Özet (TL;DR) @ 2017-12-08T17:30:00.000Z: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Lozan Antlaşması'nın güncellenmesi mümkün mü?" ve "Yunanistan buna neden karşı?" gibi soru işaretlerini ardında bırakan Atina ziyaretinin ardından uzmanlar, sert söz…



Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Lozan Antlaşması'nın guncellenmesi mumkun mu?" ve "Yunanistan buna neden karşı?" gibi soru işaretlerini ardında bırakan Atina ziyaretinin ardından uzmanlar, sert soz duellolarının yaşandığı goruşmenin yanı sıra Ege ve Batı Trakya'daki durumu tum yonleriyle Sputnik'e değerlendirdi.

(C) REUTERS/ Costas Baltas

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmi temaslarda bulunmak için Atina'ya ziyarette bulundu. Atina temasları kapsamında Yunanistan Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopoulos ve Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras'la goruşen Erdoğan'ın ziyareti, Yunanistan'a 65 yıl aradan sonra Turkiye'den Cumhurbaşkanı duzeyinde gerçekleştirilen ilk ziyaret olması itibarıyla onem taşıyor. Ancak liderlerin gerçekleştirdiği ikili goruşmeler ve akabinde gerçekleştirdikleri basın açıklamaları, iki ulkenin 65 yıl gibi uzun bir sure sonra "ilk" niteliği taşıyan bir ziyaret aracılığıyla ikili ilişkilerini duzeltme umudu yaratmasından ziyade; ulkenin tarihsel ihtilaflarını one çıkardı. Bunun temel sebebi Turk medyasında oldukça geniş bir şekilde yer alan "Lozan tartışması"ydı. Tartışmanın temeli Erdoğan'ın goruşme oncesi, Yunan televizyon kanalı Skai TV'ye verdiği roportajda sarf ettiği "Lozan'ın da dunyadaki gelişmeler karşısında bir guncellenmeye ihtiyacı var. Bu guncellemeyle iki ulke dostluğumuzu, guvenliğimizi nasıl daha guçlu hale getirebiliriz; bunun uzerinde durmamız lazım. Zaman zaman bakıyorsunuz bir adadan dolayı hemen ortalığı karıştırıyorlar. Bunların aşılması lazım diye duşunuyorum. Guncelleme derken, A'dan Z'ye bir değerlendirmeye tabi tutulabilir. Yunanistan'ın da rahatsız olduğu bazı madde başlıkları olabilir. Bunlar oturulup konuşulur" yonundeki ifadeleriyle atıldı.

Cumhurbaşkanı'nın bu ifadeleri, yalnızca Erdoğan'ın 'Turkiye'nin Lozan Antlaşması'ndan odun vermeye hazır olduğunu' ifade ettiğine vurgu yapan muhalefetin değil aynı zamanda Yunan yetkililerin de sert tepkisiyle karşılaştı. Turkiye'de muhalefet, Erdoğan'a, ulkenin Lozan Antlaşması'ndaki kazanımlardan vazgeçmesinin soz konusu olmadığını soyleyerek eleştirirken; Yunan Cumhurbaşkanı Pavlopoulos ise "Lozan'la ilgili herhangi bir tartışmanın soz konusu olamaz" dedi.

Peki Erdoğan'ın bahsettiği 'Lozan'ın guncellenmesi' neye atıfta bulunuyor? Uluslararası antlaşmaların guncellenmesi mumkun mu? Turkiye açısından bir zafer nişanesi olan Lozan Antlaşması'nın guncellenmesi neden Turkiye Cumhurbaşkanı tarafından gundeme getirildi? Uzmanlar 48 saattir Turkiye'nin en onemli gundem maddeleri haline gelmiş bu soruların yanıtlarını Sputnik'e verdi.

ERDO ĞAN NEDEN 'LOZAN'IN GÜNCELLENMESİNİ' GÜNDEME GETİRDİ?

Konuyu Sputnik'e değerlendiren isimlerden ilki 21. Yuzyıl Turkiye Enstitusu Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı Gozde Kılıç Yaşın oldu. Lozan Antlaşması'nın "Turkiye'nin tapu senedi" olduğuna vurgu yapan Yaşın, Erdoğan'ın 'Lozan Antlaşması'nın guncellenmesine' ilişkin sozlerinin olası anlam ve saikini şu sozlerle açıkladı:

"Öncelikle şunu soyleyerek başlamak doğru olacaktır. Lozan Antlaşması, Turkiye'nin tapu senedidir; bu sebeple de Lozan Antlaşması'na dokunulmamasını isteyen taraf normal şartlarda Turkiye'dir. Bu antlaşma, aynı zamanda, Yunanistan ve Turkiye arasında denge kurar. Kıbrıs'ta ve Ege'de yaşanan gelişmeler Lozan dengesinin Yunanistan lehine bozulduğu noktalardır. Bir de Kasım ayında Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Batı Trakya'ya ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaretin ardından, Yunan Cumhurbaşkanı'nın "Turk yoktur, Musluman azınlık vardır" şeklinde sert açıklamalarda bulunmuştu. Bence, tartışmanın Lozan Antlaşması ile başlamasının arkasında bu sorunlar yatıyor."

(C) AA/

' BÜTÜN MESELE YUNANİSTAN'IN LOZAN ANTLAŞMASI'NI İHLAL ETMESİ'

Erdoğan'ın vurgulamak istediği asıl meselenin Yunanistan'ın Lozan'a uygun davranmıyor oluşu olduğuna işaret eden Yaşın "Bunu Yunanistan'ın hem adaları silahlandırmasında hem de Muğla ve Aydın'a bağlı ada, adacık ve kayalıklara asker çıkarıp ve ustelik burada Cumhurbaşkanlarının, Genel Kurmay Başkanlarının katıldığı fetih torenine benzer girişimlerde bulunmasında goruyoruz. Meselenin bir de Batı Trakya boyutu var. Bu meseleyi anlamak için çeşitli antlaşmaları goz onunde bulundurmak lazım. 1913'de imzalanan Atina Antlaşması; Osmanlı'dan sonra bolgedeki azınlıklara yonelik bir takım duzenlemeleri içeriyor. Sonra 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması var. Turkiye açısından Sevr'in bir geçerliliği yok ama Yunanistan'ın Sevr'i kendileri açısından halen bağlayıcı. İkisi farklı antlaşma zaten. İşte o Yunan Sevr'inin 10'uncu maddesinde orada yaşayan Muslumanların aile ve medeni hukuk ile ilgili sorunlarının İslam adetlerince çozuleceği hukum altına alınmış. Aynı şekilde Atina Anlaşması da, Yunanistan'da kalanların pek çok hakkı yanında muftulerin seçimle gelmesini ve başmuftuluk seçimini de garanti altına almış durumda. Ancak Yunanistan'daki fiili durum bundan çok farklı" dedi.

(C) AA/

YUNAN İSTAN NEDEN LOZAN'IN GÜNCELLENMEMESİ KONUSUNDA BU KADAR NET?

****Yunanistan Cumhurba şkanı'nın Lozan Antlaşması'nın herhangi bir tartışmaya açık olmadığı yonundeki sozleri "Atina'nın bu tutumunun ardında ne yatıyor?" sorusunu gundeme getirdi. Peki Atina'nın bu net tutumunun arkasında ne var? Yaşın'a gore bunun yanıtı basit; Yunanistan, Atina Antlaşması, Yunan Sevr'i ve Lozan Antlaşması'nın yukumluluklerinin bir arada duşunulmesi ihtimalinden rahatsız, o yuzden yalnızca Lozan'a bakarak yukumluluklerini eksik olarak yerine getirmeyi meşrulaştırmaya çalışıyor. En çok da Lozan'da Turk vurgusunun yapılmamış olmasını kendisine dayanak olarak kullanıyor. Kaldı ki Yunan Sevr'i Yunanistan'a sonradan bağlanacak topraklarda da tanınan bu hakların geçerli olacağını hukum altına almış. Bu da 12 Adalar'da yaşayan Turkler için de aynı sorumluluğu taşıdığı anlamına gelir ve Yunanistan bundan kaçınıyor. Atina Anlaşması da verdiği hakları tum Yunanistan için tanır. Yunanistan'ın Batı Trakya konusunda, butun bu antlaşmaların getirdiği yukumluluklerin hepsini bir arada değerlendirerek butun bu antlaşmalara uygun davranması gerektiğini savunan Yaşın şoyle devam etti:

"Yunanistan kendisinin, Sevr Antlaşması ve Atina Antlaşması'na bağlı olmadığını soyluyor. Halbuki Lozan'ın Son Senet'inde 16 numara ile kayıtlı olan Protokol, Yunanistan açısından Yunan Sevr'inin geçerli olması zorunluluğunu da içeriyor. Bu anlaşma silsilesi, Yunanistan'ı Batı Trakya'daki Turklerin kendi dillerinde eğitim alması için genel butçeden pay ayırmak zorunda da bırakıyor. Tam da bu sebepten şunu soylemek mumkun: Bugun Batı Trakya'da yaşanan butun sorunların çozumu Lozan Antlaşması'nda olmasına rağmen antlaşmanın uygulanmaması butun sorunların ana kaynağı."

' YUNANİSTAN'DA 1985'TEN SONRA NE DEĞİŞTİ?'

Yaşın'ın vurguladığı onemli bir nokta da, 1985'in Yunanistan'daki Turk azınlığın aleyhine olan surecin başlangıcı olması. 1985'e kadar Turk azınlığa verilen hakların Atina yonetimi tarafından bu tarihlerde geri alındığına işaret eden Yaşın "Yunanistan'da 1985'lere kadar Turk dernekleri vardı. Ama bu yıllardan sonra (Yunanistan'ın) hem muftuluk seçimine hem de Turk ibareli derneklerin varlıklarına son verdiğini gorduk. Bu bize meselenin Lozan'ın yorumlanış farkıyla ilgili olmadığını gosteriyor. Öte yandan yalnızca Turk- Musluman azınlık değil ulkedeki Ortodoks Arnavutlar veya Makedonlar ya da Batı Trakya dışında yaşamakta olan Turkler de dahil olmak uzere her turlu azınlığın hakları bahsettiğimiz uluslar arası anlaşmalarla garanti altına alınmıştır. Ayrıca Lozan'da 'Turk' ifadesi geçmese de Mubadele Anlaşması'nda 'Turk' ifadesi var. Bunları ayrı ayrı duşunmek mumkun değil. Üstelik Yunanistan'daki sorun da yalnızca Turk azınlıkla sınırlı kalamayacağı gibi Batı Trakya ile de sınırlı kalamaz. Rodos veya Girit'te ibadet ve Turkçe eğitim haklarından mahrum kalan Turklerin durumu da goz onunde bulundurulmalı" dedi.

AB, T ÜRK AZINLIĞIN SORUNLARINI ÇÖZEBİLECEK YETENEKTE Mİ?

Yaşın, bu sorunun yanıtını da "Maalesef, hayır" olarak veriyor. Avrupa Birliği'nden (AB) gelen "Lozan'ı aşın, Turk azınlığın haklarını Avrupa İnsan Hakları Sozleşmesi kapsamında değerlendirin" gibi çıkışların pratikte bir karşılığı olmadığına işaret eden Yaşın "Batı Trakya Turkleri Avrupa Parlamentosu'nda da yıllardır mucadele veriyor. Ama AB'nin bu konuya çozum getiremediği ortada. Sayın Erdoğan'ın sozleri bu bağlamda anlaşılmalı. Yunanistan'ın bu antlaşmaya uymaya zorlanamadığı da ortada. Sayın Cumhurbaşkanı, dunku ifadeleriyle bu fiili durumun adını koyma girişiminde bulunmuş olmalı" dedi.

Yunanistan Cumhurbaşkanı'nın Lozan Antlaşması'nın herhangi bir tartışmaya açık olmadığı, sınırların belirlendiği yonundeki sozlerinin (Yunanistan'ın) fiilen ihlal ettiği adaları kaybetme korkusundan ileri geldiğini savunan Yaşın "Yunanistan Cumhurbaşkanı'nın Erdoğan'ın eleştirilerini Batı Trakya değil Ege adalarıyla ilgili olarak aldığını duşunuyorum. Yunanistan'a bırakılan adaların Lozan'da açık bir şekilde ismen sayıldığını goruyoruz. Yunanistan gizli saklı bir şekilde, kendisine verilmemiş adaları işgal ediyor. Üstelik de bunu yaparken, Lozan Antlaşması'nda adı sayılan adalar dışındaki adaların kendilerine ait olması gerektiği yonunde hezeyana kapılıyor. Bu baştan aşağı yanlış bir tez. Turkiye, Osmanlı Devleti'nin borçlarını tek başına odemiş bir ulke ve Osmanlı'nın halefi olarak o adaların ustunde soz sahibidir. Ama maalesef AB'yi arkasına almış Yunanistan'a karşı, halihazırdakinden daha ote bir kazanım da çok mumkun gozukmuyor" diye ekledi.

' 65 YIL SONRA İLK GÖRÜŞME, TARTIŞMA DEĞİL ÇÖZÜM ODAKLI OLMALIYDI'

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Atina'da gerçekleştirdiği goruşmelerin yarattığı en onemli bir diğer tartışma ise, 65 yıl gibi uzun bir sure sonra bir "ilk" niteliği taşıyan goruşmelerdeki gergin ortamdı. Basın açıklamaları sırasındaki gergin ortamı ve ihtilaflı konuların Erdoğan tarafından basına açık bir ortamda gundeme getirilmesini sert şekilde eleştiren eski Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakultesi dekanı ve oğretim uyesi Prof. Dr. Yalçın Karatepe şu değerlendirmelerde bulundu:

"İki ulkenin lideri veya siyaset grubunun başındaki insanlar tarafından gerçekleştiren goruşmeler, iki ulke arasında anlaşmazlık sebebi olan konuların çozume kavuşması, ulkeler arasında iş birliği tesis etmek amacıyla gerçekleşir. Bu, sabah karar verilip aynı gun gerçekleşen bir goruşme olamaz; goruşme, uzun hazırlık sureci içerir. Dun Sayın Cumhurbaşkanı'nın gerçekleştirdiği Yunanistan ziyareti, kapalı kapılar ardında goruş ayrılıklarının giderilmeye çalışıldığı bir goruşme olmaktan ziyade, Sayın Cumhurbaşkanı'nın da etkisiyle, kameralar karşısında anlaşmazlıkların, goruş ayrılıklarının vurgulandığı bir goruşme şekline donuştu. Bu, bizim diplomaside alışık olduğumuz bir şey değil. Ziyaret sırasında kameraya yansıyan goruşler, duruş ve kullanılan kelimelere kadar her bir unsur, bu ziyaretin çozumu amaçlamak yerine iç siyasete donuk bir hamle olduğu izlenimi yarattı. 65 yıl sonra bir cumhurbaşkanı ziyaretinin en azından nezaket çerçevesinde gerçeklemiş olması gerekirdi. Ama dun gorduğumuz tabloya gore bu ziyaret bu çerçeveden çok uzaktı."

' ATİNA ZİYARETİ SEÇİMLERE YÖNELİK İÇ SİYASET MALZEMESİNDEN İBARETTİ'

****Erdo ğan'ın tutumunun, Atina ziyaretinin bir iç politika malzemesi olmaktan ote bir amacı olmadığına işaret eden Karatepe "Dunku açıklamalar, ziyaretin amacını ortaya koyar nitelikteydi. Özellikle de Sayın Cumhurbaşkanı'nın kendi iç kamuoyuna yonelik açıklamaları… Turkiye, bir seçim atmosferine girdi. Ben ulkenin 2018'de seçime gideceğine inanıyorum. 2018 olmasa bile zaten seçimler en geç 2019'de gerçekleşecek. Aslında medyada yer alması gereken asıl konular; ABD'de devam eden Rıza Sarraf davası, ana muhalefet partisinin iddia ettiği yurt dışı sermaye hareketleri, ekonomiye ilişkin kırılganlıklar ve kurlardaki hareketlilik olması gerekirken; bu onemli konuları bir kenara bırakılıp, çok affedersiniz, ipe sapa gelmez tartışmalar yurutulmeye başlandı. Lozan anlaşması, siyasi malzeme oldu ve ortalama vatandaşın kahvehane muhabbeti duzeyinde medyaya taşındı" dedi.

ULUSLARARASI ANTLA ŞMALAR GÜNCELLENİR Mİ?

Uluslararası anlaşmaların guncellenmesi diye bir şeyin soz konusu olamayacağını ifade eden Karatepe "Bu tur anlaşmalar, iki veya daha çok devletin bir araya gelerek uzlaştıkları konulardaki beyanlarıdır. Guncellemek, cep telefonları yazılımlarına atıfta bulunuyor herhalde. Siz 'Ben bu anlaşmayı tanımıyorum' deyip anlaşamaya uymayı bırakırsınız. Bu da yeni bir fiili durum yaratıyor. Bu fiili durum uzerine diğer muhatap taraf bir hamle yapar. Antlaşmanın guncellenmesi diye bir şey ne uluslararası hukukta ne de uluslararası siyasette ne uluslararası ilişkilerde soz konusu dahi değil. Sayın Cumhurbaşkanı'nın atıfta bulunduğu konu, Lozan Anlaşması'nın bir maddesi bile değil. Sayın Baskın Oran'ın açıklamasını okudum; konuya dair ilgili madde, Atina Antlaşması'nda yer alıyor. Kısacası, burada amaç uzum yemek değil, bağcıyı dovmek. Bağcıyı dovmekten kasıt da Turkiye'de siyaseten kullanılabilecek bir malzemenin oluşturulmasına yonelik bir çaba. Trump'ın Kudus'e yonelik açıklamalarının ardından Yunanistan'daki atıfları Erdoğan'ın 2018'de İslam, din eksenli bir seçim kampanyası yurutuleceğinin emareleri olarak goruyorum" diye ekledi.