/Paylas.io

Trump yönetiminin Güney Amerika ülkesi Venezüella’da Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya karşı açık darbe girişimi anti-emp...

2019-02-07 20:34:45.483000 | URL | haberci




Özet (TL;DR) @ 2019-02-08T05:21:04.000Z: Trump yönetiminin Güney Amerika ülkesi Venezüella’da Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya karşı açık darbe girişimi anti-emperyalizm tartışmalarını da alevlendirdi.



Bir kanat dunya çapındaki butun olumsuz sonuçlara rağmen ABD'nin 'renkli devrim' projesinin ulkeye 'demokrasi' getireceğini one urerken, diğer cephe Venezuella'nın ozelleştirmelerle Amerikan onculuğunde emperyalist talana tamamen açılacağını belirtip Bolivarcı sosyal adalet deneyiminin arkasında duruyor. Ancak Turkiye gibi ekonomisi tamamen neoliberal kuresel duzene entegre olmuş ulkelerin yonetimlerinin 'anti-emperyalist' retoriği kullanarak Maduro'ya destek vermesi de kafaları karıştırıyor. Öne çıkan sorulardan birisi kapitalist bir sisteme sahip olup aynı zamanda anti-empeyalist olunup olunamayacağı, olunabilinse bile bunun sınırlarının ne olduğu…

Venezuella orneğinden hareketle anti-emperyalizm tartışmalarını Prof. İlhan Uzgel ile konuştuk.

' AMERİKA BAŞKA BİR ÜLKEYE DEMOKRASİ GETİREMEZ'

Prof. İlhan Uzgel, kapitalizmin ABD onculuğunde artık dunyanın dort bir yanında hukum surduğunu belirtirken, 1980'lerden itibaren amaçlananların başarılabildiğini, aşamalı olarak Sovyetler'in çokertilmesi, Çin ve 1991'den sonra da Hindistan'ın bu surece dahil olduğunu anımsattı. Dunyanın kuresel planda kimseye 'alan bırakmayan' bir sistemle karşı karşıya olduğunu belirten Uzgel, hal boyleyken dunyanın en kolay işinin de 'anti-emperyalistim' demek olduğunu vurguladı. Ancak Uzgel, kendilerine 'anti-emperyalist' diyenlerin aynı zamanda 'anti-kapitalist' olmadıklarının altını çizdi:

"Kapitalizm, Amerika'nın onculuğunde artık neredeyse kılcal damarlara kadar dunyanın her yerine ulaştı. Aslında 80'lerden itibaren amaçlanan da buydu. 89'dan sonra once Doğu Avrupa, Sovyet coğrafyası aşamalı olarak Çin ve 91'den itibaren Hindistan da bu surece dahil edildi. Kuresel olçekte gunluk hayatın detaylarından biraz uzaklaştığımızda bize hiç alan bırakmayan bir sistemle karşı karşıyayız. Dunyanın en kolay işi antiemperyalist olmak. Kimse antikapitalistim diyemiyor. Ama çok rahat antiemperyalist diyebiliyoruz. Antiemperyalistim diyenlerin bir kısmı antikapitalist değiller. Antikapitalist olanlar aynı zamanda antiemperyalist olmak zorunda doğası gereği.

' ABD KÜRESEL GÜNAHLARIN PARATONERİ GİBİDİR'

Uzgel, diğer yandan 'anti-emperyalizm' denildiğinde doğrudan meselenin ABD ile ilişkilendirildiğini belirtirken, "Amerika kapitalizmi kuresel gunahların paratoneri gibidir" saptaması yaptı. İnsanların bir yandan ABD'den hazzetmediklerini ama fırsatını bulurlarsa Amerika'ya gitmek istediklerini anımsatan Uzgel, toplumların butun sorunlarını emperyalizme bağlamanın otesine geçerek demokrasiyi içselleştirememelerinin onemli bir sorun teşkil ettiğini vurguladı. ABD dahil hiçbir ulkenin bir başka topluma demokrasi goturemeyeceğini ve hem ABD hem de AB'nin neoliberal sistemle uyumlu olduklarında otoriter ulkeleri de tercih edebildiğini belirten Uzgel, esas olanın rejimlerin kapitalizm ile kurulan ilişki olduğunu belirtti:

"Antiemperyalizm diyoruz, onu da Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilendiriyoruz. O biraz işlevseldir kuresel sistemin işleyişi açısından. Amerika kapitalizmin kuresel gunahlarının paratoneri gibidir. Hepsini emer, kendi içinde oğutur. Ama insanlar Amerika'ya gitmek isterler. Hiçbir ulke başka bir topluma doğrudan demokrasi getiremez. Demokrasiyi siz toplumsal olarak içselleştirirseniz, bu kulture sahip olursanız, demokrat olmak isterseniz demokrasi gelişir. Yoksa Amerika da Avrupa Birliği de demokrasi getiremez. Dikkatli ve mesafeli olmak gerekir. Amerika otoriter rejimlerle sorunlu olabilir de olmayabilir de. Esas olan kapitalizm ile kurduğu ilişkidir. Kapitalist sistem ve otoriterlik varsa, bunu Amerika tabii ki tercih edebiliyor zaman zaman. Ama otoriter ve kapanmaya başladığı anda esas işin koptuğu yer orası oluyor. Maduro, Chavez meselesi budur. Hem kapitalizme kapatıyorsun hem de otoriterleşmeye başlıyorsun. Biz bunu kendi ulkemizden de biliyoruz. Toplumsal zemin zayıfladıkça, ekonomi ile baş edemedikçe, iktidarı biraz daha sert araçlarla yonetmeye çalışırsınız. Burada Amerika'dan ya da herhangi başka bir ulkeden medet ummaya başladığınız anda o da zaten demokratik tavır kendisi gutmeye başlıyor. Esas problemli olan kısım bu."

' ORTADOĞU SİYASETİNDE BÜTÜN SORUNLARI EMPERYALİZME BAĞLAMA ALIŞKANLIĞI VAR'

Uzgel'i gore emperyalizmin tarihsel anlamda onemli bir rolu bulunsa bile Ortadoğu siyasetinde butun sorunları emperyalizme bağlama alışkanlığı onemli bir sorun. ABD gibi ulkelerin bolgede etnik ve mezhepsel hatları kaşıyabildiklerini ancak yaşananlarda bolge halklarının kendi sorumluluklarının gozden kaçtığını belirten Uzgel, Irak işgali sırasında Iraklıların ABD'yi bırakıp Şii ve Sunniler olarak birbirlerini havaya uçurmalarını anımsattı. "Emperyalizm orada duruyor, emperyalizm bu tur etnik, dinsel, mezhep ayrımlarını kullanır. Önemli olan kullandırtmamak" diyen Uzgel, Turkiye'nin Kurtuluş Savaşı'nda başardıklarına da atıf yaparak bu anlamda siyasi hareketler ve aydınlara onemli gorevler duştuğunu vurguladı:

(C) REUTERS / Manaure Quintero

"Ortadoğu siyasetinde, toplumunda, entelektuel hayatında Libya olsun, Suriye olsun, Yemen olsun, Irak olsun, butun sorunları da bu coğrafyada emperyalizme bağlama alışkanlığı var. Sorumluluğu tamamen bolge halkaları kendi uzerlerinden atmış oluyorlar. Bu da kendi içinde sorunlu bir pozisyon. Amerika, Irak'ı işgal etti, Saddam gitti. Seçimler yapıldı, seçimlere katılma oranı Irak'ta Amerika'dan daha yuksekti. Bu ulkede serbest seçim geleneği olmadığı halde olum tehlikesi olduğu halde bazı yerlerde insanlar çok uzun kuyruklarda beklediler. Çunku toplumun bir kesiminde boyle bir ozlem de vardı. İlk defa bu heyecanı da yaşadılar. Amerika'nın çok da hoşlanmadığı Şii biri seçildi. Toplumsal hayatı kurmak Iraklıların işiydi. Hem siz demokrasi fikrine uzak olacaksınız, Suriye'de diyelim, hem de surekli emperyalizmi eleştireceksiniz. Bu coğrafyanın işleri iyi gitmiyorsa emperyalizmin tarihsel olarak da payı var, gunumuzde de payı var. Ama bolge halklarının da oturup kendi kendilerine başımıza gelen her şeyin nedeni emperyalizmdir, bizim hiçbir sorumluluğumuz yoktur demeyip duşunmesi lazım, buradaki siyasal hareketler, buradaki entelektuel dunya, buradaki akil insanlar… Irak'ta bir Şii uzerine bomba bağlayıp Sunni mahallesinde patlatıyor, bir Sunni uzerine bomba bağlayıp Şii mahallesinde patlatıyor. Mesela Irak'ın onde gelenleri neredeydiniz, din adamları, mollalar? Siz ne yapıyorsunuz? Amerika ulkeyi işgal etmiş, Iraklılar birbirlerinin mahallelerinde bomba patlattılar. Buralarda da bolge insanı olarak bizim de belki sorumluluklarımız var. Etnik, dinsel, mezhepsel fay hatlarını tabii ki kurcalayarak kışkırtıyorlar. Manipule de edebilirler. MOSSAD'ı da girer, CIA'yi de girer. 1919-20'de İç Anadolu işgal edilmişti. Bir ulusal kurutuluş mucadelesi verildi ve bir ulke kuruldu. Tarihsel bir ornek de var. Amerika'ya karşı savaşıp bir ulke kurma imkanı da var. Şii'si Sunni'si bir araya gelip Amerika'ya karşı bir direniş olabilirdi. Bu direniş daha sınırlı oldu. Şii ve Sunni gruplar birbiriyle daha fazla çatıştı. Niye intihar bombacısı var? Bu intihar bombacılarını Lubnan'da 1983'te olduğu gibi Amerikan birliklerine saldırırken çok gormedik. Bu sadece Irak ile de ilgili değil Ortadoğu ile ilgili. İran'dan, Suriye'den birisi çıkar, 'Amerikan işgali var, buna karşı mucadele edin ve ulkeyi kurun' der. Ondan sonra bu bolgenin sorumluluğuna duşuyordu. Emperyalizm orada duruyor, emperyalizm bu tur etnik, dinsel, mezhep ayrımlarını kullanır. Önemli olan kullandırtmamak."

' TÜRK HÜKÜMETİNİN ANTİ-EMPERYALİST SÖYLEMİ RETORİKTEN İBARET'

Uzgel'e gore 'anti-emperyalist' tartışmasında Turkiye çarpıcı bir ironi ortaya koyuyor. AK Parti iktidarının kendisini 'ABD'ye direnen bir lider' etrafında tanımlamaya çalıştığını ancak Erdoğan yonetiminin ulkenin butun varlıklarını Amerikan şirketlerine sattığını belirten Uzgel, dunya kapitalizmine kendisini bu kadar açan Turkiye gibi bir ulke bulunmadığını vurguladı. Uzgel Erdoğan'ın bir yandan 'Maduro'nun yanındayız' derken, diğer yandan New York Times'a makale yazarak 'Ortadoğu'da işbirliğine' vurgu yaptığını da belirtirken, anti- emperyalizmin bir retorikten ibaret kaldığı ve samimi olmadığı goruşunu dile getirdi:

"Antiemperyalist olmak kolaydır, soylemde ben antiemperyalistim dersin. Maduro için Turkiye'den destek tweetleri atılmasının bir maliyeti yok ki. AKP iktidarı kendisini Amerika'ya direnen bir lider etrafında tanımlamaya çalışıyor, bunu da boyle lanse ediyor. Sokaktaki insana medya mikrofon tuttuğunda iki tane şey soyluyor. Bolgesel buyuk lider, dunyaya kafa tutan lider diyor. bu imajı kaçırmamaya istiyorlar, bir de iyi bir fırsat sundu. Dolayısıyla son derece samimiyetsiz. Turkiye'ye hem kendi tarihi açısından baktığımızda hem de dunyadaki Turkiye benzeri ulkeler açısından baktığımızda, dunya kapitalizmine bu kadar açık bir ulke yoktur dunyada. Siyasal kapitalizmi AKP doneminde oyle bir açıldı ki, inanın markete girdiğinizde, alışveriş yaptığınızda aldığınız urunlerin çok buyuk bir kısmı yabancı sermayeli. Bankaya gittiğinizde, bankacılık sisteminin yarısından fazlası yabancı sermayenin elinde. Borsanın yarısından fazlası yabancı sermayenin elinde. Turkiye'de pratikte hem lira hem dolar kullanılıyor. Seçime giderken şeker fabrikalarını Amerikan şirketlerine satan bir iktidar ondan sonra da kalkıyor 'Biz antiemperyalistiz' diyor. Maduro'nun yanındayız diyor. New York Times'a makale yazıyor bu ulkenin reisi. Ondan sonra gel Ortadoğu'da işbirliği yapalım diyor. onun iletişim danışmanı beraber Suriye'de çalışalım diyor. Erdoğan, Obama'yı gel Suriye'yi bombala diyor, sonra da Maduro'nun yanında antiemperyalist oluyor. Bu samimiyetsizliği her ortamda deşifre etmemiz ortaya koymamız gerekiyor."

' TÜRK MEDYASI ABD İLE KORKUNÇ KRİZLER VARMIŞ GİBİ YANSITIYOR AMA UFAK TEFEK SORUNLAR VAR'

Uzgel, Turkiye'deki çelişkili durumu, "Hem İncirlik ussu duracak, --mesela PYD'ye silahların bir kısmı İncirlik'ten gidiyor-, hem ABD nukleer silahları olacak, hem ekonominin yarısı dolar uzerinden donecek, ondan sonra biz anti- emperyalistiz' diyeceksiniz" sozleriyle ozetlerken, Erdoğan'ın kendisini 'neoliberal' ve 'ozelleştirmeci' olarak tanımladığı donemde daha tutarlı olduğunu belirtti Uzgel'e gore Turkiye medyasında surekli ABD ile ilişkilerde korkunç krizler varmış gibi yansıtılmasının da aslı astarı bulunmadığını anımsatarak, "Ufak tefek sorunlar var sadece. Erdoğan yonetimi bu sistemi bu kadar kapitalistleştirdiği için çok batmıyor bu Batı'nın gozune" ifadelerini kullandı:

(C) REUTERS /

"Hem İncirlik ussu burada duracak, mesela PYD'ye giden silahların bir kısmı İncirlik ussunden gidiyor. Hem Amerika'nın nukleer silahları olacak Turkiye'de hem ulke ekonomisinin yarısı dolar uzerinden donecek, ondan sonra da biz antiemperyalistiz diyeceksiniz. Bu kadar da samimiyetsizlik olmaz, neyseniz onu soyleyin. Bir zaman daha sunilerdi. Ben neoliberalim, ben ozelleştirmeciyim diyordu. O hiç olmazsa kendi içinde tutarlıydı. Ama bunu boyle yeni keşfettiler. Dunyaya kafa tutan, onu tasfiye etmeye çalıştığı… Boyle bir şey yok. Hem muhalif medyada hem ana akım medyada, Turkiye ile Amerika arasında korkunç krizler varmış gibi temsil ediliyor. Boyle bir şey yok. Kriz yok, ilişkilerde ufak tefek sorunlar var sadece. Erdoğan yonetimi bu sistemi bu kadar kapitalistleştirdiği için çok batmıyor bu kadar Batı'nın gozune de. Esas kritik noktası da burası. Yok Brunson'dı yok S-400'du, Patriot'du, Halkbank derken, esas kritik yonu gozden kaçıyor diyelim."

' ÇİN VE RUSYA KAPİTALİST DÜNYAYA EKLEMLENİYORLAR, DÜNYANIN KURTARICISI DEĞİLLER'

Uzgel, diğer yandan başların Rusya ve Çin'e çevrilmesinde dunya halklarının ABD'den başka sorunlarını dengeleyecek ulkeler arayışının yattığı goruşunde. Ancak Rusya ve Çin'in de kapitalist sisteme eklemlendiğini anımsatan Uzgel, bu ulkeleri de dunya kapitalist sisteminin dışında ve dunyanın kurtarıcısı olarak duşunmenin yanlış olacağını kaydetti:

"Amerikan hegemonyası Batı ile birlikte hareket edince çok guçlu aslında. Yanına Kanada'yı alıyor, Meksika'yı alıyor. Şimdi Brezilya'yı alıyor, Avrupa Birliği'ni alıyor. Japonya, Guney Kore topladığınızda hakikaten sermaye var arkasında, askeri guç var, istihbarat var. Dolayısıyla bizim gibi toplumlar bunalıyorlar, bunalınca da arayışa giriyorlar. Kendileri baş edemeyince onu dengeleyecek alternatif guç arayışına giriyorlar. Onu da Rusya ve Çin'de bulduklarını zannediyorlar. Çin'in egemen olduğu bir dunyanın nasıl olacağını tam olarak bilmiyoruz. Amerika'yı gorduk. Emperyalizm ile hegemonya arasında bir farktır bu. Hegemonik guç kuresel kapitalizmin koruyucusu guçtur. Şu an Amerika bu fonksiyonu yerine getiriyor, eylemlerin bir kısmı buradan kaynaklanıyor. Kafamızı karıştırıyor bir miktar. Çin ve Rusya yalnızca devlet refleksi gostermiyorlar. Kapitalist dunyaya eklemleniyorlar. Ama olçekleri buyuk olduğu için bazı terimleri bazı koşulları kendileri dayatabiliyorlar. Aradaki fark bu. Bizim gibi ulkeler bunu dayatamıyorlar. Amerika da onu tolere ediyor. Rusya ve Gurcistan'ı tolere ediyor, Suriye'yi tolere ediyor. Çin'e diyor ki 'Sen kendi bolgende dur. Dunyanın başka yerlerine çok fazla bulaşma. Ben sana yatırım yapayım, sen bana onu sat. Artan parayla elinde dolar kalırsa gel benden tahvili al' diyor Amerika. Pazarlıkları buradan kuruyorlar. Yoksa bunlar kapitalizm dışı ve dunyanın kurtarıcısı ulkeler değil. Yalnızca bu tıkanıklığın farkındalar. Dunyada Turkiye gibi çeşitli ulkelerin Amerikan hegemonyası altında ezildiklerinin farkındalar. O arayışa bazen cevap veriyormuş gibi gorunuyorlar. Kendi çıkarlarını orada halletmeye çalışıyorlar. Çin açısından Afrika bunun orneklerinden biridir."


Devamını oku