Özet (TL;DR) @ 2017-11-27T06:21:00.000Z: 'İşimi geri istiyorum' eylemini açlık grevine dönüştürüp 264 gündür greve devam eden tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun 'engelleme çabalarına rağmen' halkın…
Darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanustu hal (OHAL) kapsamında çıkarılan kanun hukmunde kararnameler (KHK) ile akademisyenlik gorevinden ihraç edilen Gulmen, hastane hucresinden Cumhuriyet'ten Şeyma Paşayiğit'in sorularına yazılı olarak yanıt verdi.
' KÜÇÜK BİR ŞEY ANLATACAĞIM'
Gulmen'in açıklamaları şoyle:
Eyleminiz bir y ılı doldurdu. Bu bir yıl hakkında neler duşunuyorsunuz? Bu sureçte yaşadığınız zorluklar neler?
Direnişle geçen bir yıl. 260 gunu aşan açlık grevimiz. 6 ayı aşan tutukluluk. Hapishane ve hastaneler. Bu bir yıl hakkında sayfalar, kitaplar dolusu konuşabilirim. Ama ben kuçuk bir şey anlatacağım. Geçen yıl doğum gunum direnişimin 16. gunune denk gelmişti. Pek çoğunluğuyla yeni tanıştığım arkadaşlarımla gozaltı sonrası yemek yiyorduk. Bu vesileyle doğum gunum olduğu oğrenilmişti yemekte. Hemen kuçuk bir organizasyon yapmışlar. Yemekten sonra pasta geldi. Kuçuk bir kutlama yaptık. Çok anlamlıydı benim için. Mumları Semih'le birlikte uflemiştik, direnişçiler olarak. Aradan tam bir yıl geçti. Açlığımız 260 gunu geride bıraktı. Ben hala tutsağım. Bir hastane hucresindeyim. Bu yılki hediyem Yuksel'de orgutlendi ve hayata geçirildi. Yuksel direnişçileri 'doğum gunum şerefine' barikatları yıktılar. Anıtın onunde ilk kez Semih'le birlikte kazandığımız o alanda, yuzumuzde kocaman gulumsemelerle oturma eylemi yaptığımız anıtın onunde, oturma eylemi yaptılar. Yuksel'e karakol kurmuşlar, neyime! Yuksel direnişçileri polisin gozunun onunde barikatları yerle bir etmişler, işte doğum gunu hediyem bu. Sadece benim hediyem değil aslında bakarsanız. Direnişin kurduğu barikatın bu tarafında olan, kuçuk buyuk barikatı guçlendiren adımlar atan herkese, direnişe inanan herkese verilmiş bir hediye. Yuksel'in ruhu bu: İrade, curet, vefa, bağlılık, yoldaşlık, kolektivizim… Bana oyle hediye veriyorlar ki, binlerce insanla paylaşıyorum hediyemi, doğallığında. Çok guzel bir şey bu.
' DAVA DOSYAMIZ ÇÖP'
Dava dosyan ızda tutuklu yargılanmanıza yeterli iddia olduğu duşunuyor musunuz?
Son olarak Ali İsmail Korkmaz için yaptığınız basın açıklamasından da hakkınızda dava açıldı. Yargılanma sureci hakkında ne duşunuyorsunuz? Dava dosyamız bir çop. Ama bizimki gibi siyasi davalarda yeterli kanıt, iddia vs… Bunlar belirleyici olmaz. Siyasi kararlarla, talimatla yurur işler. Bence artık boyle sorular çok naif kalıyor. Bir tweet atıyorsunuz ve tutuklanıyorsunuz. Boyle bir ulkede yaşıyoruz. Daha yeni deneyimledik. Oğuz Guven omru 52 saniye olan bir tweet'ten dolayı orgut propagandası yaptığı gerekçesiyle ceza aldı. Bizim dosyada --henuz ben ve Acun (Karadağ) savunma yapmamışken- savcı mutalaa verdi. Üçumuz aynı eylemin parçasıyız. Yani aynı şeyleri yapmışız, dovizlerimiz, pankartlarımız vs… Her şey aynı. Ama uçumuze farklı cezalar verilmesini istiyor savcı. Acun'a beraat istiyor. Biz açlık grevi yaptığımız için orgut talimatıyla hareket ediyormuşuz. Ben daha da çok orgut talimatıyla hareket ettiğim için uyelikle cezalandırılmam isteniyor. Semih'in ise bir çeşit yardım-yataklıkla cezalandırılması isteniyor. Hakkımızda delil yaratmak için oyle uğraştılar ki, 3. duruşmada hakkımda ifade veren bir tanık getirdiler. Ben duruşmada yoktum. Avukatlarımız tanığın beyanlarına guvenilmeyeceğini o duruşmada kanıtladılar. Tanığın ifadeleri çoktu. 4. duruşmada başka bir tanık getirdiler. Savcı bu tanığı, benim avukatlarımın tanık hakkındaki beyanlarını dinleme, duruşmada tanığın ifadelerinin çurutulme ihtimalini goz onunde bulundurma zahmetine hiç girmeden, cebinden çıkardığı mutalaayı okudu. Bizim soylediklerimizin, soyleyeceklerimizin bir onemi yok. Kararı duruşmaya gelmeden vermiş, mutalaasını yazmış gelmiş. Sen kendini anlat dur. Mutalaa cepte! Daha savunma yapmadım ben, bu neyin mutalaası. Usul kuralları filan savcının umurunda değil. Yargılamayı bir an once bitirmek istiyor. Cezalar verilsin, bu iş bitsin!
' 4 YIL ÖNCEKİ EYLEMLE BUGÜN DAVA AÇILMASININ ANLAMI NE OLABİLİR?'
Ali İsmail için yaptığım bir basın açıklamasından dava açılmadı aslında. İçinde Ali İsmail için yapılan Adalet Nobeti, Adalet Yuruyuşu, Ali İsmail davasını takip etmek gibi pek çok eylemin olduğu Gezi surecinde katıldığım eylemlerden oluşmuş bir dosya. Berkin Elvan eylemi, ODTÜ'den yol geçirilmesinin protesto edilmesi gibi çok çeşitli eylemler var. İktidarın açlık grevini, direnişi bitirmek için yaptığı saldırıların bir parçası. Yoksa bundan 4 yıl once yapılmış bir eylemle ilgili bugun dava açılmasının anlamı ne olabilir?
' SAVUNMAM ENGELLENDİ'
Savunman ızı yapmak uzere mahkemeye goturulmediniz. Hakim karşısına çıkma imkanınız olsaydı nasıl bir savunma yapacaktınız?
Yargılayan, aktif bir savunma hazırlamıştım ilk duruşmadan once. Neden tutuklandık, neden ihraç edildik, neden direniyoruz, neden açlık grevindeyiz. Bu iktidarın eğitim politikaları, emperyalizmin dunyada yarattığı yıkım gibi konuları ele aldığım kapsamlı bir savunmaydı. Kayboldu ben oradan oraya goturulunce. Şu an elimde değil.
' AİHM'İN MÜDAHALESİ OLMASA…'
Ge çen sureçte hastane koşulları ve sağlık durumunuz nasıl? Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, bilincinizi yitirmeniz durumunda zorla mudahale edilebileceğini soyledi. Bu konu hakkında ne duşunuyorsunuz?
Şu anda Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin mahkum koğuşu diye tabir edilen bolumunde tutuluyorum. Buradan once 13 gun, 3. derece yoğun bakım hastalarının tutulduğu yoğun bakım unitesinde refakatçisiz tutuldum. AİHM'nin mudahalesi olmasa burada da refakatçisiz tutulacaktım. Açlık grevinin 220. gunlerinde hayati tehlikesi olduğu gerekçesiyle hastaneye getirdikleri birinin refakatçiye ihtiyaç duymayacağını iddia edecek kadar benim iyiliğimi duşunen bir iradeyle karşı karşıyayız.
' HÜCREME TEMİZ HAVA GİRMİYOR'
Mahkum koğuşundaki hucreler 3'er kişilik. Ben kardeşimle kalıyorum hucrede. Burası binanın bodrum katında. Hucrelerde taze ve temiz havaya ulaşmanız mumkun değil. Sandalyeye çıkılıp iki cm aralanan, 2 parmaklıkla donatılmış pencereden gelen hava, hucreyi havalandırmak için elbette yetersiz. Son derece gurultulu çalışan havayı açtırabilirsiniz. Eğer çalışıyorsa! Bizim hucrede o çalışmıyor. Yani hucreyi bırakın taze ve temiz havayla, havalandırma yoluyla bile havalandıramıyoruz. Tepemizde gece gunduz ışık yanıyor. Işıkların kontrolu dışarıdan yapılıyor. Dolayısıyla gece de ışık altında uyumaya zorlanıyoruz. Bu yuzden gece uykum çok kotu. Dinlenemiyorum. Bu yuzden de hızla kilo kaybediyorum. Buradaki hucrelerin sadece ikisi gun ışığı goruyor. Ben bir ay boyunca gun ışığı gormeyen bir hucrede tutuldum. Sonra doğal ışık goren hucrelerden biri boşaldı ve oraya geçirildim. İki demir parmaklık arasından sadece gece ve gunduzu ayırt edebileceğiniz derecede gun ışığıyla muhatap olabildiğiniz bir hucreden bahsediyorum. Gun ışığı goruyor deyince aklınıza içeriyi guneşle dolduran pencereler gelmesin.
' GİZLİLİK KOŞULLARI SAĞLANMIYOR'
Avukatlarımızla bir koridorda, yanımızdan surekli gardiyan ve sağlıkçılar geçerken sınırlı surede goruşebiliyorum. Ben sedyeyle çıkıyorum avukat goruşune. Not alamıyorum. Gizlilik koşulları sağlanmıyor. Koridorun başındaki kameradan izlenebiliyoruz. Yani avukat hakkımı sınırlı ve uygunsuz koşullarda kullanabiliyorum.
' AİLE GÖRÜŞÜ KÖTÜ KOŞULLARDA YAPILIYOR'
Aile goruşu ise daha kotu koşullarda yapılıyor. Koridora da alınmıyor. Demir parmaklıklı bir kapının ardından 15-20 dakika goruşebiliyoruz. Ben yine sedyede oturuyorum. Sedye kapıya yanaşmıyor. Sadece bir kişiyle goruşebiliyorum. Annemle ya da babamla. Goruş yapmak isteyen bir kişi avukat ya da aile ferdi once savcıya gidip izin alıyor. Sonra hastaneye gelip başhekimden onay alıyor. Bu prosedur her goruşte tekrar tekrar uygulanmak zorunda. Goruşe gelen kişi gununu bana ayırmak zorunda kalıyor. Kıyafetlerimi yıkatmak için hapishaneye gondermem, oradan ailemin teslim alması gerekiyor. Yıkayıp tekrar hapishaneye ve oradan da buraya gonderiyorlar. Gazetelerim gunluk olarak gelmiyor. İki uç gunde bir birikmiş gazeteleri okumak zorunda kalıyorum. Daha çok şey sayabilirim ama bu kadarı yeterli olsun.
' DİRENİŞE SARILINCA SORUNLARIMIZ TALİ KALIYOR'
Sağlığım: 260 gunu aşan açlığa bağlı sıkıntılarım oluyor elbette. Hızlı kilo kaybı, dinlenememe, gece uyuyamama. Çoğu koşullara bağlı sıkıntılar aslında. Tahliye olduğumda daha iyi olacağımı duşunuyorum. Ama her durumda esas direniş. Biz direnişe sarılınca sağlık sorunlarımız da tali kalıyor.
' ZORLA MÜDAHALE CİNAYETTİR'
Zorla mudahale cinayettir. Buradaki doktorlar açık açık soyluyor, 'Bilinciniz kapandığında size mudahalede bulunacağız' diyorlar. Her gun bir doktor heyeti, mudahale etmeleri gereken koşuların oluşup oluşmadığını anlamak için beni ziyaret ediyorlar. Mudahale, muayene ya da tetkik yaptırmak isteyip istemediğimizi soruyorlar. İlk gunlerde yaptıklarının ne anlama geldiğini onlara anlattım.
' DOKTORLAR ISRARLA HASTA-HEKİM İLİŞKİMİZ VARMIŞ GİBİ DAVRANIYOR'
Sağlık Bakanlığı onların mudahale etme sozune guvenerek boyle konuşabiliyor. Devlet bu soze guvenerek bizi 'işe iade etme' dışında bir alternatifi duşunebiliyor. Oysa bu hekimler, 'biz mudahalede bulunamayız, Nuriye Hanım ile aramızda bir hasta-hekim ilişkisi yok. Kendisi bizi hekim olarak kabul etmiyor. Bu koşullarda ona hekimliğimizi dayatmak tıp etiğine aykırı olur. Biz bu gorevden feragat ediyoruz' diyerek gerekeni yapsalar, devlet zorla mudahale ihtimalini gundeminden çıkarmak zorunda kalır. Ama bu hekimler ısrarla aramızda bir hasta-hekim ilişkisi kurulmuş gibi davranıyorlar. Devletin maşası oluyorlar. Benim beyanım bu konuda çok net. Bilincim kapandığında mudahale edilmesini istemiyorum. Mudahale eden doktorlar suç işlemiş olacak.
' KAZANIM OLMADAN AÇLIK GREVİNİ BIRAKMAM'
A çlık grevini hangi koşullarda bırakırsınız?
Somut bir kazanım olmadan açlık grevini bırakmam mumkun değil. 260 gunluk açlık grevinin bir sonucu, bunca saldırıya direnmenin bir sonucu olmalı. Talebimiz açık ve sade: İşimizi geri istiyoruz.
' DOSTLARI, YÜKSEL'İ, GÜNEŞİ, RÜZGÂRI ÖZLEDİM'
D ışarı çıktığınızda ilk ne yapmayı duşunuyorsunuz? Neleri ozlediniz?
Dostlara sarılmak, onlarla kucaklaşmak, hasret gidermek. İnsanlarımızla, halkımızla beraber olmak tek dileğim. Bir de Yuksel'i gormek isterim. Anıtı. Yuksel'in karakol kurulmuş halini hayal edemiyorum. Anıtımızla hasret gidermek isterim. Bir de akşam işportasında Yuksel'de olmak, kitapçı tezgahlarını dolaşmak… İnsanları, memleketim Kutahya'yı, dostlarla beraber olmayı, doğa yuruyuşu yapmayı, doğada olmayı ozledim. Guneşi, havayı, açık havada olmayı, ruzgarı, ruzgarın insanın yuzunu yalayıp geçmesini, bir şehri tepeden gormeyi. Anneme, babama, Semih'e, Esra'ya açlığımızı paylaşan Mehmet Guvel'e ve Feridun Osmanağaoğlu'na kavuşmak ve onlarla kucaklaşmak, hasret gidermek.
' SOYLU'NUN ÇIKARDIĞI KİTAP ACİZİYET GÖSTERGESİ'
İ çişleri Bakanlığı'nın çıkardığı kitapçık, İçişleri Bakanı Suleyman Soylu'nun 'terorist' nitelemeleri ve 'teror orgutu uyeliği' iddialarına ne yanıt verirsiniz?
Soylu'nun çıkardığı kitapçığı gorme fırsatım olmadı. Ama ozu itibarıyla yasadışı orgut uyesi olduğumuzu kanıtlamaya donuk bir kitapçık olduğunu biliyorum. Bir acziyet gostergesi. Devletin 'işimi istiyorum' talepli eylemimiz karşısındaki çaresizliği de denebilir.
' ACEMİCE YALANLAR…'
Genel olarak Soylu, insanların bizi sahiplenmesini engellemeye çalışıyor. "Bakın bu insanlar sandığınız gibi masum insanlar değiller. Onları sahiplenmeyin" diyor. Bunu çeşitli yol ve yontemlerle defalarca soyledi. Bizi sahiplenen insanları, avukatlarımızı tutuklatmak, adımızı soylemeyi yasaklamak da yontemlere dahil. Başlangıçta 'acemice' yalanlar soyluyordu ecdad'ları gibi. "Sabah geliyorlar, akşam evlerinde gidip yiyorlar" dedi. İncelen bedenlerimiz yalanlarını teşhir edince 'terorist' demagojilerine sarıldı iyiden iyiye. En sonunda baş edemeyince kitapçık çıkardı. Turkiye tarihinde bir ilke imza attı.
(C) AA/ Özge Elif Kızıl
' İNSANLAR EKMEĞİMİZ İÇİN MÜCADELE ETTİĞİMİZE ŞAHİTLİK ETTİ'
Soylu'nun çırpınışları fayda etmedi, çunku bizim halkla guçlu bir bağımız var. Aylardır insanlar orada ekmeğimiz ve onurumuz için mucadele ettiğimize şahitlik etti. --7 derecede biz imza topladık Yuksel Caddesi'nde. Her gun oradaydık. Kar, kış, fırtına var demedik. Ayaklarımız buz kesti ama yine de bildiri dağıttık, şarkılar soyledik. Binlerce insana ulaştık. Gozlerine baktık, elimizden tuttular. Gozumuzdeki ışığı gorduler. Bir de halkımız ekmeksiz bırakılmanın ne demek olduğunu bilir. Bildi de. Ekmeğine sahip çıkan bizleri bağrına bastı. Soylu istediği kadar konuşsun! Biz bu halkın evladıyız, onun gibi AKP'nin halka duşman politikalarının uygulayıcısı değiliz.
' TARİHTE EZİLENLERİN TALEBİ MASUM GÖRÜLMEDİ'
Şunu da bilmek lazım. Tarihin hiçbir doneminde ezilenlerin talepleri meşru, masum gorulmemiştir. Tarihin hangi doneminde hak talep etmek masum goruldu de AKP iktidarı tarafından gorulsun. Bugun herkesin temel bir hak olarak gorduğu kadınların oy verme hakkı, Amerika'da ve İngiltere'de uzun mucadeleyle kazanılmıştı. İngiltere'de bir kadın yaşamını feda etmişti, elindeki pankartla at yarışları esnasında kendisini kralın atının onune atmıştı. Pankartta kadınlara oy hakkı talebi vardı. Muktedirler bu talebi hiç de masum gormemiş, kadınlara her turlu bedeli odetmişlerdi.
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.