Özet (TL;DR) @ 2017-12-05 09:34:58.343442: Vizyondaki beşinci haftasında 4 milyon seyirciye ulaşarak Oscar adayı 'Ayla’nın senaristi Yiğit Güralp merak edilenlerini Melike Birgölge'ye anlattı.
Sinemaseverler sizi daha once yazdığınız Kavak Yelleri dizisinden, Uzun Hikaye ve Sınav filmlerinizden biliyordu. Ama Ayla filmi ile adınız daha çok kişiye milyonlara ulaştı. Ay yuzlu bir kızla ay yıldızlı bir askerin 65 yıl anlatılmamış oykusunu anlatan filmin yazarı ve yaratıcı yapımcısı olan sizin Ayla ile buluşma maceranız nasıl başladı?
Kavak Yelleri dizisi yayınlandığı donemde, tum gruplarda surekli gun birincisi olmuştur. Uzun Hikaye'yi yaklaşık bir, Sınav'ı yaklaşık bir buçuk milyon seyirci izledi. Tum filmlerim o yılın en çok izlenen filmler listesinde ilk sıralardadır. Bilindiği gibi Ayla'nın sadece yazarı değil aynı zamanda yaratıcı yapımcısıyım. Belgeseli film yapma fikrinin de, bunun nasıl bir film olacağının tasarımı da bana aittir. Ben bu filmi yapmaya karar verdim ve yatırımcı aramaya başladım. Kısa bir sure sonra İsmail Hacıoğlu'da bu surece dahil oldu. Yaklaşık iki yılın sonuna doğru da ortak bir dostumuz aracılığıyla şu anki mevcut yapımcı bu projeye talip olduğunu bildirdi ve proje yatırımcısını da bulmuş oldu.
S ÜREKLİ GÜNEY KORE UYARLAMALARI YAPILMASINA KIZIYORDUM!
Peki neydi size, belgeseli film yapma fikri ve 'Bu filmi yapmalıyım" dedirten?
Dunyada on yıllık dilimlere yayılan trendler var. 2010'lu yıllar başladığında dunyada ana akım sinemada biyografiler ve "Based On A True Story" kavramı en parlak donemini yaşamaya başladı. Çunku robotlar ve super kahramanların hikayelerini anlatırken gelişen teknoloji artık donem atmosferi yaratmakta da çok buyuleyici sonuçlar veriyordu. Bununla birlikte, seyirci ne kurgularsanız kurgulayın sonunu tahmin ediyor ve yaratılan hikayelerle tatmin olmuyordu. Ama gerçek hikayelere saygı duyuyordu. Kariyerimde kurgu hikayeye biraz ara vermeyi duşunmeye başladım. Buna paralel olarak hikaye anlatımında 50'li yıllar ve oncesi de one çıkmaya başladı. Hiç anlatılmayan Kore Savaşı bazı Marvel çizgi romanlarında fon olarak kullanılmaya başladı. Yine aynı donemde Kore filmleri ve dizileri ulkemizde uyarlanmaya başladı. Ben boğazın ote yanından bu yanına akıntı varsa bunun tam tersinin de olabileceğine inananlardanım. Turk insanının anlatılacak hikayesi bitmiş, senaristlerimizin yeni hikayeler yaratma yeteneği son bulmuş gibi surekli Guney Kore uyarlamaları yapılmasına da kızıyordum. Tum bunlar birleşince 1950'lerde Kore halkıyla ortak yonlerimizi birleştiren gerçek hikayeler araştırmaya başladım. Abim Oğuz Guralp bir gece Ayla'nın Guney Kore MBC Televizyonunda yayınlanan orijinal dildeki belgeselinin youtube linkini gonderdi. Aradığım hikaye bu dedim.

İ YİLİK İYİ BİR ŞEYDİR! 'AYLA' SAYGI DURUŞU FİLMİDİR!
Filmin anlat ıldığı kahraman Suleyman Bey'le konuşurken nelerdi sizi heyecanlandıran, neler oldu hayata dair fark ettiğiniz konular?
Suleyman Amca ile ilk tanışmamızda, eşinin elini tutup soylediği "Goruyor musun gençleri Nimet, hep demedim mi sana, iyilik iyi bir şeydir" sozunu hiç unutamam. Bir savaş değil bir sevgi filmi yapmak istiyordum ve bu soz filmin alt metnini belirledi. Filmdeki karınca hikayesi gibi hikayeler elbette Suleyman Amcanın anlattığı ve yaşadığı şeyler değil. Ama anlatmasına, yaşamasına gerek yok ki. "İyilik iyi bir şeydir" diyen birinden yola çıkarak onu anlatmaya çalışıyorsunuz ve o sahne kendisini size yazdırıyor. Yaratım surecindeki en buyuk ilham 'iyiliktir'. Suleyman Dilbirliği, o donem Ayla dışında da sahip çıktığımız sayısız çocuğa yapılan iyilikleri, bir figur uzerinden anlattığımız naif ve yaşayan bir semboldur. Ve bir kısmına ulaşamadığımız, tanışma dinleme şansına erişemediğimiz tum o iyi insanlar bu filmin ilham kaynağıdır. Bu film her birine bir saygı duruşudur.
Filmin senaryosu ile ilgili size s oylenen sizi çok mutlu eden tepkiler, cumleler?
Hani eskiden çuval çuval mektuplar geliyor denirdi ya. Ben mesela Emel Sayın hanımefendi ile çalışırken şahit olmuştum buna 20 yıl once, gerçekten her gun onlarca mektup gelirdi. Şimdi de sayısız elektronik posta ve mesaj geliyor. İnanılmaz guzellikte her biri. İzinlerini almak kaydıyla sosyal medya hesaplarımdan yayınlıyorum bunları. Seyircimiz tum filmlerimde bana mutlulukların en buyuğunu yaşatmıştır. "Farklı, nitelikli yapımlar izlenmiyor efendim" geyiğini hep çurutmuşlerdir. İzleniyor işte. İddialarımı ispat etmemde en buyuk pay seyircinindir. Beni hiç yarı yolda bırakmadılar. Onlara minnettarım.
YAPILAN, K ÜLKEDİSİ'NİN TAVAN ARASINA KAPATILMASIDIR!
Filmin yazar ı olduğunuz gibi, proje sahibi olduğunuzu da en başta kabul eden yapımcı, sonra dediğiniz cumlelere gore; sozleşmeyi yok sayıp her iki kimliğinizi de çoğu yerde yazmadığını, sizi filmin sosyal medya hesaplarından engellediğini, halk tepki gosterince kimi yerlere yazar olarak ve sırf gostermelik biçimde ayrı ve kuçucuk yazdığını, hiçbir festivale, galaya, etkinliğe davet edilmediğinizi soyluyorsunuz. Bunların temelinde yatan nedir?
Buyuk ilgi goren, kendi doneminde yapılan diğer işlerden farklı bir tonu olup da yeni trendler açan filmlerde, filmin kendisi kadar, bu filmi, bu tasarımı yapma fikrinin kime ait olduğu sorusu da hep sorulur. Sınav'da da bu olmuştu. Onlarca yıldır eğitim sistemi alarm çalıyor ama bir tane filmi yapılmamış. İlk siz yapıyorsunuz ve yer yerinden oynuyor. Uyuyan devi uyandırıyorsunuz. Gençlik dizileri birbiri ardına geliyor. Haliyle herkes bu fikrin sahibini soruyor. "Benimdir efendim" diyecek kişi buyuk bir saygı ve itibar goruyor, her yerde ağırlanıyor, oduller veriliyor, "Aman efendim boyle başka fikirleriniz varsa imkanları onunuze serelim" kapıları açılıyor. Bu, değeri parayla olçulemeyecek buyuk bir guç, buyuk bir manevi servettir. Burada yapılan bu servetin gerçek sahibinin elinden alınması, bir anlamda Kulkedisinin tavan arasına kapatılmasıdır. Bu oyle bir servettir ki bana bunu yapanlar kanunları bile hiçe saymayı goze almışlardır. Paranız çoktur ama fikriniz yoksa kendinizi kotu ve eksik hissedersiniz, bu kompleksi tamamlamak istersiniz. Tarih her sektorde bunun ornekleri ile dolu. Sorunuzun cevabı bu kadar yalın, bu kadar net.
F İLMLERİMİ ÇOK İZLENSİN DİYE YAPMIYORUM!
Filmin bu kadar ilgi g oreceğini bu kadar sevileceğini bekliyor muydunuz?
Ben projelerimi; "artık doğru zaman, bu hikayenin artık anlatılması lazım" diye yapıyorum. Eğer tasarımdan çok sapılmazsa, her element doğru uygulanırsa bunun ilgi gormesi kaçınılmaz oluyor. Hep soylediğim basit bir formulum var. Benim filmlerim 500 binin altında kalmaz. Eğer 1 milyonu hızlı gorurse her tur surprize açık hale gelir. Çunku izleyici memnuniyeti ve fısıltı gazetesi devreye giriyor ondan sonra. İzleyicinin eşine dostuna yaptığı reklamı hiçbir billboardı satın alarak yaptıramazsınız. Benim aklı başında ve mutevazı formullerim bunlardır. Filmlerimi çok izlensin diye yapmıyorum, farkı anlaşılsın, değer ve saygı gorsunler yeter diye yapıyorum. Gerisi kendi doğal akışında gerçekleşiyor.
TEK P İŞMANLIĞIM GÜNLÜK TUTMAMIŞ OLMAMDIR!
Yaz ının kanınıza girmesi, yazıyla ilk tanışmanız nasıl oldu?
Okumayı sokme işi okul oncesinde başlamıştı. Yaşıma gore kitaplar sınırlıydı ve Bakırkoy'un iki uç buyuk kitapçısındaki tum yayınevlerinin içeriklerini bitirmiştim. Ailem topluca kitap alınca artık hepsini aynı gun vermiyorlardı. Hemen bir iki gunde bitiriyordum çunku. Yetmeyince ansiklopediler ve abimin ders kitapları işin içine girdi. Galiba bir yerden sonra yazanlara ve okuduklarıma hayran olma durumu, ben de yazayım yahu kısmını tetikliyor. Komik ama boyle. Kırtasiye merakınız başlıyor. Masam olsun. Kağıtlarım, kalemlerim, defterlerim. Terminalde anneannemi uğurladıktan sonra eve gelip şiir yazmıştım ilki oydu sanırım ve henuz on yaşında bile değildim. Bu kadar yazmaya teşne biri olarak tek pişmanlığım gunluk tutmamış olmamdır. Keşke o konuda tembel olmasaydım.
Senaryo yazarl ığına yonelmenizin oykusunu dinlemek istersek…
Aslında macera çok farklı başladı. Hikayesi uzun, en kısa şekliyle anlatmaya çalışayım. Ailevi durumlardan dolayı çalışmaya lisede başladım, okul sonrası tam zamanlı çalışıyordum. Üniversite çağına geldiğimde Mudo'da birkaç yılda ust uste terfi etmiş İnsan Kaynakları Yoneticisi olmuştum. Acar ve Zuhal Baltaş, Birim Yiğit, İbrahim Kıvrak gibi onemli hocaların seminerlerine gonderiliyordum. Arthur Anderson gibi danışman markalar çok populerdi. Muthiş bir kişisel gelişim donemiydi benim için. Ama tum bunlar benim içimdeki sinema, muzik ve edebiyat tutkumla aynı paralellikte işler değildi. Radikal bir karardı, 22 yaşında iyi bir pozisyondayken 7 yıldan fazla zamandır ailem gibi olan Mudo'yu bıraktım. Universal Muzik maceram başladı ardından. 35'e yakın donemin en çok satan albumlerinin yapımında gorev aldım. Burada sektorden pek çok isim tanıdım. Bu tanışıklıklar sonucu 27 yaşımda askerden donuşte Bocek Yapım ile yollarımız kesişti. Yazma tutkumla, muzik ve sinema aşkımı birleştirdiğim Sınav filmini tasarlamam da bunun peşinden geldi.
Bug un mutluluktan muebbet yesek yarın af çıkar" demiş bir karakter. Sizin başrol olduğunuz karaktere gore nedir mutluluğun sırrı?
Benim için mutluluğun yolu insanları mutlu etmekten geçiyor. Bu yuzden hediye almayı, surpriz yapmayı severim. Hediye paketinin açıldığı anki yuz ifadelerini, şaşkınlık ve sevinçleri buyuk bir heyecanla bekleyip, gozlerim. Kendimi de mutlu ediyorum yani o an. Bu aslında biraz da bencilce galiba. Filmlerimi tasarlarken de beni en çok bu mutlu olunma kısmı ilgilendirir. İnsanların gulup, heyecanlanıp, şaşırıp, umutlanıp pek çok duyguyu bir arada yaşayarak salondan doygunluğa ulaşarak çıktıkları filmler yaptım hep.

MOB İLYAN BELLİ OLMADAN DUVARIN RENGİNE KARAR VEREMEZSİN!
Dizi senaryosu da yazd ınız. Gerek dizi gerek film senaryosu yazarken karakterleri oynayacak oyuncuları gorerek mi yazarsınız? Yoksa sadece senaryoyu - hikayeyi yazmaya mı odaklanırsınız?
Mobilyan belli olmadan duvarın rengine karar veremezsin. Elbette daha hiçbir şey ortada yokken bile kafamda inandığım oyuncular oluyor. Üç filmim var uçunde de İsmail Hacıoğlu'na yazdım mesela başrolu.
JEAN CLAUDE VAN DAMME, GER ÇEK HAYATTAKİ ONU YAZMAMI ÇOK ZEKİCE BULDU!
Ama İsmail'e yazdığınız halde 'Uzun Hikaye' filminizde bu kural bozuldu.
Uzun Hikaye'de de Kenan ile baba oğulu oynayacaklardı. Osman Hoca son anda istemedi ve o rolde sevgili Ushan Çakır oldu. Ya da mesela Jean Claude Van Damme Sınav'daki rolu "bu rolu bana yazdığın için bu filmi kabul ettim" demişti. Bana dedi ki "genelde bir rol yazılır, ona uygun kişi aranır ve sonuçlar pek iç açıcı olmayabilir, bu filmde bu rolu direkt bana yazmanı, hem de aslında gerçek hayattaki beni yazmanı çok zekice buldum" demişti. Tasarladığımız isimlerin bir kısmı ile çalışabiliriz, diğer kısmı için de sevgili Harika Uygur gibi işinin ehli cast direktorlerine danışır, onların tecrubesine teslim oluruz.
M ÜCADELE ETMEDEN HEP ŞİKAYET ETMEK ANLAMSIZ!
Senaryolarda genelde ayn ı konuların işlenmesini, farklı konular - yaratıcılıklar yonune gidilmemesinin nedenleri nedir?
Sermaye yapısının garanticiliği. Başka açıklaması yok. Devamlı tutulanı taklit edersen, farklı turlere şans vermezsen boyle olur. Ama meslektaşlarım da pes etmesinler. Duzene çok çabuk teslim olunuyor. Mucadele etmeden hep şikayet etmek de anlamsız. Ayla yaklaşık 5 yılımı aldı. Onca kotu şey yaşadım. Sonuç fena mı oldu?
VAATLER İ KONUSUNDA BENİ DOYURAN HER FİLM BENİ ETKİLER!
Y uzbinlerce insanı etkilediğinizi duşunursek sonuç fena diyemeyiz sanırım. Sizi nasıl bir film senaryosu etkiler? Dolayısıyla en etkilendiğiniz filmler?
Çok fazla turde film seviyorum. Her turu kendi kulvarında değerlendirmek gerek. Ana akım bir filmden bağımsız film nitelikleri beklemeniz anlamsız olur mesela. Ya da slap-stick kaba komediden bir takım felsefi alt metinler beklemek de anlamsız. Yani senaryo, turun gereklerini yerine getirdi mi getirmedi mi ona bakmak gerek. Her filmin bir pazarlanış şekli, sizi sinemaya davet ederken vaat ettiği unsurlar vardır. Aksiyon filmi olarak pazarlanan bir film durağansa yani bu konuda sahtekarsa, beni sinemaya çağırırken vaat ettiği donelerin altını doldurmayıp, bambaşka bir film çıktıysa buna kızarım. Vaatleri konusunda beni doyuran her film beni etkiler, takdirimi kazanır. Kendim film uretirken de buna dikkat ediyorum.
Sanat kadar i şinde iyi olan bazı insanlar da neden hak ettiği değeri goremiyor çoğu zaman?
Rahmetli Barış Manço'ya sağlığında muzik sektorunun buyuk bir bolumu "kotu muzisyen" derdi. Televizyon sektoru Manço'nun programını "izlenmiyor" diye yayından kaldırmıştı. Vefatında Turkiye Cumhuriyetinin en kalabalık cenaze torenlerinden biri gerçekleşti. Oradaydım, hayatımda bir daha da boyle bir kalabalık gormedim. Tum o muzik ve televizyon sektoru o gun "Aaa meğer ne çok seveni varmış yeaa" dediler. Koskoca Barış Manço'ya bunu yapan sana bana ne yapmaz, hele ki daha ben neyim ki bu buyuk isimlerin yanında. İnsanlar boyle maalesef. Bunlara çok takılmamak lazım. Dilerim hepimiz Barış abi gibi guzel anılırız. Önemli olan bu.
S İNEMANIN TEMELİ ÇİZGİ ROMANDIR!
Senaryo yazmak isteyen, senaryo yazarl ığı yapmak isteyenlere ne gibi ışıklar onerirsiniz, bu konuda tunelin ucunu gormeleri için?
Bir insan 17 yaşına geldiğinde 2.000 kadar film izlemediyse senaryo yazarlığını duşunmesi gerçekçi olmaz. Bale gibi, piyano gibi bu meslek de bilinç dışında erken başlayan ve gelişen bir iş. Bir filmi bir defa izlemiş olmak da yetmez. Aynı filmi defalarca izlemek gerekir. Boylece rubik kupu birkaç dakikada bozup yapanlar gibi bir hikayeyi zihninizde kolayca sokup takıp kurgulama yeteneğiniz gelişir. Bunlar eğitimle pekişir ama otomatik reflekslere sahip bir yetenek için bu dediklerim şart. Çizgi roman okumayanlardan da iyi hikaye anlatıcısı pek çıkmaz. Sinemanın temeli çizgi romandır. Bir hikayeyi birkaç yuz karede anlatma tekniğine hakim olursan birkaç bin karede de gayet rahat anlatırsın. Dizi izleyerek de bu olmaz. Sinemanın butun dinamikleri ayrı. Seyirciyi evden çıkıp yol ve bilet bedeli odemesi için harekete geçirecek sinir uçlarını dizi izleyerek deşifre edemezsiniz. Sinemayı da ağırlıklı olarak 15 inc bilgisayardan değil dev perdede sinemada izlemeniz gerekir. Sektorumuzde galalar dışında sinemaya gitmeyen kalabalık bir topluluk var. Seyircilerle binlerce kez aynı salonlarda bulunmamış, onların film sırasında, film arasında, film çıkışında tepkilerini gozlemlememiş insan nasıl sinema yapabilir ki! Sinemacılık sinemada olmayı gerektirir. Genç kardeşlerimiz sinemacılar mı, değiller mi bu soylediklerim konusunda kendilerine durust cevapları verirlerse onlar için son derece faydalı olur.
B İR FİLM VE HER FİLMİM 3-5 MİLYON İZLENSİN DİYE FİLM YAPILMAZ!
Bundan sonra yapmak istedikleriniz aras ında neler var
5 yıldır bayram mesajlarıma bile geri donmeyen insanlar, Ayla'nın ilk hafta sonu gişesi açıklanınca beni aramaya başladılar. Dunya boyle. Sakin karşılıyorum. Hepsine nezaketle geri donuyorum. Bu ilgi bir iki ay surer. Sonra geçer. Geriye gerçek dostlar, niyeti ciddi olanlar ve beni yeni tanımaktan samimiyetle mutluluk duyanlar kalır. Onlarla da kah çekmecemdeki işleri hayata geçirmeye devam ederiz, kah onların fikirlerine kalemimle katkı sağlamaya gayret ederim. Sıradaki filmin kaç milyon yapacak gibi yaklaşanlar var. Bunlar çok tehlikeli kafalar. Mesafeliyim. Her filmim 3-5 milyon izlensin diye film yapılmaz. Soylediğim gibi, o hikayenin anlatma zamanının geldiğine inanmam çok onemli. Şu an bu anlamda sıradaki filmim gozuyle bakıp 6 aydır çalıştığım bir projem var. Ayla ve Sınav gibi yaratıcı yapımcılığını ve yazarlığını ustleniyorum. Onu açıklayacağız birkaç haftaya kadar. Sağlığım, omrum el verdiği surece de sinema yapmaya, niyeti eli yuzu duzgun filmler yapmak olan insanlarla dirsek temasımı surdurmeye devam.

Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.