Özet (TL;DR) @ 2017-11-26 09:32:59.841662: Sosyal antropolog ve yazar Prof. Dr. Tayfun Atay’ın yeni kitabı ‘Görünüyorum O Halde Varım/Meşhuriyet Çağı’nda Kültür ve İnsan’, gidişatımızın en net fotoğrafını çekiyor. Meşhurluğun neredeyse…
◊ Kitab ınızın adı, 'Gorunuyorum O Halde Varım/Meşhuriyet Çağı'nda Kultur ve İnsan'. Hepimiz meşhur mu olmak istiyoruz?
- Gorsel kultur hayata hakim olunca gorunmek, gorunur olmak one çıktı. İnsanlar kendini var etme yolunu tanınır, bilinir olmakta bulmaya başladı. Çunku kitle kulturu, insanı kalabalıklarda yalnızlığa maruz bıraktı.
◊ Nas ıl bir yalnızlık bu?
- İletişim araçları sayesinde gorunur, tanınır olmak artık herkes için
mumkun. Uzaklara ulaşan ama yakınlarını goremeyen bir insanlık hali çıktı
ortaya. Herkes Facebook'ta, Instagram'da, Twitter'da ama aslında hayatınızda
kimse yok. Kuzenlerim beni sosyal medyada takip ediyor ama birbirimize
"Nasılsın, iyi misin?" diye sorduğumuz yok. Hareketli, harıl harıl bir
kalabalık içinde durgun bir yalnızlığa mahkumuz. Bu yalnızlık duygusundan
kaçmak için surekli goz onunde olmak istiyoruz.

G orunurluk kaçınılmaz
◊ Şoyle yazmışsınız: "İster psikolog, ister ilahiyatçı, sosyolog, deprem
uzmanı, tıp doktoru... Meşhur olamıyorsanız, eksiklik hissetmeniz kaçınılmaz
gibi."
- Eskiden iyi bir doktorsan, bu yeterliydi, varoluş tatmini veriyordu. Bugun
yetmiyor. Şu oturduğumuz pub'da bile her yer ekran dolu. Bunun getirdiği
psikolojik bir sonuç var. Bu, ekrana endeksli bir hayattır. Gorunur olmak -ben
ona 'meşhurluk' diyorum- butun meslek grupları için kaçınılmaz oluyor. Marmara
Depremi'nde hayatımızın en buyuk acısını yaşadık. Deprem uzmanları şohret
oldular. Yetmedi, en seksi erkek seçildiler. Televizyonlarda sadece bir uzman
psikolog gorunuyorsa, diğerleri gorunememenin bahtsızlığına ve ıstırabına
gomuluyor. Ekranda gorunmenin buyusune kapılmak, insanların ilgisini çekmek...
Bu hazdan uzak kalmak artık 'var olamadığı' kaygısı yaratıyor.
◊ Akademisyenleri, gazetecileri anlamak biraz daha kolay. Ama siz her
meslek grubundan s oz ediyorsunuz. Amasya'daki esnaf da aynı şeyleri yaşıyor
mu? O nasıl bir baskı hissediyor?
- "Ekrandakileri kıskanıyorum, ben de gorunmek istiyorum" diyen o kadar çok
insan var ki. Selfie çekiyor, Facebook'a koyuyor; o da yetmiyor, video
koyuyor. Televizyon programlarına başvuran on binlerce insan var.
"'Survivor'a katılabilsem,
'Yetenek Sizsiniz'de gorunebilsem... Bir programda gorunebilirsem yırtmam
mumkun" diye bakıyor. Hayalleri bu, rol modelleri de Acun
Ilıcalı. Neyin temsilcisi?
Gorunmenin temsilcisi.

_ Pop art dehas ı Andy Warhol'un "Bir gun herkes 15 dakikalığına şohret
olacak" sozu, tam da konumuza denk duşuyor. Onun Marilyn Monroe fotoğrafıyla
yarattığı ikonik uslubunu Tayfun Hoca'ya uyarladık._
Seyir, d uşunceyi beslemez
◊ Kitapta Nurdan G urbilek'ten 'vitrinde yaşamak' kavramını odunç
almışsınız.
- 'Meşhuriyet çağı' olarak tanımladığım halin 'mujdesini' en erken veren
isimlerden biri o. 1980'lerde Hulya Avşar'ların, İbrahim Tatlıses'lerin koyden
goç etmiş insanın şehre hakimiyetinin kulturel temsilleri olarak karşımıza
çıktığı donemi yazmıştı. 1990'larda ozel televizyonlarla kultur endustrisinin,
2000'lerde şov ve eğlence endustrisinin etkisiyle 'vitrinde yaşamak' kulturel
norm oldu. Herkes vitrinde yaşar, yaşamak ister oldu. Buna "Gorunuyorum, o
halde varım" diyorum.
◊ 'Duşunmuyorum' ama 'gorunuyorum'...
- "Duşunuyorum oyleyse varım" diyen Descartes bir yazılı kultur çocuğuydu.
Duşuncenin yazılı kulturle bağı çok daha guçludur. Seyir duşunceyi beslemez,
içinden duşunce çıkmaz. Surekli akıp giden, art arda karşına çıkan imajlar
seni ekran karşısında pasif bir izleyici yapar.
◊ İnsanların zihinlerini bile etkiliyor yani...
- 20 yıl onceki oğrencimin yazıyla, kitapla kurduğu ilişki çok farklıydı.
Anlattıklarımı alımlaması, tepki vermesi, soru sorması çok daha yoğundu,
etkindi.
◊ Şimdi nasıllar?
- Çocuklarımız surekli seyre maruz kalıyor. Bir oğretim uyesi arkadaşım
anlattı. "Hitler" dediğinde "Çoğul bir şeyden mi bahsediyorsunuz?" demiş bir
oğrencisi. Hitler kim bilmiyor... Benzer şeyleri ben de yaşıyorum. Elbette
gorsel kulture karşı olamayız. Teknoloji bizi bu noktaya getirdi istesek de
istemesek de. Soyleşi bittikten sonra sen de ben de Juventus-Barcelona maçını
seyredeceğiz guzel guzel. Ama bunun sorunsuz bir durum olmadığını da akılda
tutmalıyız. Derdim bu.

_ Atay, "Hulya Koçyiğit, Turkan Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik'in nasıl
guzel yaşlandığına şahit olduk" diyor._
Acun Il ıcalı, bizim 'meşhuriyet çağı'mızın gerçekleşmiş ruyasıdır
◊ Y ıllarca televizyon yazıları, dizileri yazdınız. O sektorde nasıl
gidişat?
- "Başrolde botoks var" diyorum. Bir gençlik dizisinde karşıma liseli olarak
çıkan oyuncuyu, bir sonraki dizide anne olarak goruyorum. O gencecik, guzeller
guzeli genç kadınların yuzlerinde bir olgunluk gozlemliyorum. Bir oyuncu
menajeri anlattı: "Ekranı çok guçlu bir ışığın altında yuzle doldurma ihtiyacı
var. Toplum bu sunumu seviyor. Ama bu açı, yuzdeki çizgileri çok net gosterip
yaşlı bir goruntuye sebep oluyor. 20-25 yaşındaki oyuncunun bile botoksa
ihtiyacı oluyor."
◊ Ya şlanmak bir fobiye donuştu...
- Gorsel kulturun hayata hakim olduğu bir dunyada yaşlanmak, 'yaşarken olmek'
anlamına geliyor. Özellikle, gorunmeyi kendisine ekmek kapısı seçmiş insanlar
için.
◊ Ne g uzel yazmışsınız: "Sinemamızın ikonaları, dort yapraklı yoncası
Hulya Koçyiğit, Turkan Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik'i 10'lu yaşlarının
sonlarından 50'li yaşlarına kadar izledik. Onların nasıl guzel yaşlandığına
şahit olduk" diye...
- Ben Turkan Şoray'ın yaşlandığını gordum. Fatma Girik'in yuzundeki
kırışıklıkları biliyorum. Çok guzel yaşlandılar ve kendilerini operasyonlara
çok maruz bırakmadılar. Ama artık botoks ve ameliyat yaşı 20'lere hatta lise
çağına indi.

_ G orunurluk toplumunda Hulya Avşar gibi kalıcılık sağlayamayanlar için
yıkım çok buyuk oluyor._
Bir H ulya çıkar bin Hulya kalır!
◊ G uzel, yakışıklı birçok oyuncu onca botoks, ameliyat sonunda kendisini
çirkinleştiriyor aslında. Tuhaf bir hal alıyorlar. Goremiyorlar mı bunu?
- Evet, goremiyorlar. Çunku bir endustri ve standartları var. 'Bu burun
buyuk, bu meme kuçuk, bu yanaklar sarkıyor!' diyor.
◊ K otu, yapay gorunsun ama o standarda uysun...
- Çocuk daha o yaşta kendisini buna adıyor. Dustin Hoffman'ın kocaman bir
burnu vardı ve "En beğendiğim yerim burnum" derdi. O, ona bir karakter olarak
renk katıyordu.
◊ Me şhuriyet dunyasının inişi çok acımasız oluyor. Kitabınızda buna ornek
olarak Vatan Şaşmaz cinayetini vermişsiniz. Cinayeti işleyen, eski unlu bir
model, Filiz Aker... Hem şohretini, hem gençliğini kaybetmiş bir isim...
- Ne diyeyim, ne soyleyeyim... Hulya Avşar'la aynı yaşta. Aynı donemde
yarışmalara katılmış, seçilmiş, çok guzel bir kadın. 80'li yıllarda idealleri,
yukselme hedefi var. Hiçbiri gerçekleşmiyor. Şohret elinden kaçıp gidiyor. Bir
Hulya çıkar, bin Hulya kalır! Boyle bir durumda yıkım çok buyuk oluyor.
Yeğenine "Öyle bir şey yapacağım ki herkes beni konuşacak" diyor. Yaptığı şey,
bir otel odasında Vatan Şaşmaz'ı oldurmek oluyor...

◊ Şohretin altın vuruşu...
- Evet... Ölumun bile şova donuştuğu; acıların, intiharın bile endustrinin,
işleyişin surmesine katkıda bulunduğu bir durum. Filiz Aker, 80'li yıllarda
Hulya Avşar gibi adı herkes tarafından bilinen, konuşulan bir figurdu. 2017
yılında adını hatırlamıyorduk. Ama bundan sonra Filiz Aker adını hiç
unutmayacaksın. Şohreti bu şekilde yakaladı. Ölumuyle!
◊ Bir de unluler, yani 'başaranlar' var. Mesleğimiz gereği birçoğunu
goruyoruz, tanıyoruz. Onların da omuzlarında ağır bir yuk var gibi
gorunuyor.
- Bu çok onemli bir nokta: 'Meşhuriyet çağı'nda sen şohrete sahip olamazsın,
şohret sana sahip! Senin sozunu ettiğin ağır yuk, stres, baskı budur. O şohret
her an gidebilir kaygısıyla bulundukları yeri yeniden uretmek için devamlı bir
çaba içindeler. Dikkat et, 'Survivor'da 'Ünluler' ve 'Gonulluler' takımları
var. O unlulerin hiçbiri 'yururlukte unlu' değil şu anda. Ya unutulmak uzere
unlu ya da çoktan unutulmuş olan unlu. Bunu Acun'la tartıştık, ben
"'Survivor', duşmuş unluler için bir rehabilitasyon yeridir" demiştim.

_ " Acun bir rol model. Hem kadınların, hem erkeklerin en çok olmak
istedikleri figur."_
İ nsanlar onu rol model alıyor çunku...
◊ Acun Il ıcalı'ya geniş yer ayırmışsınız kitapta.
- Tabii, çunku Acun bizim 'meşhuriyet çağı'mızın gerçekleşmiş ruyasıdır.
Aynen 'Amerikan ruyası' gibi. Bireyselleşmenin yuceltildiği, herkesin bireysel
kapasitesiyle yukselebileceği, sınıf atlayabileceği fikri...
◊ Acun da 'Turkiye ruyası' mı?
- Acun bir rol model. Hem kadınların, hem erkeklerin son donemde en çok olmak
istedikleri figur. 'Celebrity guven endeksi'nde 1 numara. Ne cumhurbaşkanı, ne
başbakan; bu donemde insanlar sunucu olarak başlayıp medya patronluğuna çok
kısa surede ulaşan birini rol model alıyor.
◊ İktidarla da arası iyi olan biri. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Populer kultur zaten ortalamayı temsil eder ve esas olarak muhafazakardır.
Ortalamanın arzularını ifade ederken radikal, protest, reddiyeci bir çerçevede
olamaz. İktidar sahipleriyle iyi geçinmek kaçınılmazdır.
◊ Anayasa Referandumu 'ndan once Arda Turan, Rıdvan Dilmen gibi isimler ona
sosyal medyada iktidara destek çağrısında bulunmuştu. Acun ise onları
kontrpiyede bırakıp sessiz kaldı. Bunu nasıl izlediniz?
- Doğru hareket etti. Sonuçta Acun sekuler (laik) bir figur. Populer kultur
muhafazakardır ama bunu mutaassıplıkla karıştırmayalım. Taassubu yoktur.
Taassup populer kulturde kendine yer bulmaz, onu kimse seyretmez. Kurulu
duzeni 'kor parmağım gozune' doğrudan, çok fazla yucelten, olumlayan
içerikleri de sevmez populer kultur. Acun Ilıcalı'nın çalıştığı insanların
onemli kısmı, bu iktidarın temsil ettiği dindar-muhafazakar pozisyonun dışında
kalan insanlar.
◊ San ılanın aksine Acun Ilıcalı, Turkiye'de laik bir unsur yani...
- 'Yetenek Sizsiniz'de caz ya da rock soyleyen kadın yarışmacılar var.
Anneleri tesetturlu... Bu, Turkiye'nin nasıl bir kulturel melezleşme içinde
olduğunu gosteriyor. İktidar bu melezleşmeyi, kutuplaşmaya donuk olarak one
çıkardı yıllardır. Referandumda sonuç 50-50 çıktı. Acun'un burada iktidardan
yana tavır koyması, kitlesel kabulunu ve tum Turkiye'ye donuk temsiliyetini
bir rol model olarak sekteye uğratırdı. Dolayısıyla uzak kaldı. Kendisi bir
telefon goruşmesinde, siyasi olarak değil ama bir insan olarak o donem
başbakan olan Erdoğan'ı sevdiğini soylemişti. İşte bu kadar, yani siyasi değil
'insani' sempati. Çunku biliyor ki Turkiye'nin sekuler toplumu 'Survivor'ı
doya doya ve kana kana izliyor. Doğrudan iktidardan yana gorunmek istemedi.

_ Tayfun Atay, Cumhuriyet gazetesinde k oşe yazılarını surduruyor.
(Fotoğraf: Levent Kulu / Mekan: North Shield Kurtkoy)_
Muhafazak arlıkta, dindarlıkta, İslamileşmede deniz bitti
◊ Sizin esas çalışma alanınız din... Bu ulkede Batı'yı aratmayan bir
gorsel kitle kulturu, medya var ama bir tarafta da çok kuvvetli bir din damarı
mevcut. İzmirli bir genç kızla İç Anadolu'daki muhafazakar bir genç, bu
dunyayı aynı şekilde mi hissediyor?
- Elbette farklı kulturel tercihler, ayrışma var ama bu bizi çok kotumser
olmaya goturmesin. Medya için çok pozitif bir şey soyleyeceğim: Hepimizi
buluşturuyor, ortak payda oluşturuyor. Konya'daki mutaassıp insanı ekranın
cezbesine sokuyor.
◊ Ne demek cezbe?
- Tasavvufta Allah aşkıyla kendinden geçme haline 'cezbeye gelme' denir.
Ekranın adeta dinsel bir dinamiği olduğunu anlatmaya çalışıyorum boyle
diyerek. Yani artık 'afyon' gorsel medya ve dindar-muhafazakar kesim de
sekulerleşme surecinin parçası. Sultanahmet'teki ramazan programlarına bak;
ezan okunuyor, insanlar ellerinde cep telefonu, kameraya el sallıyorlar.
◊ T um komşu ulkelerde, İran'da bile herkes uydudan Turk 'Survivor'ını
izliyor. Turk dizileri Amerikan dizilerinden sonra dunyada iki numara oldu.
Turkiye, Facebook kullanımında dunya dorduncusu. Gorsel kulture uyum had
safhada. Bunu neye bağlıyorsunuz?
- Laiklik... Gundelik hayatı dinin belirleyiciliğinden çıkarma arzusu... Ama
hiçbir zaman dini yok etme, reddetme anlamında değil. Birtakım meczupların
vurguladığı gibi Cumhuriyet, dini yok etmek istemedi, ulusallaştırmak istedi.
Bir 'Turkiye İslamı' var etmek istedi. Hayatı sekulerleştirdi,
dunyevileştirdi. Araplar neden Turk dizilerini sevdiler?
◊ Neden?
- Kadının ozgur olduğu sekuler bir iklim var. Acun'un programlarında
'İslam'ın sekuler bir formu da olabilirmiş' diye gorerek, 'Keşke biz de boyle
olsak' diye izliyorlar. Turkiye ne yaptı? Diziler, programlar uzerinden, bu
ulkelere sekuler İslam'ı tanıtırken, kendisi oralardan Selefi İslam'ı ithal
etti.
Demokratik tavr ı hayata geçirme imkanı var
◊ Cumhurba şkanı Erdoğan'ın Ataturk çıkışına bazı İslami çevrelerden tepki
geldi. Siz bu dunyayı, tarikatları yıllarca çalışmış birisiniz. AK Parti'yi
yeterince sert bulmayan ve bir gun ona meydan okuyabilecek Selefi İslam'ı
destekleyen bir dip dalgası var mı Turkiye'de? Laik kesim gun gelir de
Erdoğan'ı mumla arar mı?
- Erdoğan, Necmettin Erbakan'dan farklı olarak, dinin içinden gelen ve dini
İsmailağa Cemaati'nin başındaki Mahmut Hoca kadar, hatta kitabi anlamda o ya
da bu tarikatın, cemaatin başında olanlardan iyi bilen bir figur. Diğer
tarikatların, şeyhlerin, Cubbeli Ahmet Hoca'nın, Adnan Hoca'nın ona rekabet
oluşturacak yetkinliği yok. Boyle bir yetkinliği olduğunu duşunebileceğimiz
figur kimdi? Fetullah Gulen. Ne oldu sonuç? Yıkım, çokuş, mağlubiyet.
◊ Bu nas ıl etkiledi diğer cemaat ve tarikatları?
- "Bunlar bu kadar guçluydu ama çokertti, bize ne yapmaz" diyorlar. Tayyip
Erdoğan, devlete de İslami bilgiye de hakim. Erbakan, İskenderpaşa Cemaati'nin
başındaki Mehmet Zahid Kotku'ya bağlıydı. Erdoğan'ın buna ihtiyacı yok. Hem
artık o, yeni bir toplumsal konsensus arıyor. Bunda 2019 referandumu hesabı
olabilir. Ama denizin bittiğini gormenin sonucu da olabilir.
◊ Biten deniz nedir?
- Muhafazakarlıkta, dindarlıkta, İslamileşmede gidebileceğin nokta.
Referandumda bunu gorduk.
◊ Bir antropolog g ozuyle, bu topraklardan demokrasi çıkar mı? Coğrafya gerçekten de kader midir yani? - Sınıfımda, sokakta muhafazakar gençlerle modern gorunumlu gençlerin bir aradalığını gorebiliyorum. Boylesi melezliğin hala kaybolmamış olması, Turkiye'nin şansıdır. Turkiye'nin Osmanlı'dan bu yana gelen deneyimine baktığımızda, elbette ki demokratik tavrı hayata geçirme imkanı olduğunu
duşunuyorum.
◊ Ne g uzel, iyimser bitiriyoruz soyleşiyi...
- Kutuplaşmanın otesine geçebileceğimiz, ayrışmanın değil sarmaşmanın
imkanlarının bu topraklarda ve bizim deneyimimizde olduğunu duşunuyorum. En
muhafazakarımız bile gelip bu ortamda bizimle muhabbet eder. Ben camiye gidip
saatlerce oturur, sohbet ederim. Okulda tesetturlu oğrencim var; sınıfın en
girişken, soru ve yorumlarıyla katkı yapanlarından. Çok da bakımlı.
"Başortunun şıklığıyla çantanın şıklığı oyle uyum içinde ki karşında saygıyla
eğiliyorum" diyorum; gulumsuyor gayet hoş, teşekkur ediyor. Onlarla inanılmaz
muhabbet, sevgi ve tefekkur uretebiliyorum. Bunu ben yapabiliyorsam, herkes
yapabilir. Ama iktidar ağzı bu kadar sert ve şedit olmazsa...
T urkiye'de mesele, yılların bastırılmışlığı
◊ Bir onceki kitabınız 'Parti, Tarikat, Cemaat'te şoyle bir bolum var:
"Goruyorlar ki IŞİD kadınlara dışarı çıkmayı bile yasaklıyor. (....) Bakalım
gun gelecek kendi İslam'ınızı bile onu mekruh sananlar karşısında var
edebilmek adına, laikliği mumla arayacak mısınız?" Sizce boyle bir farkındalık
oluştu mu?
- Şu an bu iktidar, Turkiye'nin laik populasyonuyla bir uzlaşma, yeniden yan
yana gelme, diyaloğa geçme arayışına girdi gibi. Bunun politik sebepleri
olabilir. Ama bir yandan, laik toplum kesimini eritmenin, yok etmenin,
donuşturmenin imkanı olmadığı goruluyor.
◊ Asl ında birçok insanın hissettiği mağlubiyet duygusunun yanında boyle
bir gerçek de var. Bir elit projesi olarak gorulen Kemalist Devrim, toplumun
en azından yarısını donuşturmuş, ikna etmiş. Bugunku noktaya baktığımızda
başarılı olmuş diyebilir miyiz?
- Kesinlikle. Daha fazla ne yapabilirdi? Avrupa'da 11'inci yuzyıldan
başlayarak 800 yılda modern, kapitalist, endustriyel ulus devleti var eden
değişim, Turkiye'de 1920'lerden 2000'lere gelen sureçte, 80-90 yılda yaşandı.
Boyle bir durumda hala laik yaşam biçimini surduren yuzde 50'lik bir nufusun
olması çok buyuk bir başarıdır. Tarım toplumlarında ideoloji dindir. Modern
ideolojilerde modernleşmeyle tanışırsın. 2000'ler Turkiye'sinde toplum,
dindarlaştırma projesine çatır çatır direniyor. Referandumda bu ortaya çıktı.
◊ Şu da yok mu hocam; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, AK Parti de
aslında kentin gobeğinde ortaya çıkan, modernitenin içinde bulunan unsurlar
değil mi?
- Aynen. Tayyip Erdoğan bir Cumhuriyet çocuğudur. Fenerbahçe merakı,
kabadayılık... Butun bunlara baktığında Tayyip Erdoğan aslında sekuler bir
Cumhuriyet çocuğudur. İmam hatipte okudu ve mesele şu: İmam hatiplerin
yıllarca kuçumsenmesinin, aşağılanmasının, kıyıya itilmesinin, kulturel
anlamda 'aşırı' sayılmasının yarattığı ofkenin bedelini odetiyor.
◊ S ınıfsal bir tepki yani...
- Tanıdığım bir esnaf dedi ki, "Tayyip Erdoğan bizim intikamımızı aldı
hocam." "E kimden aldı?" dedim, cevap "Yuksek tabakadan, sosyeteden"... "Ne
yaptı da intikamını aldı?" diye sordum. Cevap: "E bizi kuçuk goruyorlardı,
aşağılıyorlardı. İşte Anadolu'dan gelmiş, dindar, şu bu... Bu kuçuk gormeden
intikam aldı." O yuzden, Turkiye'de mesele, İslami rejim meselesi değildir.
Yılların bastırılmışlığıyla ilgilidir.
Yorumlar
Yorum için giriş yap veya kaydol.
Henüz yorum yok — ilk sen yaz.