem, damlasakızlı, meyveliler ve klasiklerden karıştırıyorum hemen birkaç top. Bu dondurmaların ozelliği ne peki? "1970'ten beri yapılış şekli aynen devam ediyor" diyor Zekeriya Bey: "Her dondurmacı oyle diyor ama bizde katkı maddesi yoktur. Zaman ilerledi, İtalyan dondurma çeşitleri arttı ama biz klasikten devam ederiz; kaymak, çikolata, limon, vişne, karamel vs. Biskuvili yapmayız mesela. Salebimiz Kutahya'dan. Toptan malzemelerimizi, sutumuzu aldığımız yer de hiç değişmedi."

Eminonunden 81e bindik: Ayastefanos
havası
Alican Y ıldız ve oğlu Mustafa, Roma Dondurmacısı'nın demirbaşları.

-- Sırf onlar mı? Üretimde de çalışan, dukkanı çekip çeviren Alican Yıldız (55), 41 yıldır burada. Şimdi onun oğlu Mustafa (37) da onlarla birlikte. Gerçek bir aile olmuşlar.

Eminonunden 81e bindik: Ayastefanos
havası
Latin Katolik Kilisesi de Aziz Stefanos 'un adını taşıyor.

-- Salep ikram ediyorlar; hiç meraklısı değilim ama nasıl soyleyeceğim? Zekeriya Bey durumu anlıyor, "Bu sizin bildiğiniz şekeri bol, obur saleplere benzemez; bir deneyin" diyor. Haklı da çıkıyor. Salebin litre fiyatı 35 TL. "Litresi 12 liraya da satıyorlar ama işte o salep değil, içinde zararlı olmasa da makarna tozu, nişasta gibi kıvam artırıcılar oluyor. Gerçek salep kullansa zaten o fiyata satması mumkun değil" diyor.

-- Yeşilkoy'de balıkçı ve meyhane bol. Semtin eskilerinden ve meşhurlarından Ogun'e uğruyorum. Kurucusu Ohannes Nergizyan'ın oğlu Garo Bey'le (50) muhabbet ediyoruz.

' Muhafazakar' mudavim mekanı

-- 1988'de açılmış Ogun. Ohannes Bey, Kumkapılıymış. 15 yaşından sonra Yeşilkoy'e gelmiş. Doğma buyume buralı Garo Bey'e 50 yılda semtin nasıl değiştiğini de soruyorum: "Çocukluğuma gore kotu değişti. Herkesin birbirini tanıdığı bir mahalleydi burası. Ama tabii populer bir yer; deniz kıyısında, merkeze uzak değil, havaalanına yakın; dolayısıyla kalabalıklaştı, çehre değişti. Fakat mesela sahil guzel oldu. Piknikçilerden şikayet ediliyor çok ama her yerde var bu. Bizim Yeşilkoylu olarak tek isteğimiz, buldukları gibi temiz bırakmaları. Yoksa insanlar gelecek tabii; bir ağaç altına, sahile, plaja..."

Eminonunden 81e bindik: Ayastefanos
havası
Og un, artık Garo Nergizyan'a emanet. 

-- Ogun, bir mudavim mekanı. Garo Bey, "Buraya pusetle gelenlerin çocuklarını ağırlıyoruz artık, bundan guzel bir şey var mı?" diyor gururla. Peki ne yenir burada? "Babam da oyleydi, ben de oyleyim; biz biraz muhafazakar mezeciyiz. Geleneksel lezzeti, klasiği devam ettiriyoruz. Çirozu, lakerdayı, topiği, balık tutsulemeyi ben yaparım zaten. Marmara kıyısında ne kadar liman varsa haftada bir-iki hepsini gezerim. Yeşilkoy muşterisi bilinçli bir muşteridir, mevsimi olmayan bir balığı yediremezsiniz!"

-- Bir de kuçuk not: Ogun kuruluşundan beri yılbaşında kapalı. Garo Bey, "Yılbaşı herkesin, burada çalışanlar da aileleriyle geçirmesin mi?" diyor; insanın içine anında tatlı hisler doluyor.

-- Soz konusu Yeşilkoy olunca, bu okuduğunuz çok eksik bir yazı, biliyorum. Üstune kitaplar yazılmış, daha da çok yazılması gereken bir semtten bahsediyoruz çunku. Bilenler bilmeyenlere anlatsın, gitmeyenler mutlaka bir tur atsın, gorduklerini bize de ulaştırsın; Yeşilkoy bizi bekler...

Eminonunden 81e bindik: Ayastefanos
havası

Kap ıyı Adile Naşit açsa, içeriden Kemal Sunal çıksa...

-- Roma Dondurmacısı'nda sohbet ederken Zekeriya Bey, 47 senedir aynı sokakta olduklarını ama eski dukkanlarının biraz ileride, bir konağın bahçesinde hizmet verdiğini anlatıyor. İşte o konağa çok aşinayız. Sanki kapıyı Adile Naşit açacak, sanki Şener Şen'in "Seni hiç sevmedim sutoğlan" diyen sesi duyulacak, sanki Kemal Sunal "Tutmayın kuçuk enişteyi!" diye çıkagelecek. Ya da belki Gulşen Bubikoğlu neşeyle bisikletine atlayacak, Hulusi Kentmen bıyıklarını burarak bir kahkaha patlatacak. 'Sut Kardeşler', 'Tosun Paşa', 'Şaban Oğlu Şaban', 'Tokatçı', 'Cici Kız', 'Sevgili Dayım'... Ne filmler, diziler
çekilmiş bu konakta.

-- Simenoğlu Konağı'nın onundeyim. Restore edilmiş, bakımlı, beyaz konaktan ve guzelim bahçesinden gozumu alamıyorum. Konağa adını veren Simenoğlu ailesiyle ilgili bilgiye ulaşamıyorum. Ama bir donem Osmanlı aydınlarından Hayreddin Nedim (Goçen) Bey'in burada oturduğu bilinmekte. Sonra bir donem onun oğlu Mehmet Sami Goçen de burada oturmuş olmalı ki birkaç mahalleli burayı "Sami Bey'in koşku" diye anıyor.

-- Buranın, Ayastefanos Antlaşması'nın imzalandığı bina olduğunu soyleyenler de var ama bu konuda 1894 depreminde yıkılan Dadyan ailesine ait Neriman Şah Yalısı bir adım one çıkıyor.

-- Şimdi Necla-Danış Kose çifti yaşıyor bu konakta. Daha once de Yeşilkoy'de oturuyormuş aile ama bu konağı 16 yıl once satın almışlar. Necla Hanım, "Çok kullanışlı bir ev burası" diye anlatıyor: "Abdulhamit'in av koşkuymuş. Yuksek tavanlar, geniş odalar, hamamı, piyano odası, şomine odası... Artık mustakil ev bulunsa bile bu kadar iyi duşunulmuşu yok."

-- Boyle bir evde oturmak buyuk ne guzel bir histir kim bilir; hiçbir şeyi olmasa hikayesi yeter...

Eminonunden 81e bindik: Ayastefanos
havası

81 ya şında, her gun işinin başında

Mahalleliyle sohbet ederken hep "Onu Mehmet Amca bilir, buraların en eskilerindendir" diyorlar. "Nerede bulurum onu?" diyorum, çarşıdaki Bilenler fırınını gosteriyorlar. Mehmet Bilen, çakı gibi bir 81'lik. Hala haftanın yedi gunu sabah 6'da dukkanında oluyor. Safranbolulu aile, 1949'da Fatih'e gelmiş. 1959'da Yeşilkoy'e taşınmışlar. Seyyarda simit satmışlar bir sure, sonra fırıncılığa geçmişler. 1981'de burayı açmışlar. "Ustalar işe geceden başlar zaten. Fırıncılık işi hiç durmaz. Ekmek bu; cenazen de olsa, bayramın da, bunu alıp yiyeceksin. Unun kaliteli, ustan iyi oldu mu ekmeğin de iyi olur. Ama artık iyi usta bulmak zorlaşıyor." Çarşıda onu tanımayan yok, keyfi yerinde. Selam alıp vererek yuruyor, bir yandan da "Ben Yeşilkoy muhtarı Mehmet Bilen! Çok guzel mahalledir burası, hadise yoktur. Herkes birbirine saygılı, sevgilidir" diyor gulen sesiyle.